HALKWEBAuthorsDünya Gıda Fiyatları Düşerken Türkiye Neden Açlık Enflasyonu Yaşıyor?

Dünya Gıda Fiyatları Düşerken Türkiye Neden Açlık Enflasyonu Yaşıyor?

Türkiye’de gıda fiyatları: Ekonomik veri değil siyasal karne

0:00 0:00

Türkiye’de gıda fiyatları artık sıradan bir ekonomik gösterge değildir. Türkiye’de gıda fiyatları, ekonomik yönetim anlayışının, tarım politikalarının ve siyasi tercihlerin en çıplak sonuçlarından biridir. Bugün Türkiye’de vatandaşın mutfağı, ekonomi yönetiminin gerçek performans raporudur. Ve bu rapor ağır bir kriz tablosu göstermektedir.

Uzun yıllardır kamuoyuna sunulan temel savunma şudur: “Dünya kriz içinde.” Oysa küresel veriler bu savunmanın gerçeği yansıtmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün yayımladığı Dünya Gıda Fiyat Endeksi 2022 yılında 159 puanla tarihi zirvesine ulaşmıştır. Ancak 2025 yılı itibarıyla bu endeks yaklaşık 118 puana gerilemiştir. Bu, küresel ölçekte gıda fiyatlarında yaklaşık yüzde 26’lık düşüş anlamına gelmektedir. OECD ve FAO raporlarına göre dünya gıda enflasyonu 2025 ve 2026 döneminde ortalama yüzde 3 ile yüzde 4 aralığında seyretmektedir.

Türkiye’de ise tablo tamamen farklıdır. TÜİK verilerine göre gıda enflasyonu 2022 yılında yüzde 93 seviyesine ulaşmış, 2023 yılında yüzde 72 olarak gerçekleşmiş, 2024 yılında yüzde 65 seviyesinde gerçekleşmiş ve 2025 yılı itibarıyla hâlâ yüzde 45-55 bandında seyretmektedir. Türkiye’nin gıda enflasyonu dünya ortalamasının yaklaşık 10 ila 12 katına ulaşmıştır.

Bu tablo artık küresel krizle açıklanamaz. Bu tablo Türkiye’nin üretim modelinin çöküşünün sonucudur.

Türkiye’de Tarımsal Üretimin Çöküşü

Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselişi üretim kapasitesindeki gerilemeyle doğrudan ilişkilidir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre 2002 yılında yaklaşık 2 milyon 800 bin olan kayıtlı çiftçi sayısı 2025 yılı itibarıyla 1 milyon 900 bin seviyesine gerilemiştir. Yaklaşık 900 bin üretici tarım sektöründen çekilmiştir.

Bu yalnızca bir istihdam sorunu değildir. Bu durum Türkiye’nin üretim kapasitesinin küçülmesi anlamına gelmektedir.

TÜİK verilerine göre 2002 yılında 26,5 milyon hektar olan işlenen tarım alanı 22,7 milyon hektar seviyesine düşmüştür. Türkiye yaklaşık 3,8 milyon hektar tarım alanını üretim dışı kaybetmiştir. Bu alan neredeyse Belçika büyüklüğünde bir üretim kapasitesine karşılık gelmektedir.

Tarım sektöründe yaşanan bu daralma üretim maliyetlerindeki dramatik artışla doğrudan bağlantılıdır.

Tarımsal Girdi Maliyetleri: Üreticiyi Sistem Dışına İten Baskı

Türkiye tarım üretiminde kullandığı gübrenin yaklaşık yüzde 90’ını ithal etmektedir. Gübre fiyatları döviz kuruna bağlı olarak son yıllarda katlanarak artmıştır.

Mazot fiyatları tarım sektöründe maliyet krizinin en önemli göstergelerinden biridir. 2010 yılında litre başına yaklaşık 3 TL olan mazot fiyatı 2025 yılı itibarıyla 53 TL seviyesini aşmıştır. Bu yaklaşık 18 kat artış anlamına gelmektedir.

Tarımda enerji maliyetleri, sulama giderleri ve tarım ilacı fiyatları da benzer şekilde yükselmiştir. Bu maliyet artışları küçük ve orta ölçekli üreticiyi üretimden çekilmeye zorlamıştır.

Nüfus Artışı Ve Arz Daralması: Gıda Enflasyonunun Demografik Boyutu

Türkiye’nin nüfusu 2002 yılında yaklaşık 66 milyon seviyesindeyken 2025 yılı itibarıyla 86 milyon seviyesine ulaşmıştır. Nüfus artışı gıda talebini artırmıştır. Ancak aynı dönemde üretim kapasitesi daralmıştır.

Arz daralırken talebin artması gıda fiyatlarının yapısal olarak yükselmesine neden olmuştur. Türkiye’de gıda enflasyonunun kronik hale gelmesinin temel nedenlerinden biri budur.

Tarım Politikalarında Strateji Eksikliği

Türkiye’de tarım politikaları uzun vadeli üretim stratejilerine dayanmamaktadır. Tarım destekleri sık değişmektedir. Tarımsal desteklerin milli gelire oranı OECD ortalamasının altındadır. Türkiye’de tarım desteklerinin GSYH’ye oranı yaklaşık yüzde 0,6 seviyesindeyken Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır.

Bu durum üretim planlamasını zorlaştırmakta ve çiftçinin uzun vadeli yatırım yapmasını engellemektedir.

Tarım kısa vadeli fiyat müdahaleleriyle yönetilemez. Tarım istikrar, planlama ve kurumsal süreklilik gerektirir. Türkiye’de bu istikrar sağlanamamıştır.

İthalat Ekonomisine Geçiş: Tarımsal Bağımsızlığın Zayıflaması

Türkiye gıda fiyatlarını kontrol etmek için ithalat politikasını sık kullanmıştır. Fiyat artışları dönemlerinde gümrük vergileri düşürülmüş ve ithalat artırılmıştır.

Türkiye son yıllarda buğday, arpa, mısır ve canlı hayvan ithalatını ciddi biçimde artırmıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi verilerine göre Türkiye’nin yalnızca buğday ithalatına ödediği yıllık döviz 2025 itibarıyla yaklaşık 3,5 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.

Türkiye 2024 yılında yaklaşık 9 milyon ton buğday ithalatı gerçekleştirmiştir. Bu tablo Türkiye’nin temel gıda ürünlerinde dışa bağımlı hale geldiğini göstermektedir.
İthalat politikası kısa vadede fiyat baskısı yaratmış, ancak uzun vadede yerli üretimi zayıflatmıştır.

Et ve Hayvancılık Krizi: Gıda Enflasyonunun En Sert Göstergesi

Türkiye’de gıda enflasyonunun en dramatik göstergesi kırmızı et fiyatlarıdır. Et fiyatları yalnızca bir tüketim ürünü fiyatı değildir. Et fiyatları, hayvancılık politikalarının, yem maliyetlerinin, ithalat stratejisinin ve tarımsal üretim planlamasının başarısını gösteren en önemli göstergelerden biridir.

Türkiye’de hayvancılık sektöründe en büyük maliyet kalemi yemdir. Yem fiyatları 2020 yılında ton başına yaklaşık 1.500 TL seviyesindeyken 2025 yılı itibarıyla 6.500 TL seviyesine ulaşmıştır. Bu yaklaşık yüzde 330’luk artış anlamına gelmektedir.

Hayvancılıkta kullanılan yem hammaddelerinin önemli bölümü ithal edilmektedir. Türkiye soya ve mısır gibi yem hammaddelerinde dışa bağımlıdır. Döviz kurundaki artış hayvancılık maliyetlerini doğrudan yükseltmiştir.

Hayvancılık sektöründe üretici maliyet baskısı nedeniyle küçülmeye başlamıştır. Son yıllarda küçük ve orta ölçekli birçok üretici hayvancılığı bırakmak zorunda kalmıştır. Bu durum et arzının daralmasına yol açmıştır.

Türkiye’de kırmızı et fiyatları son yıllarda dramatik biçimde artmıştır. 2020 yılında kilogram fiyatı yaklaşık 60 TL olan dana eti 2025 yılı itibarıyla 900 TL seviyesine yaklaşmıştır. Bu yaklaşık 15 kat artış anlamına gelmektedir.

Türkiye et fiyatlarını düşürmek amacıyla canlı hayvan ve karkas et ithalatını sık kullanmıştır. Ancak ithalat politikası kısa vadede fiyat baskısı yaratırken uzun vadede yerli üretimi zayıflatmıştır. Türkiye hayvancılıkta dışa bağımlı hale gelmiştir.

Et fiyatlarındaki yükseliş Türkiye’de gıda enflasyonunun en sert aşamasını temsil etmektedir. Çünkü et fiyatları yalnızca bir ürün fiyatı değildir. Et fiyatları yem maliyetlerini, üretim politikalarını ve tarım stratejisinin başarısını gösteren en kritik göstergedir.

Tarımdan Uzaklaşmanın Siyasal Sonuçları

Türkiye üretim ekonomisinden uzaklaştıkça gıda fiyatlarını kontrol etme kapasitesini kaybetmiştir. Tarım stratejik sektör olmaktan çıkarılmış, piyasa dalgalanmalarına bırakılmıştır.

Bugün Türkiye’de gıda enflasyonu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal refah sorunu haline gelmiştir. Gıda fiyatlarının maaşlardan daha hızlı artması toplumun alım gücünü zayıflatmaktadır.

Türkiye’de gıda fiyatları artık yalnızca mutfak sorunu değildir. Bu durum ekonomik yönetim anlayışının en temel sınavıdır.

Hal Sistemi, Market Zincirleri ve Gıda Ticaretinde Güç Dengeleri

Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselmesini yalnızca üretim maliyetleriyle açıklamak eksik kalır. Türkiye’de gıda fiyatlarının katlanmasının en kritik nedenlerinden biri dağıtım ve ticaret sistemidir. Bu sistemin merkezinde ise hal düzeni bulunmaktadır.

Türkiye’de sebze ve meyve ticareti 5957 sayılı Hal Yasası kapsamında yürütülmektedir. Bu yasa 2010 yılında yürürlüğe girerken temel amaç üretici ile tüketici arasındaki aracı sayısını azaltmak, fiyat şeffaflığını sağlamak ve üreticinin pazarlık gücünü artırmaktı. Ancak uygulamada bu hedeflerin önemli bölümü gerçekleşmemiştir.

Bugün Türkiye’de sebze ve meyve ticareti çoğu zaman şu zincir üzerinden işlemektedir:
Üretici → Komisyoncu → Hal → Toptancı → Nakliyeci → Depocu → Market → Tüketici

Bu zincirin her halkasında maliyet ve kâr eklenmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı raporları bazı ürünlerde üretici ile tüketici fiyatı arasındaki farkın yüzde 300 ila yüzde 400 seviyesine ulaşabildiğini göstermektedir.

2025 yılı verilerinde üreticide kilogram fiyatı yaklaşık 18 TL olan domates bazı büyük şehirlerde 90 TL’nin üzerinde satılmıştır. Benzer farklar patates, soğan ve biber gibi temel ürünlerde de görülmektedir.

Hal Reformunun Sürekli Ertelenmesi

Hal sisteminin sorunları uzun yıllardır bilinmektedir. 2012 yılında hal sisteminin modernize edilmesi gündeme gelmiş, 2019 yılında yeni hal düzenlemesi taslağı hazırlanmış, 2023 yılında ise reform tartışmaları tekrar açılmıştır. Ancak bu girişimlerin hiçbiri kalıcı yapısal değişim yaratamamıştır.

Hal reformunun gecikmesinin en önemli nedeni ticaret ağları ve aracı sisteminin ekonomik gücüdür. Türkiye’de gıda ticareti büyük ölçüde komisyonculuk sistemine bağlıdır. Bu yapı fiyat oluşumunun üretim maliyetinden kopmasına neden olmaktadır.

Aracı Sistemi ve Fiyat Şişmesi

Türkiye’de üretici çoğu zaman ürününü doğrudan pazara sunamamaktadır. Ürünler hal sistemine girmek zorunda kalmaktadır. Bu durum üreticinin pazarlık gücünü zayıflatmaktadır.

Tarım ekonomisi araştırmalarına göre üretici çoğu zaman yüzde 10’un altında kâr marjıyla çalışmaktadır. Buna karşılık dağıtım ve ticaret zincirinde kâr marjlarının yüzde 30 ila yüzde 40 seviyelerine ulaştığı tahmin edilmektedir.

Bu yapı Türkiye’de gıda zincirinde kazanç dağılımının adaletsiz hale gelmesine yol açmaktadır.

Zincir Marketler: Perakende Gücünün Yoğunlaşması

Türkiye’de gıda fiyatlarını etkileyen bir diğer kritik unsur organize perakende sektörüdür. Son yirmi yılda zincir marketler hızla büyümüş ve gıda satışında belirleyici aktör haline gelmiştir.

Perakende sektörünün toplam gıda satışındaki payı yaklaşık yüzde 40 seviyesine ulaşmıştır. Rekabet Kurumu raporları perakende sektöründe piyasa yoğunlaşmasının arttığını göstermektedir.

Zincir marketler güçlü lojistik ve depolama altyapısına sahiptir. Bu durum maliyet avantajı yaratmaktadır. Ancak piyasa yoğunlaşması fiyat belirleme gücünün sınırlı sayıda ticari aktörde toplanmasına neden olmaktadır.

Market Maliyetlerinde Patlama

Zincir marketlerin fiyat politikalarını belirleyen en önemli faktörlerden biri maliyet artışlarıdır. Son beş yılda:
• Elektrik maliyetleri yaklaşık 3 kat artmıştır
• Ticari kira maliyetleri bazı şehirlerde yüzde 200 yükselmiştir
• Lojistik giderleri yaklaşık yüzde 250 artmıştır
• Personel maliyetleri önemli ölçüde yükselmiştir
Bu maliyet artışları doğrudan raf fiyatlarına yansımaktadır. Ancak piyasa yoğunlaşması fiyat rekabetinin sınırlı kalmasına neden olmaktadır.

Lojistik Maliyetler: Gıdanın Gizli Enflasyonu

Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselmesinde en kritik unsurlardan biri lojistik maliyetlerdir. Tarım ürünleri üretim bölgelerinden büyük şehir tüketim merkezlerine taşınmaktadır.
Mazot fiyatları lojistik maliyetlerin en önemli belirleyicisidir. 2010 yılında litre başına yaklaşık 3 TL olan mazot fiyatı 2025 yılı itibarıyla 50 TL seviyesine yaklaşmıştır. Bu yaklaşık 17 kat artış anlamına gelmektedir.

Karayolu taşımacılığında otoyol ve köprü ücretleri de lojistik maliyetleri artırmaktadır. Uzmanlara göre Türkiye’de gıda fiyatlarının yüzde 15 ila yüzde 25’i lojistik maliyetlerinden oluşmaktadır.

Türkiye’de tarım ürünleri taşımacılığı büyük ölçüde karayolu üzerinden yapılmaktadır. Demiryolu ve soğuk zincir altyapısının yetersizliği maliyetleri daha da artırmaktadır.

Soğuk Zincir ve Depolama Sorunları

Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselmesinde depolama altyapısının yetersizliği de önemli rol oynamaktadır. Soğuk hava deposu kapasitesinin yetersiz olması ürün kayıplarını artırmaktadır.

Tarım Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de bazı tarım ürünlerinde hasat sonrası kayıplar yüzde 20 seviyesine ulaşabilmektedir. Bu kayıplar arzı azaltmakta ve fiyatları yükseltmektedir.

Gıda Ticaretinde Güç Dengeleri

Türkiye’de gıda zinciri üretici, aracı, toptancı ve perakende aktörleri arasında dağılmıştır. Ancak bu zincirde güç dengesi üretici aleyhine işlemektedir.

Üretici fiyat belirleyemezken, dağıtım ve ticaret zinciri fiyat oluşumunda daha güçlü konumdadır. Bu durum Türkiye’de gıda piyasasının rekabetçi değil, parçalı ve dengesiz bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de Gıda Fiyatları Neden Katlanıyor?

Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselmesi yalnızca üretim maliyetlerinden kaynaklanmamaktadır. Hal sistemi aracı maliyetlerini büyütmektedir. Zincir market yoğunlaşması fiyat rekabetini sınırlamaktadır. Lojistik maliyetler fiyatları yukarı çekmektedir. Depolama altyapısının yetersizliği arz kayıplarına yol açmaktadır.
Bu faktörlerin birleşimi Türkiye’de gıda fiyatlarının kronik olarak yüksek kalmasına neden olmaktadır.

Dağıtım Krizinin Siyasal Boyutu

Türkiye’de gıda ticaret sistemi uzun yıllardır reform ihtiyacı duymaktadır. Ancak hal reformunun sürekli ertelenmesi, üretici örgütlerinin güçlendirilememesi ve piyasa denetim mekanizmalarının sınırlı kalması dağıtım krizinin derinleşmesine yol açmıştır.
Gıda ticaretinde yaşanan sorunlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yönetim tercihlerinin sonucudur.

Et Fiyatları: Türkiye’de Gıda Krizinin En Çıplak Göstergesi

Türkiye’de gıda enflasyonunun en sert ve en görünür alanı kırmızı et fiyatlarıdır. Et fiyatları yalnızca bir tüketim ürünü fiyatı değildir. Et fiyatları tarım politikalarının, yem maliyetlerinin, ithalat stratejisinin ve hayvancılık üretim modelinin başarısını gösteren en kritik göstergedir.
Türkiye’de hayvancılık sektöründe en büyük maliyet kalemi yemdir. Yem fiyatları 2020 yılında ton başına yaklaşık 1.500 TL seviyesindeyken 2025 yılı itibarıyla 6.500 TL seviyesine ulaşmıştır. Bu yaklaşık yüzde 425’lık artış anlamına gelmektedir.

Türkiye soya, mısır ve yem hammaddelerinde büyük ölçüde dışa bağımlıdır. Döviz kurundaki artış hayvancılık maliyetlerini doğrudan yükseltmiştir. Küçük ve orta ölçekli birçok üretici hayvancılığı bırakmak zorunda kalmıştır.

2020 yılında kilogram fiyatı yaklaşık 60 TL olan dana eti 2025 yılı itibarıyla 900 TL seviyesine yaklaşmıştır. Türkiye kırmızı et fiyatlarında dünyanın en pahalı ülkeleri arasına girmiştir.

İthalat Politikası: Fiyatı Düşüren Değil Üretimi Zayıflatan Model

Türkiye et fiyatlarını kontrol etmek amacıyla uzun yıllardır canlı hayvan ve karkas et ithalatını kullanmaktadır. Ancak ithalat politikası kısa vadede fiyat baskısı yaratsa da uzun vadede yerli üretimi zayıflatmıştır.

Türkiye yalnızca et değil, buğday, arpa, mısır ve yem hammaddelerinde de ithalata bağımlı hale gelmiştir. Türkiye’nin yıllık buğday ithalatı yaklaşık 8 milyon ton seviyesine ulaşmıştır. Bu ithalat için ödenen döviz yaklaşık 3 milyar dolar seviyesindedir.

İthalata dayalı gıda politikası Türkiye’nin fiyat istikrarını döviz kuruna bağlamıştır. Kur arttığında gıda fiyatları da artmaktadır.

Türkiye Neden Dünya Gıda Trendinden Koptu

FAO verilerine göre küresel tahıl fiyatları 2022 zirvesine göre yaklaşık yüzde 30 düşmüştür. Ancak Türkiye’de ekmek fiyatları aynı dönemde ortalama yüzde 200 artmıştır.
Bu fark üretim maliyetleri, dağıtım sistemi sorunları ve ithalat bağımlılığının birleşimidir. Türkiye üretimden uzaklaştıkça gıda fiyatlarını kontrol etme kapasitesini kaybetmiştir.

Gıda Enflasyonunun Sosyal Etkileri

Türkiye’de gıda fiyatlarının maaşlardan daha hızlı artması toplumun alım gücünü zayıflatmaktadır. Son yıllarda asgari ücret yaklaşık 6 kat artarken bazı temel gıda ürünlerinde fiyat artışı 8 ila 10 kat seviyesine ulaşmıştır.

Bu durum gıda krizinin yalnızca ekonomik değil, sosyal refah sorunu olduğunu göstermektedir.

Çözüm: Devletin Piyasa Düzenleyici Rolünü Yeniden Üstlenmesi, TMO Yeniden Stratejik Aktör Olmalı

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) yalnızca ithalat yapan bir kurum olmaktan çıkarılmalı, üreticiye alım garantisi sağlayan ve piyasa fiyatlarını dengeleyen aktif bir kurum haline getirilmelidir. TMO’nun depolama kapasitesi artırılmalı ve stratejik stok politikası güçlendirilmelidir.

Et ve Süt Kurumu Piyasa Düzenleyici Güç Haline Getirilmeli

Et ve Süt Kurumu yalnızca ithalat yapan bir yapı olmamalıdır. Kurum üretici destekleme, fiyat dengeleme ve arz planlama görevlerini aktif biçimde yürütmelidir. Hayvancılık sektöründe üretim planlaması yapılmadan et fiyatlarının kontrol altına alınması mümkün değildir.

Tariş ve Çukobirlik Gibi Koopertif Yapıları Yeniden Güçlendirilmeli

Türkiye’de üretici kooperatifleri geçmişte tarım piyasasında önemli denge unsurları olmuştur. TARİŞ, ÇUKOBİRLİK ve benzeri üretici birlikleri üreticinin pazarlık gücünü artırmış, fiyat istikrarı sağlamıştır.
Bu yapıların yeniden güçlendirilmesi üretici gelirini artıracak ve aracı sisteminin etkisini azaltacaktır.

Şeker Fabrikaları ve Tarım Sanayisi Kamu Stratejisine Dahil Edilmelidir

Şeker fabrikaları yalnızca sanayi kuruluşu değildir. Bu fabrikalar pancar üretimini, kırsal istihdamı ve tarımsal planlamayı doğrudan etkileyen stratejik kurumlardır. Tarım sanayisinin kamu politikası içinde yeniden yapılandırılması üretim planlamasını güçlendirecektir.

Devlet, Tarım Piyasasında Yeniden Dengeleyici Aktör Olmalı

Serbest piyasa mekanizması tek başına gıda fiyatlarını dengeleyemez. Tarım sektörü doğası gereği stratejik ve hassas bir sektördür. Devlet üretim planlaması, fiyat istikrarı ve piyasa düzenlemesi konusunda aktif rol üstlenmek zorundadır.

Tarihsel Karar Anı

Türkiye bugün tarımda ve gıdada tarihsel bir eşiktedir. Gıda üretimini kaybeden ülkeler ekonomik bağımsızlığını da kaybeder. Gıda fiyatları yalnızca mutfak sorunu değildir. Gıda fiyatları sosyal refahın, ekonomik adaletin ve toplumsal huzurun temel belirleyicisidir.

Türkiye’nin önünde net bir tercih vardır. Ya üretim ekonomisine dönecek, tarımı stratejik sektör olarak yeniden inşa edecek ve kamu kurumlarını piyasa dengeleyici aktörler olarak güçlendirecek, ya da ithalata bağımlı, kırılgan ve yüksek fiyatlı bir gıda sistemine mahkûm olacaktır.

Bu tercih yalnızca ekonomik bir tercih değildir. Bu tercih Türkiye’nin geleceğini belirleyecek stratejik bir karardır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR