HALKWEBAuthorsBenlik Çağında Aşk

Benlik Çağında Aşk

Aşk insanı değiştirir. Kendimizle yüzleşmemizi sağlar. Bu yüzden insan şunu sorar: Ben kimim? Neden bu kadar istiyorum?

0:00 0:00

Aşkı bir bağ sandık. Tasavvuf onu insanın kendini çözmesi olarak anlatır.

Bugün aşk hakkında çok konuşuyoruz ama çoğu zaman ne yaşadığımızdan pek emin değiliz.

Hayat hızlı. Her şey hızlı. Duygular bile acele yaşıyor. Aşk da bu hızın içine girdi. Çabuk başlıyor, çabuk bitiyor. Sevgi giderek bir beklentiye dönüştü. İlgi bekliyoruz. Süreklilik bekliyoruz. Karşılık bekliyoruz.

Burada durup şunu sormak gerekiyor.
Aşk gerçekten iki kişi arasında yaşanan bir şey mi?
Yoksa insanın kendi iç dünyasının dışa vurumu mu?

Tasavvuf bu sorudan doğuyor.

Tasavvufa göre aşk sadece birini sevmek değildir. Kendini tanımaya başlamaktır. Ne istediğini görmek, neye tutunduğunu fark etmek, neden bırakamadığını anlamaktır.

Hoşlanmak aşk değildir.
Bağlanmak aşk değildir.
Sahip olmak aşk değildir.

Bunlar aşkın etrafında dolaşan hallerdir.

Aşk insanı değiştirir. Kendimizle yüzleşmemizi sağlar. Bu yüzden insan şunu sorar: Ben kimim? Neden bu kadar istiyorum?

Tasavvufta bu yüzden aşk bir ilişki değildir. Bir iç eğitimdir. Sevgili hedef değildir. Aynadır. İnsan aynada kendini görür. Kendindeki fazlalıkları azalttıkça olgunlaşır.

Tasavvuf böyle ortaya çıktı. Dünya ağırlaşırken, para ve güç az sayıda insanın elinde toplanırken bazı insanlar şunu fark etti. İnanç sadece kurallarla yaşanmıyor. İnsanın içini dönüştüren bir yol da gerekiyor.

Bunu en sade haliyle Rabia el-Adeviyye anlatır. Allahı korkudan ya da ödül için değil, O olduğu için sevmekten söz eder. Yani sevgi çıkarla karışınca bozulur.

Tasavvuf insanın içine bakar. Nefs ister. Benlik büyümek ister. Kibir insanı kapatır. Tasavvuf bunları yok etmez. Eğitir. Nefsi sakinleştirir. Benliği küçültür.

Anadolu’da bu anlayışın en bilinen ismi Mevlana Celaleddin Rumi’dir. Hayatındaki büyük değişim ise Şems-i Tebrizi ile karşılaşmasıdır.

Şems, Mevlana’nın düzenli hayatını bozar. Ama yıkmak için değil, açmak için. Burada iki insanın yakınlığından söz etmiyoruz. Şems bir kapıdır. Aşk, Mevlana’yı kendinden çıkarır.

Sonra şiir gelir. Sema başlar. Mesnevi yazılır. Tasavvuf diliyle söylersek Şems, Mevlana’ya bir şey vermemiştir. Ondan egoyu almıştır. Aşk burada sahip olmak değil, eksilmektir.

Bugün ise aşkı çoğu zaman rahatlamak için yaşıyoruz. Yakınlığı temasla, sevgiyi ilgiyle karıştırıyoruz. Aşk karşılık beklenen bir şeye dönüştü. Oysa tasavvufta aşk insanı sarsar. Alışkanlıkları bozar. Çünkü Allah aşkı, insanın kendini merkeze koyduğu her alanı daraltır.

Ölçü basit.
Aşk seni daha sabırlı yapıyorsa doğru yoldasın.
Daha merhametli yapıyorsa doğru yoldasın.
Daha sade yapıyorsa doğru yoldasın.

Ama seni kıskanç yapıyorsa, sürekli isteyen biri haline getiriyorsa, kontrol etmeye zorluyorsa orada aşk değil, nefs vardır.

Tasavvuf şunu söyler. İnsan birini bulduğunda değil, kendinden vazgeçebildiğinde Hakka yaklaşır.

Aşk burada bir ilişki değil, bir dönüşüm yoludur.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR