HALKWEBAuthorsHakikatin Tenhalığı: Yalnızlığın En Onurlu Hali

Hakikatin Tenhalığı: Yalnızlığın En Onurlu Hali

Bir gazeteci için “görünür olmak” neredeyse bir varoluş şartı gibi sunulur. Oysa son zamanlarda fark ettim ki; en büyük haber, insanın kendi iç dünyasında olup bitenlermiş.

0:00 0:00

Gazeteciliğe ilk başladığımda, masaların üzerinde uçuşan kağıtların ve bitmek bilmeyen telefon seslerinin dünyayı değiştireceğine inanırdım. Zaman geçtikçe anladım ki; dünyayı değiştiren şey gürültü değil, o gürültünün içinden süzülüp gelen yalın hakikatmiş. Ancak o hakikatin çok ağır bir faturası var: Yalnızlık.

Sahteliklerin, “mış gibi” yapmaların ve paranın ucuyla yön değiştirmiş cümlelerin uzağındayım, hiç yakınında olmadım zaten. Başıma ne geldiyse de hep hakikatten vazgeçmediğimden.

Bir zamanlar “kalabalık” dediğim o çevrelerin aslında koca bir serap olduğunu fark ettiğimden beri, kendi içimdeki o sakin limana çekildim. Bilinçlendikçe daralan çevrem, aslında ruhumun nefes alma alanıymış.

Piyasanın, gücün ve çıkarların önünde eğilip bükülmek bugünlerde bir “strateji” gibi pazarlanıyor. Oysa bir gazeteci için en büyük sermaye, banka hesabındaki rakamlar değil, aynaya baktığında gözlerini kaçırmadan gördüğü o dik duruştur. Para için kelimelerini takla attırmayanların, gerçeği bir kalkan gibi taşıyanların ödediği en büyük bedel, sahtekar kalabalıklardan dışlanmaktır.​

Peki, bu bir kayıp mı? Asla.​

Aksine, bu bir arınma. İnsan, üzerine yapışan o yapay nezaketlerden ve çıkar odaklı dostluklardan kurtuldukça hafifliyor. Evet, sofran bazen daha sessiz oluyor ama yediğin lokma daha lezzetli hale geliyor.

Bu yalnızlık süreci bazen bir yük gibi omuzlarımıza biner. İşte tam o noktada benim şifam, işim oldu. Sadece üretmek, sadece gerçeği kağıda dökmek ve işimin o titiz disiplini içinde kaybolmak… Yazdığım her harf, bir yaranın kabuğunu kaldırıp altındaki taze dokuyu ortaya çıkarmak gibi.​

Bireysel yalnızlığımı, profesyonel bir üretimle taçlandırıyorum. Dış dünyadaki o kakofoniden kaçıp, kelimelerin ve haberlerin güvenli limanına sığınıyorum. Çünkü biliyorum ki; insanı insan yapan şey, başkalarının alkışı değil, kendi vicdanının sessiz onayıdır.

Bir gazeteci için “görünür olmak” neredeyse bir varoluş şartı gibi sunulur. Oysa son zamanlarda fark ettim ki; en büyük haber, insanın kendi iç dünyasında olup bitenlermiş.

​Ruhsal olgunlaşma denilen o sancılı süreç, aslında bir eksilme sanatıymış. Eskiden “neden burada değilim?” dediğim her masadan, şimdi “iyi ki orada değilim” diyerek uzaklaşıyorum. Bilinçlendikçe insan, kelimelerin arkasındaki niyetleri, gülümsemelerin altındaki hesapları daha net okuyor. Bu bir karanlık değil, aksine göz kamaştırıcı bir aydınlanma. Ancak bu aydınlanma, etrafınızdaki o sisli kalabalığı dağıttığı için sizi bir başına bırakıyor.​

Bu yalnızlık, kimsesizlik değil; sahtelikle arana koyduğun o onurlu mesafedir. Ruh, artık sadece hakikatin o sert ama temiz havasını solumak istiyor. Eğilip bükülerek kazanılacak bir konforun, dik durarak çekilen bir çile kadar kıymetli olmadığını anlamak, ruhun reşit olma anıdır.

Peki, bu tenhalıkta insan nasıl ayakta kalır? Benim cevabım; işime olan sığınışım. Artık haber yazmak ya da bir dosyayı incelemek sadece bir meslek değil, ruhsal bir sağaltım biçimi. Parmaklarım klavyeye her dokunduğunda, dış dünyadaki o kirli gürültüden arınıyorum. İşe yönelmek, zihnimdeki o “neden bu kadar yalnızım?” sorusunu, “nasıl daha faydalı olabilirim?” sorusuna dönüştürüyor.

​Üretmek, bir nevi meditasyona dönüştü. Kalemim, ruhumun yaralarını diken bir iğne gibi; her satırda biraz daha iyileşiyorum. Sahtekar kalabalıkların yarattığı o zihinsel yorgunluğu, tertemiz bir metnin, dürüst bir araştırmanın verdiği o yorgun ama huzurlu uykuyla takas ediyorum.

​Olgunluk, bir insanın kendi kendine yetebilme becerisidir. Bugün geldiğim noktada yalnızlık benim için bir boşluk değil, aksine en dolu olduğum alan. Paranın satın alamayacağı o iç huzuru, sadece kendi başına kaldığında ve aynadaki yansımandan utanmadığında bulabiliyorsun.​

Zor mu? Elbette. İnsan doğası gereği onaylanmak, bir yere ait olmak ister. Ama ruh olgunlaştıkça anlıyor ki; en güvenli aitlik, insanın kendi vicdanına olan aitliğidir. Vitrinlerden çekildim, ışıkları biraz kıstım; şimdi o loş ama gerçek huzurun içinde, sadece işimle ve kendimle konuşuyorum.

​Hakikatin verdiği o ağırbaşlı yalnızlık, sahteliğin verdiği her türlü kalabalıktan daha kutsaldır.

​“Ruhun gerçek olgunluğu; başkalarının seni nerede gördüğüyle değil, senin kendi yalnızlığında kim olduğunla ölçülür.”

Bu sessiz limana çekilişim ve sadece işimle şifa bulma çabam, sanılmasın ki herkes tarafından huşuyla izleniyor. Aksine, hiçbir muhataplığım olmamasına rağmen, varlığımdan rahatsız olan bir “kötücül koro” var. Garip bir paradoks bu: Sen sustukça onların gürültüsü artıyor, sen kendi işine odaklandıkça onlar senin yok olman için mesai harcıyor.

​Ruhsal olgunluk bana şunu öğretti: Bazı insanlar, senin ulaştığın o huzurlu yalnızlığı ve eğilip bükülmeden ayakta kalışını kendi başarısızlıklarının aynası olarak görürler. Senin sessizliğin, onların gürültüsünü; senin dürüstlüğün, onların sahteliğini deşifre eder. Bu yüzden, hiçbir bağın olmasa dahi, gölgeni bile silmek için uğraşırlar. Kendi içindeki karanlığı senin ışığınla bastırmaya çalışan bu kötücül temenniler, aslında ruhun en alt basamağının tezahürüdür.

Onlar yok olmam için uğraşırken, ben her sabah işimin başında yeniden doğuyorum. Onlar negatif enerjiyle tükendikçe, ben gerçeğin şifasıyla güçleniyorum. Çünkü biliyorum ki; bir insanı yok etmek için harcanan o yoğun çaba, aslında o insanın ne kadar sarsılmaz bir yerde durduğunun itirafıdır. Benim onlara verecek bir cevabım yok, çünkü aynı düzlemde değiliz. Onlar “yok etmek” için uğraşıyor, ben ise “var etmek” için…

​Bu ruhsal olgunlukta, o kötücül bakışlara sadece acıyarak bakabiliyorum. Kendi içindeki huzuru bulamamış bir ruhun, başkasının huzuruna saldırması kadar büyük bir acziyet yoktur. Ben işime, kalemime ve bu asil yalnızlığıma sarıldıkça; onların tüm bu yıkıcı uğraşları, evrenin boşluğunda yankılanıp sahiplerine geri dönen anlamsız seslere dönüşüyor.
​“Sizin üzerinizde hiçbir yetkisi olmayan insanların sizinle uğraşması, aslında sizin kazandığınızın tescilidir.”

Kendi yolunda yürümenin devrimine sarılanlara;

Sevgilerimle…

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR