HALKWEBAuthorsBM Vetosu: İnsan Haklarının Çöp Kutusu

BM Vetosu: İnsan Haklarının Çöp Kutusu

Bu soruya “tarih” diye cevap verenler var. “Jeopolitik” diyenler var. Hepsi konuşulabilir. Ama asıl cevap daha çıplak: İsrail bu cesareti cezasızlıktan, uluslararası sistemin yıllardır kurduğu yaptırımsızlık düzeninden alıyor.

0:00 0:00

Devletlerin dili vicdan değildir. Devletlerin dili çıkar ve güçtür. Bu dili bozan tek şey bedeldir. Bir devlet, yaptığının karşılığında ciddi bir bedel doğmadığını gördüğünde durmaz. İsrail’in son dönemdeki çizgisini anlamak için “niyet” okumasına değil, düzeni okumaya ihtiyaç var. Çünkü ortada bir düzen var ve işliyor: Tepki var, ama bedel yok.

Önce bilanço: BM’nin sahadaki mekanizması OCHA’nın aktardığı (Gazze Sağlık Bakanlığı verisine dayanan) güncellemelere göre 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 71.439 kişi öldü, 171.324 kişi yaralandı.

ABD’nin İsrail’i neden koruduğunu anlamak için önce şu gerçeği görmek gerekir: Bu ilişki günlük politik yakınlık değil; kurumsallaşmış bir taahhüttür. 2016’da imzalanan ABD–İsrail Mutabakat Muhtırası (MOU), 2019–2028 dönemi için toplam 38 milyar dolarlık askeri yardım çerçevesi öngörür. Bu destek yalnız silah değil; uluslararası baskıya karşı “koruma alanı” anlamına gelir.

Uluslararası baskının gerçek bir yaptırıma dönüşeceği ana yer BM Güvenlik Konseyi’dir. Ama Konsey’de tek kelime hukuku felç eder: veto. Reuters’ın aktardığına göre ABD, 2025 yılı içinde Gazze bağlamında kalıcı/koşulsuz ateşkes talep eden tasarıları veto etti. Bu pratik şu sonucu üretir: Tepki yükselse bile, bağlayıcı bedel doğma ihtimali zayıf kalır.

Bir yandan da hukuk devrede. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar şüphesiyle tutuklama emri çıkardı. Dosya artık siyasi polemik değil, ceza dosyasıdır. Ancak caydırıcılık kararın ağırlığıyla değil, kararın doğurduğu sonuçla ölçülür. Karar kâğıtta kalırsa cezasızlık büyür.

Peki Türkiye ne yaptı?

2024’te İsrail’e önce 54 ürün grubunda ihracat kısıtlaması getirildi; ardından 2 Mayıs 2024’te Reuters’ın aktardığı şekilde İsrail’le tüm ithalat–ihracatın durdurulduğu açıklandı.  Türkiye ayrıca Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (ICJ) açtığı dosyaya müdahil olduğunu ilan etti ve müdahillik bildirimini Divan’a sundu. Reuters, 2024 sonrasında bu ticaret yasağının uygulanmasının sıkılaştırılmasına yönelik adımların da gündeme geldiğini yazdı.

Ancak “yeterli mi?” sorusuna dürüst cevap şu: Türkiye’nin adımları siyasi mesajı güçlendirir ama tek başına sahadaki davranışı değiştirecek küresel bedeli üretmekte zorlanır. Reuters’in İsrail Merkez Bankası raporuna dayandırdığı değerlendirme, Türkiye’nin ticaret ambargosunun İsrail ekonomisi ve fiyatlar üzerindeki etkisinin sınırlı kalabildiğini, İsrail’in tedarik kanallarını kısmen ikame edebildiğini gösteriyor.

Diğer devletlerin sert konuşup sonra geri adım atmasının nedeni çoğu zaman ahlaki dalgalanma değil, çıkar–risk hesabıdır. Söz kolaydır; yaptırım zordur. Sert adım bedel üretir ve birçok devlet bu bedeli taşımak istemez.

Ne yapılabilir? “Endişeliyiz” cümlelerinin artık karşılığı yok; somut adım gerekir. Denetimli ve bağlayıcı bir ateşkes mekanizması kurulmalı; sahada uygulanıp uygulanmadığı uluslararası gözlemle izlenmelidir. İnsani yardım erişimi pazarlık konusu olmaktan çıkarılmalı, kesintisiz ve güvenli biçimde garanti altına alınmalıdır.

Cezasızlığı besleyen asıl unsur bedel yokluğudur; bu nedenle silah transferleri ve askeri destekler ihlal riski sürdükçe askıya alınmalı; karar vericilere yönelik hedefli yaptırımlar (finansal kısıtlar, seyahat yasakları gibi) devreye sokulmalıdır. Son olarak ICC süreçleri siyaseten boğulmamalı; mahkeme kararlarının sembol değil caydırıcılık üretmesi için devletler açık biçimde hukuki sürece sahip çıkmalıdır.

Sonuç net: İsrail bu cesareti “haklılıktan” almıyor; dünyanın yıllardır kurduğu cezasızlık ve yaptırımsızlık düzeninden alıyor. Bu düzen değişmeden sahadaki tabloyu değiştirmek mümkün değil.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR