HALKWEBAuthors13 Ocak Dosyası: CHP Kurultay DAvası, Mutlak Butlan ve Meşruiyet Krizi

13 Ocak Dosyası: CHP Kurultay DAvası, Mutlak Butlan ve Meşruiyet Krizi

Mutlak butlan CHP için bir yıkım değildir. Çıksa da çıkmasa da, bir yeniden kuruluş fırsatıdır.

0:00 0:00

Özgür Özel’in ilk kez genel başkan seçildiği CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla açılan ceza davasının ikinci duruşması 13 Ocak Salı günü görülecek.
Davada, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da arasında olduğu 12 kişi yargılanıyor.

HUKUKİ VE SİYASİ ARKA PLAN: MUTLAK BUTLAN DAVALARI NASIL BAŞLADI?

13 Ocak’ta beklenen karar, havada asılı duran bir tartışmanın değil; yaklaşık iki yıldır adım adım örülen bir hukuki ve siyasi sürecin sonucudur. Bugün “mutlak butlan” başlığı altında konuşulan mesele, bir sabah uyanılıp icat edilmiş bir kriz değildir.

Her şey, CHP’nin 4–5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı ile başladı. Kurultayın hemen ardından parti içinden ve dışından bazı aktörler, delege iradesinin sakatlandığı iddiasını gündeme taşıdı.

İddialar, klasik bir usul hatası tartışmasının ötesindeydi: Delegelere menfaat sağlandığı, oyların yönlendirildiği, baskı ve vaat mekanizmalarının devreye sokulduğu ileri sürüldü. Bu nedenle açılan davalar, “iptal” talebinden çok daha ağır bir hukuki zemine oturdu ve doğrudan “mutlak butlan” iddiasına dayandırıldı.

Mutlak butlan, bir işlemin sonradan bozulması değil; baştan itibaren yok sayılması anlamına gelir. Yani mahkemenin vereceği olası bir karar, yalnızca bir kurultayı değil; o kurultaydan doğan bütün yönetim ilişkilerini, yetkileri ve siyasal meşruiyeti tartışmalı hâle getirecek nitelikteydi.

DAVA SÜRECİ: KRONOLOJİK AKIŞ

Davalar Ankara Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde görülmeye başlandı. 2024’ün sonu ve 2025’in ilk ayları boyunca duruşmalar ertelendi, dosyalar birleştirildi, taraf beyanları alındı. Bu süreçte mahkeme, parti yönetimine kayyum atanması ya da geçici tedbir gibi talepleri kabul etmedi; ancak davayı esastan incelemeye devam ederek krizin siyaseten derinleşmesine zemin hazırladı.

2025 yılı boyunca yaşanan her erteleme, CHP içindeki gerilimi artırdı. İl ve ilçe örgütlerinde, “Bu iş hukuken bitecek ama siyaseten nasıl taşınacak?” sorusu giderek daha yüksek sesle sorulmaya başlandı. Çünkü dava artık bir mahkeme dosyasından çok, parti içi meşruiyet testine dönüşmüştü.

Ekim 2025’te mahkeme, mutlak butlan talebini reddetti. Bu karar, hukuken mevcut yönetimin devamı anlamına geliyordu; ancak siyaseten tartışmayı bitirmedi. Aksine, “Mahkeme kurtardı ama siyaset ne diyecek?” sorusu daha yakıcı hâle geldi.

Bu noktada kritik bir ayrım ortaya çıktı: Hukuk davası kapanmıştı ama ceza soruşturması dosyası açık kalmıştı. Kurultay sürecinde oyların yönlendirilmesi ve iradenin fesada uğratıldığı iddiasıyla açılan ceza davası, 13 Ocak 2026 tarihine ertelendi. İşte 13 Ocak’ı siyaseten bu kadar kritik kılan da budur.

CEZA DAVASI VE İDDİANAME

Söz konusu isimler hakkında, “oylamaya hile karıştırma” suçlamasıyla bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Savcılık, İmamoğlu’nun, partinin 38. Olağan Kurultayında “Divan Başkanı” olarak görev yaptığı, İmamoğlu’nun organizesinde diğer şüphelilerin de iştirak halinde hareket ettiğini iddia ediyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 4-5 Kasım 2023’teki kurultay sürecinde bazı delegelere “oy karşılığında para” teklif edildiği öne sürülüyor.
Dava başlamadan önce, hangi mahkemenin yetkili olduğu konusunda asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesi arasında görev tartışması yaşandı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, davayı “görevsizlik” kararı veren 26. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesine hükmetti.
Mahkeme bu karara itiraz ederek Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.
Anayasa Mahkemesi ise 10 Eylül’de mahkemenin başvurusunu reddetti ve davanın Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesi kesinleşti.

Öte yandan CHP yönetimi 24 Ekim’deki duruşma öncesi kurultay davasını düşürmek için yeni bir hamle yapmış ve 39. Olağan Kurultay kararı almıştı. 28-30 Kasım arasında bu kurultay gerçekleştirildi.

Davanın ilk duruşması ise 4 Kasım 2025 tarihinde görüldü. Mağdur sıfatıyla dosyada yer alan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun duruşmaya katılmaması ve taraf avukatlarının eksiklerin giderilmesi talebi üzerine dava 13 Ocak’a ertelendi.

SİYASİ OKUMA: MEŞRUİYET KRİZİ VE PARTİ İÇİ DİNAMİKLER

Türkiye siyasetinde bazı kavramlar vardır; hukukun soğuk diliyle konuşur gibi yapar, fakat özünde siyasetin en sert hakikatini taşır. “Mutlak butlan” tam olarak böylesi bir kavramdır. Kâğıt üzerinde bir geçersizlik hâli, pratikte ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine sürüklendiği derin meşruiyet krizinin adıdır.

Bugün CHP’de tartışılan şey bir kurultayın usulü değildir; tartışılan, partinin kendi tarihsel iradesine sahip çıkıp çıkamayacağıdır. Mutlak butlan dosyası, hukuki sonucundan bağımsız olarak, CHP’nin neden iktidar olamadığını gösteren en çıplak aynadır.

Hukuk burada bir sonuç değil, bir aynadır. O aynada görünen şudur: Delegeden başlayan, örgütle genişleyen ve kurultayda somutlaşması gereken siyasal irade; kulislerle, maddi ilişkilerle, belediye imkânlarıyla ve kapalı güç ağlarıyla kuşatılmıştır. Hedef alınan tek tek kişiler değil; parti iradesinin kendisidir.

BELEDİYE–PARTİ–İKTİDAR ÜÇGENİ

2019 yerel seçimleriyle birlikte CHP önemli bir başarı elde etti. İstanbul ve Ankara kazanıldı. Ancak bu kazanım, iktidara yürüyüşün başlangıcı olarak değil; parti içi iktidar inşasının aracı olarak okundu. Belediye gücü, parti meşruiyetinin yerine ikame edildi. Seçim başarısı, siyasal dokunulmazlık olarak yorumlandı.

Ekrem İmamoğlu’na ilişkin iddianamelerde yer alan anlatılar, bu güç ilişkisinin yalnızca siyasal değil; ekonomik ve kurumsal bir zemine de oturduğunu göstermektedir. Mesele bir kişinin hedef alınması değildir. Mesele, kamu gücü ile parti çıkarı arasındaki çizginin bilinçli biçimde silinmesidir.

KILIÇDAROĞLU: GÜÇ TALEBİ DEĞİL, GÜVEN ZEMİNİ

Kemal Kılıçdaroğlu bu sürecin kişisel tarafı değil, siyasal mağdurudur. Onun temsil ettiği şey bir geri dönüş isteği değil; bir yüzleşme çağrısıdır. Kılıçdaroğlu dönemi, eksiklerine ve hatalarına rağmen, CHP’nin ahlaki üstünlük iddiasını siyasetin merkezine koyma çabasıydı.
Bugün Kılıçdaroğlu’nun anlamı, yeniden genel başkan olup olmamasında değil; şaibeli bir dönemin onun güvencesinde kapatılabilme ihtimalinde yatmaktadır. CHP’nin ihtiyacı mutlak güce sahip bir lider değil; geçiş sürecini taşıyabilecek bir güven figürüdür.

13 OCAK 2026: DAVANIN OLASI SONUÇLARI

13 Ocak’ta görülecek dava, CHP açısından teknik bir duruşma değildir. Mahkeme bu dosyada, kurultayda irade sakatlığı olup olmadığına bakacaktır. Yani soru şudur: Delegelerin iradesi özgürce mi oluştu, yoksa sistematik biçimde yönlendirildi mi?

Karar üç ihtimali barındırır: Mutlak butlanın kabulü, reddi ama şaibe tespiti ya da sürecin uzatılması. Ancak hangi karar çıkarsa çıksın, CHP açısından gerçek sınav o gün başlayacaktır. O gün çıkacak her karar, ister mahkûmiyet ister beraat olsun, geriye dönük olarak CHP’nin son kurultay sürecinin meşruiyetine dair siyasi bir kanaat üretecektir.

ÇÖZÜM VE KAÇINILMAZ ADIMLAR

• İddianamelerde adı geçen herkesin, yargılama bitene kadar üyelik ve görevlerinin askıya alınması.

• 38. Kurultay ve ona bağlı süreçlerin siyasal olarak askıya alınması.

• Yetkileri sınırlı, geçici bir geçiş yönetiminin oluşturulması.

• Bu sürecin, güç talebi olmayan bir güven zemini üzerinden yürütülmesi.

• Belediye imkânlarından ve kapalı delegasyon pazarlıklarından arındırılmış temiz bir kurultayın yapılması.

SONUÇ: TEHDİT DEĞİL, SON FIRSAT

Mutlak butlan CHP için bir yıkım değildir. Çıksa da çıkmasa da, bir yeniden kuruluş fırsatıdır. CHP bu fırsatı kullanırsa, kendi genetik kodlarına döner; kullanmazsa, hukuken var olup siyaseten tükenmiş bir yapıya dönüşür.

Mesele artık kişiler meselesi değildir. Mesele, CHP’nin rejimin muhalefeti mi olacağı, yoksa rejimin içselleştirilmiş bir parçası mı hâline geleceğidir.

CHP ya bu yüzleşmeyi yapacaktır, ya da bu yüzleşmeden kaçmanın tarihsel bedelini ödeyecektir.

Başka bir yol yoktur.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR