Murakabe

“Haklıdan değil de güçlüden yana olanlar, korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe döner, sonunda fırıldak olurlar.” Murakabe dediğimiz şey, bu fırıldaklığı durdurmanın adıdır.

0:00 0:00

Bazı kelimeler vardır; eski sanılır ama bugünün en hayati ihtiyacını taşır. “Murakabe” onlardan biri. Bugün “denetim” diyoruz ama murakabe daha geniş bir şey söyler: gözetim, kontrol, hesap sorma ve hesap verme. En önemlisi de şu: Gücün sınırını bilmesi.

Çünkü bir ülkede hukuk iyi işliyorsa insanlar kurallara güvenir. Hukuk kötü işliyorsa insanlar güce yönelir. O zaman konuşulan şey “hak” olmaz; “kim güçlü” olur. Ve bir toplumun içine en tehlikeli cümle yerleşir: “Haklı olmak yetmiyor.” Bu cümle yayıldığında düzen değişmeye başlar. İnsanlar liyakate değil ilişkiye, emeğe değil yakınlığa, kurala değil kişiye bakar. Susmak güvenli görünür. Güçlüye yakın durmak bir çeşit sigorta olur.

Murakabe tam bu noktada devreye girer. Ama bizde denetim çoğu zaman yanlış anlaşılır. Denetim rapor sanılır. Müfettiş gelir, rapor yazar, dosya kapanır. Oysa denetim rapor değil, sonuçtur. Denetim sonuç üretmiyorsa ya hiç yoktur ya da varmış gibi yapılmaktadır.

Gerçek denetim bir zincirdir: bulgu bulunur, sorumlu belirlenir, süre verilir, yaptırım uygulanır, takip edilir. Bu halkalardan biri eksikse sistem şunu öğrenir: “Devam.” İşte çürüme böyle başlar. Büyük skandallarla değil. Küçük tekrarlarla.

Denetimin birinci şartı bağımsızlıktır. Denetleyen kişi denetlediği gücün gölgesindeyse denetim olmaz; suskunluk olur. İkinci şart şeffaflıktır. Görünmeyen şey denetlenmez. İhale karanlıktaysa, atama ölçüsüzse, sözleşmeler gizliyse ortada denetim değil kulis vardır.

Kulis büyüdükçe kurumlar küçülür. Üçüncü şart modern çağın dili olan veri ve dijital izdir. Bugün keyfilik bir kararda değil, tekrar eden örüntülerde saklanır: aynı isimlerin sürekli yükselmesi, aynı dosyaların sürekli rafa kalkması, aynı çevrenin sürekli kazanması… Bunlar rastlantı değildir, sistem davranışıdır. Sistem davranışı ise veriyle yakalanır.

Dördüncü şart en kritik olanıdır: cezanın büyüklüğü değil, kesinliği. Bir ülkede insanlar “yapanın yanına kar kalıyor” dediği anda adalet duygusu çöker. Adalet duygusu çökünce toplum haklıdan yana durmaz; güçlüden yana durur. Çünkü herkes kendini korumaya çalışır.

Peki bu düzen nasıl kurulur? İyi niyetle değil, mimariyle. Gücü parçalara ayırarak kurulur: karar alanla uygulayan, uygulayanla denetleyen, denetleyenle yargı aynı elde birleşmeyecek. Denetim kurumları süs değil sigorta olacak; görev süreleri sabit olacak, bütçeleri bağımsız olacak, denetçi denetlediği kişiden korkmayacak.

Denetim rapor yazmakla bitmeyecek; raporun sonu olacak. Bulgu varsa sonuç olacak. Şeffaflık bir tercih değil zorunluluk olacak. Dijital iz, keyfiliğin önüne konmuş bariyer gibi çalışacak. Cezalar pazarlık konusu olmayacak. Çünkü murakabe, pazarlıkla yaşayamaz.

Uğur Mumcu bu gerçeği tek cümlede anlatmıştı: “Haklıdan değil de güçlüden yana olanlar, korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe döner, sonunda fırıldak olurlar.” Murakabe dediğimiz şey, bu fırıldaklığı durdurmanın adıdır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR