Kızıldere, yalnızca bir katliam değildir.
Kızıldere, devrim ile düzen içilik arasındaki çizginin kanla çekildiği yerdir.
Mahir Çayan ve yoldaşları, sadece bir kuşatmada öldürülmedi.
On’lar, bir çizgiyi savundukları için hedef alındılar.
Çünkü o çizgi; uzlaşmayı değil, kopuşu temsil ediyordu.
Mahir’in çizgisi nedir?
Mahir’in çizgisi;
Reformizmin, oportünizmin ve düzen içi siyaset anlayışının açık reddidir.
Bu çizgi, sistemi “düzeltme”yi, reformu değil,
doğrudan doğruya yıkmayı ve yerine halk iktidarını kurmayı, devrimi hedefler.
Bu yüzden Mahir’in politik hattı:
Anti-emperyalisttir.
Anti-oligarşiktir.
Uzlaşmazdır.
Net ve kesindir…
And most importantly:
Bu çizgi, hiçbir dar kalıba sığmaz.
Ne sadece işçi sınıfına indirgenebilir,
Ne sadece köylüye,
Ne gençliğe…
On’ların çizgisinde düzenin bahsettiği anarşizme, maceraya yer yoktur.
Ama mesele burada da bitmez.
Mahir’in çizgisi aynı zamanda bir kopuştur:
Ne Sovyetçi bir taklit,
Ne Mao’cu bir şablon,
Ne Enver Hocacı bir çizgi,
Ne Küba ya da Latin Amerika deneyimlerinin birebir aktarımıdır.
Hiçbir hazır reçeteye sığmayan bu hat;
Anadolu’nun kendi tarihinden, kendi çelişkilerinden ve kendi halk gerçekliğinden doğan özgün bir devrim anlayışıdır.
Bu yüzden Mahir’in perspektifi;
Bütün halk kesimlerini kapsayan, birleşik ve örgütlü bir devrim hattıdır.
İşte tam da bu yüzden hedef oldu.
Çünkü bu çizgi;
Sadece devleti değil, aynı zamanda düzen içi solun sınırlarını da tehdit ediyordu.
O günün oportünist yapıları için bu hat “tehlikeliydi.”
Çünkü Mahir’in çizgisi, yarım çözümleri değil;
Kesin kopuşu dayatıyordu.
Kızıldere bu yüzden bir kırılmadır.
Orada sadece insanlar öldürülmedi.
Aynı zamanda şu gerçek açığa çıktı:
Bu düzende, devrimci bir hat izleyenler için “ya tasfiye ya imha” dışında bir seçenek yoktur.
Bugüne ders nedir?
Bugün solun parçalı, etkisiz ve savrulmuş hali; Tam da bu devrimci çizginin terk edilmesinin sonucudur.
Düzen içi siyasetle sınırlandırılmış,
Reformlara sıkışmış,
Stratejik derinliğini kaybetmiş bir sol;
Ne halkı örgütleyebilir, ne de iktidar perspektifi kurabilir.
Mahir’in bıraktığı miras tam burada başlar:
Sadece direnmek değil,
örgütlenmek.
Sadece karşı çıkmak değil,
iktidarı hedeflemek.
Sadece bedel ödemek değil,
kazanmaya kilitlenmek…
Sonuç açık ve nettir:
Kızıldere bir son değil; Yarım bırakılmış bir devrim çağrısıdır.
O çağrı hâlâ geçerlidir.
Ve o çizgi yeniden kurulmadıkça, tarih tekerrür etmeye devam edecektir.
Unutulmadılar.
Unutulmayacaklar.
Ama asıl mesele hatırlamak değil; anladığını sürdürmektir.
On’ların Anıları Devrim Mücedelesinde Işık Olmaya Devam Edecek…
