HALKWEBYazarlarEmeklinin Seçmeme Silahı: Ne İktidar Ne Muhalefet!

Emeklinin Seçmeme Silahı: Ne İktidar Ne Muhalefet!

"Market etiketlerinin hızına yetişemeyen emekli, kendisini görmeyen siyasete günü geldiğinde sandığı kapatmalıdır; bu hesap, mahşere bırakılmadan sandıkta görülmelidir!"

0:00 0:00

TÜİK, 2025 yılı enflasyon rakamlarını açıkladı: Yıllık enflasyon yüzde 30,89 olarak kayıtlara geçti. Bu rakamlarla birlikte milyonlarca emeklinin 2026 yılı kaderi de kağıt üzerinde belli oldu.

Memur ve memur emeklileri 2026’nın ilk 6 ayı için yüzde 18,60; SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise sadece yüzde 12,19 zam alacak. Bu oranlar sahaya indiğinde ise tablo çok daha vahim: En düşük memur emeklisi maaşı 27.887 TL’ye çıkarken, milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisi 18.938 TL gibi bir rakamla yaşam mücadelesi vermeye mahkûm ediliyor.
Ancak bu rakamlar emekli için sadece kâğıt üstündeki birer veriden ibaret. TÜİK’in açıkladığı sanal oranlar sahici kabul edilse bile, emeklinin sokağındaki gerçek enflasyon bu rakamı ikiye katlıyor.

Emekli artık enflasyon sepetinde fiyatı düşen ürünleri takip etmeyi bıraktı; o, her sabah marketlerdeki “etiket mesaisini” izliyor. Marketlerin fiyat güncelleyebilmek için özel “etiket görevlisi” çalıştırdığı, etiketlerin neredeyse her gün değiştiği bir iklimdeyiz. Emekli, evindeki yangını her kurumdan daha iyi biliyor; çünkü o, bu yoksulluğun sadece verisi değil, bizzat tanığı.

Örgütlülüğün Adaletsizliği ve Seyyanen Zam Yarası

Bugün memur emeklisi ile SSK ve Bağ-Kur emeklisi arasında açılan oransal uçurum, demokrasinin bir “örgütlülük rejimi” olduğunun en acı ispatı. Memur emeklisi, bugün 20 bin TL civarına ulaşan o meşhur seyyanen zamdan —aktif çalışan arkadaşlarıyla aynı sendikal çatıda bulunmasına rağmen— faydalanamadı. Büyük bir haksızlığa uğrasa da en azından bir “sendikal rüzgârın” kıyısında durabiliyor. Buna karşın milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisi, herhangi bir masanın tarafı olmadığı için tamamen iktidarın insafına terk edilmiş durumda.

Muhalefetin “Pijama” Hafifliği

Ancak mesele sadece iktidarın vurdumduymazlığıyla sınırlı değil. Muhalefetin de emeklinin halinden ne kadar anladığı kocaman bir soru işareti taşıyor. Emekliye “Çıkarın pijamalarınızı, mitinglere gelin” çağrısı yapanlar, o pijamayı çıkarıp sokağa çıkmanın, bir otobüse binmenin, hatta bir bardak çay içmenin dahi artık devasa bir maliyet olduğunu ıskalıyor.
Emekliyi evindeki o eski pijamaya mahkûm eden bir iktidar varsa; o pijamayı çıkarmanın bedelini hesaplayamayan, somut hak mücadelerinden geri duran bir muhalefet var.

Sandıkta “Seçmeme” İhtilali

Şimdi bu iki kıskaç arasında kalan emekli için tek bir yol görünüyor: Demokratik seçmeme hakkı. Eğer emekli, maaş talebinde dikkate alınmıyorsa; üretimden gelen gücü olmadığı için “yük” muamelesi görüyorsa, elindeki en büyük enstrümanı kullanmalıdır. Bu güç, sadece bir başka partiye mühür basmak değildir. Bu güç, “Beni görmeyeni, ben de görmüyorum” diyerek günü geldiğinde sandığa gitmemektir.

Bu tavır, sadece iktidara bir ceza değil, aynı zamanda emeklinin sırtından siyaset yapıp çözüm üretemeyen muhalefete de bir ihtardır. Emekli sendikaları ve dernekleri şimdiden sesini yükseltmelidir:

TÜİK’in sanal rakamlarıyla bizi açlığa mahkûm edenlere de,
Pijamamızı çıkarma maliyetini dahi bilmeden bizi meydanlara çağıranlara da,
Seyyanen zam hakkımızı gasp edenlere de OY YOK!

Sonuç Olarak…

Emekli, marketlerdeki etiket görevlilerinin hızına yetişemeyen maaşıyla baş başa bırakıldı. Şalter emeklinin elinde olmayabilir ama sandık tam önünde duruyor. Ve o sandıkta sadece bir “onay” değil, bir “reddiye” iradesi de gizli.

Pijamasını giyip evine kapanmaya zorlanan milyonlar, günü geldiğinde sandığa da gitmeyerek sessiz bir ihtilal gerçekleştirmelidir. Unutulmasın ki; sandığın sessizliği, meydanların gürültüsünden çok daha sarsıcı sonuçlar doğurur.

Sizce emeklinin bu “seçmeme” tavrı, Ankara’daki siyaset koridorlarını nasıl şekillendirir? 16 milyonluk bir sessizliğin sandıktaki ağırlığı, bugüne kadar yapılan tüm hesapları bozmaya yetmez mi?

YAZARIN DİĞER YAZILARI