Eğitim-Sen atadığı kayyumu böyle savundu: Yedek yönetim

Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Pelin AKBAŞ YEŞİL, Çağdaş GÖKBEL’in sorularını yanıtladı. Hatay şubesine Eğitim-sen yönetiminin kayyum atadığını belirten Yeşil, sendika yönetimi tarafından soruşturmalara ve çeşitli baskılara maruz kaldığının altını çizdi

Eğitim-Sen, Hatay Şube yönetimini sendikayı itibarsızlaştırdıkları gerekçesiyle geçen ay görevinden aldı ve kayyum atadı. Hatay şube yönetimi bunun üzerine mahkemeye başvurdu ve mahkeme yürütmeyi durdurma kararı aldı. Eğitim-Sen yönetimi mahkeme kararına rağmen gerekli adımları atmıyor. Hatay’da neler yaşandığını bize anlatır mısınız?

Öncelikle soruşturma kimlere ne gerekçelerle açıldı kısaca anlatmak istiyorum. Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu 24 Ocak 2019 tarihinde disiplin soruşturması başlattı ve bizler de dahil toplam 22 KESK üyesi hakkında ‘sosyal medya hesaplarınız incelendiğinde sendikayı itibarsızlaştırdığınız’ iddiasıyla savunma istedi. 31.08.2019 tarihinde sonuçlandırdığı soruşturma evrakını bizler 16.09.2019 tarihinde yazılı tebliğ aldık. Soruşturmalar sonucunda, ‘sendikaya ait yerlerde, sendikal görevler sırasında ve sendikal faaliyet alanlarında, sendika üyelerine, genel kurullar tarafından seçilmiş organlarda yer alan üyelere fiili saldırıda bulunulması, toplumda sendikal algıyı olumsuz etkileyecek, etik olmayan davranış ve tutumlarda bulunulması, sendika aleyhinde faaliyette bulunma’ gerekçeleriyle Yüksel Direnişçileri Nuriye Gülmen, Acun Karadağ ve Mehmet Dersulu ile Eğitim-Sen Hatay Şubesinin yürütme kurulu üyelerinin tamamı ve iki üst kurul delegesi hakkında ‘genel kurulda ihraç edilmek üzere üyeliği askıya alma’ cezaları; Eğitim-Sen üyeleri direnişçiler Nazife Onay, Nursel Tanrıverdi ile birlikte diğer beş üye hakkında ‘geçici süreyle üyeliği askıya alma’ ve ‘kınama’ cezaları verildi.

Neden Hatay Şube? Hatay’da neler oldu?

Soruşturmanın ayrıntısına geçmeden öncesinde bu duruma nasıl gelindi onu anlatmak istiyorum. Eğitim Sen ve KESK MYK’ları ile yıllar öncesine dayanan fikir ayrılıklarımız var. Hatay Şube’nin, Suriye’deki savaşa yaklaşımı, KESK’in genel politikasından tamamen farklıdır. Suriye’deki savaş sürecinin başında Hatay Eğitim-Sen Şube, ‘Suriye’de Emperyalist Müdahaleye Hayır’ sloganıyla yürüyüşler örgütlemiş, Suriye’deki savaşı emperyalizm ile Suriye halkları arasındaki bir savaş olarak tespit etmiş ve rejim öncülüğünde yürütülen halkın savaşını anti-emperyalist niteliğinden dolayı desteklemiştir. Hatay Şube’nin Genel Merkez’den farklı olarak hayata geçirdiği politikalardan biri ve belki de en önemlisi, OHAL sürecinde Hatay’daki açığa almalardan sonra gösterdiği direniş tavrıdır. Şubemiz, açığa almalara karşı aralıksız eylem yapan ve sürekli bir direniş ören, üyelerinin hepsini geri döndüren ülke genelindeki tek şubedir.

“KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNMEYENİ, SENDİKADAN TASFİYE ETMEYE DÖNÜK BİR ADIMDIR”

Hatay Şube olarak bizler KESK MYK ve bazı şubelerin MYK’larının direnişçilere saldırısında tavrını direnenlerden yana belirlemiş, ülke genelindeki tüm şubelere sendika yönetiminin direnişçilere saldırısını kınayan yazılar göndermiş, direnişçilerin yanında olduğumuzu söyleyen açıklamalar yapmış, direnen kadın üyelere saldırmanın alçaklık olduğunu söyleyerek MYK’ların tavrını mahkûm etmiş ve üyelerimizle bu konuda toplantılar yaparak onlara gerçekleri anlatmıştık. Soruşturma son olarak bu aşamadan sonra başlatılmıştır. Esasında kendisi gibi düşünmeyeni, sendikadan tasfiye etmeye dönük bir adımdır, direngenliğiyle bilenen şubeyi cezalandırmadır. Hatay’da seçimlerle yönetimlere gelemeyen kişiler, bizlerin yerine kayyum olarak atanmıştır. Genel merkez bir açıklama yayınlamış ve demişti ki; ‘Hatay Eğitimsen yönetimi sendika tüzüğüne aykırı hareket etti, biz de gereğini yaptık, görevden el çektirdik’ Evet, devlet de aynı şeyi söylüyor: “Belediye başkanları devleti yıprattı, yasalara aykırı hareket etti, biz de görevden aldık”, diyorlar ki “biz kayyım atamadık, yönetim kurulunu görevden el çektirdik, yerine gelecek yedek yönetim de üyelerce seçilmiş olduğundan, bu kayyım değildir”. Seçilmiş yönetim yerine kendi istediği kişileri atamak, kayyumdur, yedek yönetim değildir! Genel merkez yöneticileri kayyuma yedek yönetim diyerek kayyumu meşrulaştırmaya çalışmıştır. Kayyumla birlikte şube binası değiştirildi, yeni mobilyalar alındı, Genel Başkanı Feray Aydoğan, bizlere noterden ihtar çektirerek eşyaları ve evrakları istedi. Bu ayrıntıları yazıyorum çünkü bunlar tarihe utanç belgeleri olarak geçecek.


Savunma istedikleri gerekçeler ile ceza verdikleri gerekçeler arasında tutarsızlık olduğu kadar asılsızlık da vardır. Genel Merkez yöneticileri sıklıkla ilimize geldiklerinden, katılacakları bir basın toplantısını öğrenince bizler de oraya gitmiş ve neden görevden alındığımızı, kime, ne zaman, nerede fiilli saldırıda bulunduğumuzu açıklamalarını ve kanıtlamalarını istemiştik. Açıklama yapılmadı. Bu asılsız suçlamalara karşı tabi ki sessiz kalamazdık ve demokratik haklarımızı kullanarak eylemler de yaptık, hukuksal olarak itirazlarımızı da yaptık. Mahkeme tedbir kararı alarak genel merkezin yaptığına dur demiş oldu. Ancak Genel Merkez Yöneticileri Hukuk tanımıyor. Mahkemenin kararlarını uygulamıyor. Çamur at izi kalsın mantığıyla hareket ediyor. Burada bir ayrıntı vermek istiyorum. Genel merkez, mahkeme heyetine sunduğu dosyaya delil olarak soruşturma başlatıldıktan sonraki sosyal medya paylaşımlarını fotoğraflayıp koymuş. Yani suç üretmeye çalışmış ki bu yöntemi biz bir yerlerden tanıyoruz!

15 Temmuz sonrası pek çok kamu görevlisi bir gecede çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işlerinden edildi. Cemaatle mücadele edildiği söylenirken, pek çok sol görüşlü kamu çalışanı görevlerinden uzaklaştırıldı ve işlerine geri dönmek için mücadele etmeye başladı. Yüksel direnişi bunların içerisinde en bilineni. Kamu emekçilerinin hakkını ve hukukunu koruması gereken ‘KESK’ bu eylemlere destek olmadı. Sizce neden sendika kendi üyelerinin mücadelesine destek vermiyor?
Eğitim Sen ve KESK MYK’larının fiili meşru mücadeleden uzaklaşması ve faşizmin saldırılarına direnmemesi, direnenlere düşmanlaşmasını beraberinde getirmiştir ve bu süreç yeni değildir. OHAL ile birlikte 4200 KESK üyesi ihraç edilmişti ve genel merkezler düzeyinde sürekli, kararlı bir mücadele örülmemişti. OHAL var, direnemeyiz, bekleyelim, mutlaka döneceğiz diyerek üyeleri umutsuzluğa sürüklemiş, mücadelede öncü olamamıştır. Herkesin korktuğu, alanların yasaklandığı dönemlerde Nuriye Gülmen ile başlayan ve bugün hala devam eden yüksel direnişi tüm dünyaya KHK zulmünü anlatmış, kamu emekçilerine umut olmuştur. KESK ve Eğitim-Sen MYK’ları faşizme kuramadıkları barikatları üyelerine karşı kurdular, bunu da zamanla direnmeyerek, faşizmle uzlaşarak ve icazet alarak yapmışlardır.

Tüm bu yaşananlara KESK yönetiminin bakış açısıyla yaklaşacak olursak Yüksel direnişini organize edenler ve bu direnişe destek olan çeşitli illerdeki sendika yöneticileri, KESK’in imajına ve mücadelesine gerçekten zarar mı veriyor?
Elbette hayır. Yüksel direnişi bir iş, ekmek, onur mücadelesidir. Bir gecede çıkarılan KHK’larla 140 bin kamu emekçisi sorgusuz sualsiz işinden atıldı. Yüksel direnişi bu KHK zulmüne itirazdır, emeğine sahip çıkmaktır. Yüksel direnişi birçok kamu emekçisine umut oldu. Yüksel direnişçilerinin ve onları destekleyen bizlerin sendika genel merkezlerdeki yönetimlere mücadele programı çıkarın, alınan kararları uygulayın, ihraçlara sahip çıkın demesi itibarsızlaştırma değildir. MYK’daki kişilerin direnen kadın üyelerini tekme tokat sendikadan atması, kapılarını direnenlere kapatması, 2 Temmuz katliamının ve ‘faili meçhul’ cinayetlerin sorumlusu siyasi parti temsilcileriyle görüşmesi, AKP’li cumhurbaşkanlığı baş denetçisini sendikada ağırlaması, AKP’nin yöntemleriyle bizlere soruşturma açması ve kayyum ataması sendikayı itibarsızlaştıran davranışlar olmuştur. Bir yandan kadına yönelik mücadelede öncü olduğunu iddia edenlerin direnen kadınlara şiddet uygulaması, belediyelere kayyum atanmasına karşı çıkanların aynı uygulamaları kendi kurumlarında yapması üyelerde güvensizlik yaratmıştır.

Türkiye’de sendikalı çalışan sayısı dünya ortalaması dikkate alındığında gerçekten çok düşük bir seviyede. Dürüst olmak gerekirse Türkiye’de çalışan kesimlerin sendikalarla iyi deneyimleri pek yok. Yaşadıklarınızı dikkate aldığınızda sendikal mücadeleye olan inancınızı kaybettiniz mi?

Sendikalı olma oranı düşük evet. İşçilerin, kamu emekçilerin işverenlerle, patronlarla, hükümetle yaşadıkları sorunlarda sendikaların üyelerine sahip çıkamadığı bir gerçektir. Ekonomik ve özlük hakların kazanımı bir yana var olanı koruyamayacak durumdadırlar. Yetkili sendikaların hükümet ile yaptıkları pazarlıklar kamu emekçilerinin gerçek taleplerini yansıtmamaktadır. Hiçbir sendika emekçilere umut ve güven vermemektedir. Baskı, korku ile muhalefeti yıldırma çabası karşısında daha çok örgütlenme ihtiyacı doğmaktadır. Ancak emekçilere umut olan en önemli şey mücadeledir, direnişlerdir. Bizler bunu pratiğimizden görüyoruz. Hatay’da açığa alındığımızda kesintisiz direndik ve bütün açığa alınan arkadaşımızla birlikte göreve dönen tek il olduk. Diğer illerde de açığa alınan ve ihraç edilenler oldu. Ancak açığa alınanların tamamının göreve döndüğü başka bir il olmamasını biz mücadele etmemize bağlıyoruz.
Tüzüğümüz der ki, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, çocuk istismarı ihraç sebebidir. Disiplin kurulları bunlar için çalışsa da yüksel direnişçilerine saldıranlara soruşturma açsa.

Toparlamam gerekirse, genel merkezin bu yanlıştan bir an önce dönmesini, cezaların iptal edilmesini, mahkeme kararlarının uygulanmasını istiyoruz.

Çağdaş Gökbel

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Ahmet Davutoğlu’nun partisinin ismi sızdı! Başkanlık yerine parlamenter sistem…

Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisi için geri sayım başladı. Partinin adının Bizim Parti olacağı öne sürüldü. İnternet Haber’in iddiasına göre Çarşamba günü yeni parti resmen ilan edilecek.

Vatandaşın parası böyle gasp edilmiş: Melih Gökçek döneminde belediyeden Osmanlıspor’a 2 milyon

Osmanlıspor’a 25 yıllığına bedelsiz devredilen Yenikent Stadı için belediye bütçesinden bir yılda 2 milyon TL harcandığı ortaya çıktı. Kaymakamlık, elektrik ve doğalgaz giderleri yurttaşın sırtına yüklenen stadın tahliye kararına uymadı.

Ceren Özdemir’in katilinin ifadesi: ‘Yeni avlar aradım’

Ordu’da Ceren Özdemir’i evinin kapısının önünde kalbinden bıçaklayarak öldüren açık cezaevinden iki kez firar eden cinayet hükümlüsü Özgür Arduç’un ifadesi ortaya çıktı. Katil zanlısının ifadesinde kullandıkları sözler ise kan dondurdu. Katil zanlısı Arduç ifadesinde Ceren’i öldürdükten sonra “Sabah inşaatta kaldım. Meyve aldım yeni avlar aradım ancak fırsatını bulamadım” ifadelerini kullandı.

Meclis’te Alevi önergesi kavgası… MHP’lilerden ‘git’ diyen Tanrıkulu’na ‘it’ saldırısı

TBMM Genel Kurulu’nda, HDP Grubunun Alevilere yönelik gerçekleşen sistematik saldırıların detaylı olarak araştırılması için Meclis başkanlığına verdiği araştırma önergesinin görüşülmesi sırasında tartışma yaşandı.

Ali Babacan cephesinden AKP çıkışı: ‘Hasmı olmayacağız’

Yeni parti kurma çalışmalarını sürdüren Ali Babacan cephesinden AKP'ye karşı izlenecek tutum hakkında açıklama geldi.
210,618BeğenenlerBeğen
4,581TakipçilerTakip Et