Venezuela, dünyanın en büyük ve en kaliteli petrol rezervlerinden birine sahip.
Kâğıt üzerinde bu, refah demekti.
Gerçekte ise yoksulluk, açlık ve göç anlamına geldi.
Birçok ülkede aynısı yaşanır:
Altın çıkar.
Petrol çıkar.
Doğal gaz çıkar.
Elmas çıkar.
Ama halk payını alamaz.
İşte buna doğal kaynak laneti denir:
Bir ülkenin yeraltı zenginliğinin, halkın yaşamını iyileştirmek yerine onu daha kırılgan hâle getirmesi.
Kaynak vardır, kalkınma yoktur.
Gelir vardır, adalet yoktur.
İlk lanet buradan başlar.
Kaynaklar, halkın ortak malı olmaktan çıkarılıp dar bir iktidar çevresinin, yozlaşmış devlet aygıtlarının ya da kapalı elitlerin kontrolüne geçtiğinde, zenginlik kalkınma üretmez.
Aksine, adaletsizliği derinleştirir.
Üretim çeşitlenmez.
Ekonomi tek bir kaynağa kilitlenir.
Eğitim geri plana itilir.
Gelecek ertelenir.
Ama lanet burada bitmez.
Doğal kaynaklarını halkıyla birlikte, şeffaf ve adil biçimde yönetemeyen devletler yalnızca içeriden çürümez;
aynı zamanda dışarıdan da hedef hâline gelir.
Paylaşılmayan zenginlik korunamaz.
Halktan koparılan kaynak, dışarıya açılır.
Ve bu kez ikinci lanet devreye girer.
Büyük güçler gelir.
Demokrasi der.
İstikrar der.
Özgürlük der.
Asıl mesele kaynaktır.
Zaten halka hiç dağıtılmamış olan bu zenginliklerin bir kısmıyla yetinmezler.
Daha fazlasını alırlar.
Geriye yoksulluk kalır.
Bağımlılık kalır.
Enkaz kalır.
Doğal kaynak laneti bu yüzden çifte lanettir.
İçeride adaletsizlik üretir.
Dışarıda iştah kabartır.
Yeraltındaki zenginlik
önce halktan koparılır,
sonra ülkenin elinden alınır.
Ve bedelini
her zaman
yoksul halk öder.
