Din, diyanet, alevilik ve sünnilik!

Mehmet Özgür Ersan yazdı... 

Tarihi olarak anlatırsak olaya Peygamber efendimizin ailesinin nereden
geldiğiyle başlamak gerekir. İsmail Peygamber Urfa’da yaşarken birçok
peygamber gibi bir zanaatla uğraşmaktadır. Marangozdur. Put yapar ve
put satar. Bir gün hasta iken oğlu İbrahim Peygambere putları alıp
pazarda satmasını söyler.
İbrahim Peygamber babasından aldığı eğitimin gereği putları burnunu
bin rivayete göre bir su birikintisine bir rivayete göre Urfa Balıklı
Göle sokar. Halktan kişiler sen ne yapıyorsun diye ona çıkışır.
Tanrılarımız başını niye suya sokuyorsun diye. Oda onlara su
içiriyorum der. Halk çıkışır hiç öyle olur mu diye. Oda cevap verir
kendisine hayrı olamayanın size ne hayırı olsun diye.
Ama hayatı tehlikeye girer. Ve babası İsmail Peygamber onu Arap
Yarımadasına götürüp ölümden kurtarır. Orada Kâbe’yi inşa eder. Yıllar
sonra oğlunu merak eder ve ziyarete gelir Kâbe’nin kapısında iki çocuk
oynamaktadır. Bu çocuklara yanaşır. Başlarını okşar ve sorar adlarınız
diye. Kureyş ve Haşim cevabını alır.
Kimin oğlusun dediğinde torunları olduğunu öğrenir. Oğlunun buradan
bir Arap kadınla evlendiğini öğrenir. Bu Haşim Peygamber Efendimizin
dedesidir. Bu Kureyş ise Ebu Süfyan’ın dedesidir. Yıllar içinde Kabe
putlarla dolmuş. İbrahim Peygamberin babasından öğrendikleri
bozulmuştur. Kabe’nin etrafındaki kabileler tekrar çok Tanrılı
inançlara dönmüştür.
Ukaz Panayırı düzenleyip aralarındaki savaşları bu kutsal günlerde
barışa döndürmektedirler. Tabiî ki bu panayırın kazancıyla güçlü
zengin bir yapıları vardır. Kureyş sülalesi iktidarı uzunca bir dönem
ele geçirmiştir. Ama bu dönemde Haşim sülalesi de yardım severlikleri
ile halk gözünde büyümektedir. Abdülmuhtalip Haşim sülalesinin en
büyüğü olarak bu geleneği yaratmıştır. Oğlu Abdullah ve gelini Amine
vefat edince torunu Muhammed’in sorumluluğunu üstüne almıştır.
Dedesinin vefatıyla da Peygamber Efendimiz amcası Ebu Talib’in
korumasına geçmiştir.
Hz. Ali’nin babası Ebu Talib babası Abdülmuhtalip gibi halkın sevgi ve
saygısını kazanmış bir liderdir. Kabilelerin yöneticileri seçimle iş
başına geldiğinden olgunlaşan koşullar Ebu Talibi iktidara
getirmiştir. Bu arada Peygamber Efendimiz amcasının kervanlarının
başına geçmiştir. Ve halkın güvenini kazanan bir şahsiyet haline
gelmiştir. Bu arada Yahudi bir haham olan Hatice Anamızın dayısıyla
sohbetleri bilgi alış verişi olmuştur. Hatice Anamızın dayısı olan
haham son peygamberin geleceğinin müjdelendiğini söylemiş ve tarifler
vermiştir. Bu tarifler Peygamber Efendimize benzemektedir.
Peygamber Efendimiz Hatice Anamızla evlenmiş. Onun kervanlarının
işletmesini de yapmaya başlamıştır. Davranışlarıyla halkın sevgi ve
saygısını kazanıp El Emin unvanını pekiştirmiştir. Sonunda Hira
Dağında kırk yaşında iken peygamberliği Kuran’ın nazil olması
başlamıştır. İşte bu noktadan sonra İslam’ın çileli günleri
Peygamberimizin kendine ilk inanan Ali, Hatice, Zeyd (Azat ettiği
köle) ilk Müslümanlar olmuştur.
Peygamberimiz tebliğleriyle hızla insanlara ulaşan bir lider olurken
elinden iktidarı kaybeden Kureyş sülalesi şimdi de dinleri kaybedecek
olmanın Kâbe’nin Ukaz Panayırı’nın geliri kaybedecek olmanın telaşıyla
bu yeni eşitlikçi, köleleri özgürleştiren düşünceleri boğmak için
saldırılara başlamışlardır. Haşim sülalesinin güçlü isimleri Ebu Talib
ve Hamza olmasa yok etmek için bir an düşünmeyecekleri Peygamberimize
çeşitli kışkırtmalar ve saldırılar düzenlemiş Müslümanlar büyük
eziyetlere uğramıştır. Peygamber Efendimiz sonunda Tanrı’nın izni ile
Medine’ye hicret etmeye kara vermiştir. Gece yatağına Ali Efendimizi
yatırıp erkenden yola çıkmıştır. Gece onun öldürmeye gelenler
yatağında Ali efendimizi bulmuşlardır. Takipler devam etmiş. Tanrı’nın
inayetiyle bir mağaraya sığınan peygamberimizi mağara girişine ağını
ören bir örümcek ve yuva kuran bir güvercin kurtarmıştır.
Medineli ensarlar kardeşleri sevgiyle karşılamışlardı. Medine’de İslam
Devleti’nin temelleri atılmıştır. Bedir, Uhud ve Hendek Savaşıyla
Kureyş kabilesi dize getirilmiş. Mekke’nin fetihle Kabe’nin içindeki
putlar temizlenmiş. Kabileler hızla İslam’a geçmiştir. Peygamber
efendimiz 632’de veda hutbesini okuyup, halkıyla vedalaşmış ve hakkın
rahmetine kavuşmuştur. Daha cenazesi kaldırılmadan iktidar kavgaları
başlamış. İslam’ın büyük kırılması mezheplere bölünme gerekçesi de.
Peygamber sonrası devleti kimin yönetmesi gerektiği üstüne başlamıştı.
Ehli Beyt ( Peygamberin Ailesi) onun naşını kaldırırken. Kureyş
kabilesi büyükleri Ebu Bekir, Ömer ve Osman aralarında hangisinin
iktidara çıkacağını konuşuyordu. Sonunda Ebu Bekir üstünde anlaşıldı.
Ardından Ömer ve Osman iktidar gelecekti.
Bu birinci sebebin ardında ikinci olarak ta Peygamber Efendimizin
naşını kaldıran ailesi özellikle kızı Fatıma Anamız cenazesi
defnedildikten sonra defin işlemlerine katılan çok küçük bir topluluk
Fatıma Anamızın evinde toplanmışlardır. Topluluk burada iken buraya
gelen Ömer Hz. Ali’nin Ebu bekir’in halifeliğine biat etmesini
istemiştir. Hz. Ali kabul edilmeyince Hz. Fatıma’nın evini yakmaya
kalkışmış bu da yetmemiş kapının ardında Hz. Fatıma’nın olduğunu
gördüğü halde hışımla kapıya tekme vurmuş ve karnı yüklü olan Fatıma
Anamızın önce çocuğunu düşürmesi sonrada altı ay sonra vefatıyla
sonuçlanan elim hadise gerçekleşmiştir. Bu hadise İslam’ın mezhepsel
bölünmesinin en temel ikinci sebebidir.
Ebu Bekir ilk işi Peygamberimizin Hz. Fatıma’ya sadaka olarak verdiği
Fedek Hurmalıklarına el koymak olmuştur. Fatıma Anamızın tüm
itirazlarına rağmen kendisine hakkı olan Fedek geri verilmemiş. Fatıma
Anamız Hakka yürüdüğü güne kadar bir daha Ömer ve Ebubekir’e küsülü
olmuş ve cenazesine katılmamaları için Hz. Ali’ye kendisini gece
defnetmesi vasiyetini bırakmıştır.
Devlet görevlerinin ve yöneticilerinin genişlemesi haksızlıkların
artığı kölelerin tekrar edinildiği eşitlik dürtüsünün azaldığı dönem
olmuştur. Osman’ın iktidarı zamanında ise iş iyice ayyuka çıkmıştır.
Emevilerin (Kureyş Kabilesi) önemli görevlere getirilmesi İslam’ın
başındaki eşitlik dürtüsünün tamamen yıkılmasına sebep oldu. Sonuçta
Hz. Ali ve oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Osman’ın evinin önünde
nöbet tutmaları bile yetmemiş ve Osman öldürülmüştür.
Hz. Ali’nin sırası geldiğinde önce Cemel Vak’ası (Deve Olayı) (656)
cereyan etti. : Hz.Ali’nin halifeliğini tanımayan Ebu Bekir’in kızı ve
Peygamber Efendimizin ikinci eşi Ayşe ve onun yanında yer alan Talha
ve Zübeyr, mücadele etmek ve kuvvet toplamak için Irak’a gittiler. Hz.
Ali barışçı girişimlerinden sonuç alamadı. İki taraf, Kufe
yakınlarında savaştılar.
Savaş’ın en şiddetli bölgesi Ayşe’nin bindiği ” Asker ” adlı devenin
etrafıydı. Bunun için bu olaya ” Deve Olayı ” denilmiştir. Savaşta
Talha ve Zübeyr öldü. Ayşe’nin Medine’ye dönmesi sağlandı. Esir alınan
Basra’lılar serbest bırakıldılar.
Bu olay, Müslümanlar arasındaki ilk büyük savaştır. Hz. Ali bu olaydan
sonra Medine’ye dönmemiş, Irak’ın merkezi olan Kufe’ye yerleşmiştir
Suikaste uğrayan Halife Osman bin Affan’ın öcünü almak, aynı aşiretten
olduklarından Muaviye’ye düşmekteydi. Muaviye Osman’ın katillerinin
kovuşturmasını yapmadığından onların işbirlikçisi olduğunu iddia
ettiği Ali bin Ebu Talib’nin hilafetini reddetti. Bununla birlikte,
öncülüğünü (peygamberin eşlerinden) Ayşe, Talha ve Zubeyr bin el
Avvam’ın yaptığı isyana da katılmadı. İsyanın ardından yapılan Cemel
Savaşı’nın galibi Ali Ayşe’yi affetti. Ali’nin sağladığı refakatçiler
eşliğinde Medine’ye giden Ayşe’ye maaş da bağladı.
Hz. Muhammet İslam sancağını diktiğinde Muaviye’nin ve babasının
iktidarına da son vermiştir. Hz. Muhammet’in dünyayı terkinden sonra
tekrar iktidara sahip olabilmek için çok mücadeleler vermiş sonunda
beşinci halife olmuş yine başa gelmiştir. Kendi taraftarı olan Ayşe
ile beraber, dördüncü halife olan Hz. Ali’ye savaş açmıştır. Böylece
birçok masum Müslüman’ın kanının vebalini almıştır. Savaş sırasında
Hz. Ali taraftarlarını etkisiz hale getirmek için mızrakların ucuna
Kuran’dan sayfalar taktırmıştır.
Ayrıca Hz. Muhammet’te gelen vahiylerle dalga geçerek “Bana’da vahiy
geldi” diyerek ortaya çıkmıştır. Allah şu ayetiyle ENAM 93 yalan düzüp
Allah’a iftira eden veya kendine bir şey vah yedilmediği halde “Bana
vah yedildi” diyen kişi ile “Allah’ın ayet indirdiği gibi ben de
indireceğim” diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen o
zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış,
“Çıkarın canlarınızı!” diye! Bugün zillet azabıyla
cezalandırılacaksınız; çünkü Allah’a karşı gerçek dışı şeyler
söylüyorsunuz ve çünkü O’nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz.
Hz. Muhammet ise bundan dolayı Muaviye’yi sürdürmüştür.
Muaviyenin amcasının oğlu olan halife Osman ise sürgünde olan
Muaviye’yi iktidara gelince sürgünden geri getirtmiş ve onu Vali
atamıştır. Mısır’ı ele geçirdi ve Hz. Ali’nin 661 yılında suikasta
uğrayarak öldürülmesinin ardından halifeliğini ilan etmiştir. Bu zalim
kişi 661’den 680’e kadar İslam devletini yönetmiştir. Böylece İslam’ın
bozulmasında başrol oynamıştır. Kişiliği, yaptıkları ve bilhassa
inananların peygamberin gerçek halefi olduğuna inandıkları Hz.
Muhammet’in damadı ve amcası oğlu Hz. Ali’yle savaşması nedeniyle
nesiller boyunca İslam’a inananlarca nefretle anıldı.
İslam hızla yozlaşıyor, Arap milliyetçiliği diğer milletlerden
Müslümanlara yapılan eziyetler artıyordu. Muaviye oğlu Yezit’in
kendinden sonraki halife olarak kabul edilmesini daha hayattayken
garantiye almaya çalıştı. Taraftarlarına Yezit’e bağlılık yemini
ettirdi. Yezit başa geçince ilk iş olarak Medine valisine bir mektup
yazarak Hüseyin bin Ali’ye değil, kendisine itaat etmesini, aksi
takdirde bunu canıyla ödeyeceğini bildirdi. Peygamber efendimizin
torunları Hz. Hasan zehirlenip, Hz. Hüseyin Küfe’lilerden kendisine
bağlılıklarını sunan mektuplar alıyordu. Halife olduğunu ilan ederse
Hüseyin’i destekleyeceklerini söylüyorlardı.
Hüseyin bu teklifleri ciddiye aldı ve Küfe’deki taraftarlarının
gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğunu zannetti. Yaklaşık 70
taraftarı ve ailesi ile Küfe’ye doğru yola çıktı. Sayıca fazla olmayan
Küfe’li taraftarları Yezit tarafından bastırıldı. Hüseyin ve
beraberindekiler Kerbela’da Yezit’in 4500’e yakın adamıyla
karşılaştılar. Burada meydan gelen savaşta Hüseyin ve taraftarlarının
hepsi öldürüldüler, ailesi esir alındı. Böylece yıllarca sürecek Emevi
saltanatı başladı. Medine’ye geçişle birlikte İslam Devleti’nin
temelleri atılmıştır.
Bu devlet eşitlikçi kandaş hukuka tabi bir devlettir. Bu devletin her
tuğlasında ortak akıl ortak emek vardır. Mekke’nin teslim alınmasıyla
yenildi sanılan Esbu Sufyan ve düşünceleri oğlu Muavi’ye ve torunu
Yezit’le tekrar iktidara gelmiştir. Eşit, Kandaş Müslümanlık
yenilmiştir. Böylece Muavi’ye Müslümanlığının temelleri atılmıştır.
Emeviler döneminde İslam mezheplere bölünmüştür. İslamın dört hak
mezhep olarak bildiği Hanefi, Maliki ,Hambeli ve Şafi mezhepleri de bu
dönemde doğmuştur.Hanefi Mezhebinin kurucusu Ebu Hanife (asıl adı
Numan bin Sabit bin Zutadır. Tasavvuf bilgilerini Muhammed Bakır
(beşinci göbek torunu) ondan sonra da Cafer-i Sadık’dan
(Hz.Peygamberin Hz.Fatıma ve Hz.Ali’den altıncı göbek torunu) öğrendi.
699 yılında Kufe’de doğup, 767’de Bağdat’ta öldürüldü. Müslümanlar
tarafından ehl-i sünnet itikadının lideri kabul edilir.
Hanefi Mezhebinin kurucusudur. Müslüman inancında olanların %45-50’i
Hanefi mezhebindedir. Böylece Peygamber Efendimizin vefat ettiği 632
yılından nerdeyse yüzyıl sonra üstelik ortada ne dört halife ne
sahabeler kalmışken bu dört hak mezhep kuruldu. İşte Emevilerin
İslam’ı Muaviye Müslümanlığına döndürmeleri yüzlerce yıl süren Şii ve
Sünni kavgasının ve kırımların özü. Aleviler İmam Caferi Sadık’ın
sağlığında karşı çıktığı ama öğrencisi Ebu Hanife’nin öldürülüp adına
kurulan mezhepten sonra Şiiler onun adına Caferi Mezhebini kurmuştur.
Ama bu mezhep hak mezhep sayılmaz!
İslam dinini 200 yüzyıl direnen Türk kavimleri Emevilerin kaderini
değiştirmiştir. Emevilerin Türk illerini istila ettikleri günlerin
birinde; Horasan illerinin üç Türk başbuğu zincirlere vurulmuş; Emevî
muhafızlarının ortasında yaya olarak götürülmektedir. Abdurrahman Ebu
Müslim, hicretin 100. miladın 722. yılında Azerbaycan’nın Kayık
köyünde doğmuştu. Ebu Müslim’in babası, bir daha yuvasına dönemedi.
Çünkü onu Emevî valisi Yezit bin Mehlep yakalatarak idam ettirmişti.
Türk tarihinde yer tutmuş büyük kahramanlardan biri de Ebu Müslim-i
Horasanî’dir. Oğuz Türkmenlerinin tarihinde, yeni bir devir açan büyük
bir kahramandır. Asırlarca Çinlilerin akınlarına göğüs geren Oğuz
Türkmenlerinin hürriyet ve istiklallerini batıdan gelen Emeviler
tehdit etmeye başlamıştı. Daha da ileri giden Emevîler, Türk ellerini
yağma ve istila etmişlerdi. Bu esaret acısına tahammül edemeyen
Oğuzlar, bağırlarından yüce bir kahraman olan Horasanlı Ebu Müslim’i
çıkardılar. Müstevlilere karşı ihtilal bayrağını açan Ebu Müslim,
milli mücadeleye girişti. Emevî ordularını yenip, İslam tarihinde yeni
bir devir açtı. Emevî saltanatına son vererek Abbasî Devletini kurdu.
Ama iktidar tutkusu Abbasileri kışkırtan insanların varlığı Ebu
Müslim’in öldürülmesini sağladı.
Oysa Ebu Müslim Horasani Emeviler ve Abbasiler döneminin halk
kahramanıdır. Tarihin figüranı değil baş aktörü gerçek bir tarih
yaratıcısıdır o. Köle iken ihtilal önderliğine yükselen bir
efsane-insan’dır. Horasan Spartaküsü derler adına. Bu yüzden bölge
halklarından Kürtler, Türkler, Acemler ve Araplar kendisine sahip
çıkmış, onu öz evlatlarıymış gibi benimsemiş; her kavim, ‘Ebu Müslim
bizdendir’ diyebilmiştir. Adına menkıbe ve destanlar yazılmış, Bâtıni
akımlarca ‘tanrı-insan’ olarak algılanmıştır. Ebu Müslim ölmemiş, ak
güvercin donuna bürünüp gökkuşağında gezer olmuş. Tarihte böylesine
aktif rol oynayıp, yaşam öyküsü bilinmeyen çok az insan vardır.
Türklerin İslamiyet’e geçiş süreci çok sancılı olmuştur. İslam’a
geçtiklerinde ise o zaman muhalefete düşen kırımlara uğrayan
Hz.Muhammet ve ailesinin yani Hz. Ali ve Hz.Fatıma’nın evlatlarının
yanında olmuşlardır. Hoca Ahmet Yesevi binlerce müridini Anadolu’ya
gönderip bu toprakların İslamlaştırılmasıyla Horasan Erenleri
Anadolu’nun taşına toprağına Şii Caferi Mezhebi ve Hz.Ali taraftarı
olan İsmaili, Fatimi akımların içine kendi Şaman ve Türk kültürleri
katarak Alevi dediğimiz kültür deryasını oluşturmuşlardı. Alevilik
elbette içinde Hz.Ali ve ailesine yapılan her türlü haksızlığa karşı
çıkan bir yan vardır. Ama asıl bu iki anlayışı yan yana getiren
Peygamber Efendimizin kandaş hukukta kurduğu İslam Cumhuriyetinin
Muaviye Müslümanlığa dönüşünü engellemek isteyen Kırklar Meclisi gizli
teşkilatını kuran Hz. Ali ve ailesine (Ehli Beyte) sahip çıkış vardır.
Tarihte hep gizli örgütlenmelerinin temeli ta Kırklar Meclisi’ne kadar
dayanır. Bütün İslam’ı farklı algılayan kendi geçmiş ilkel komünal
sınıfsız dinleriyle İslam’ın karışımı olan İslam Tasavvufunu
oluşturmuşlardır. Bu Batıni akımlar Yavuz’un büyük kıyımından sonra
Alevi ismiyle anılmıştır.
Buraya kadar anlattıklarımız biraz tarih biraz mitolojiydi. Sonuçta
bugün İslam Cumhuriyeti bazı konaklardan geçmiş günümüze gelmiştir.
Ülkemizde 600 yıl hüküm süren Osmanlı kurucu unsuru olan Türkmen
Batıni akımları özellikle Ahi Teşkilatının Şeyh Edebali’nin öğütlerini
unutup hızla Muaviye Müslümanlığına geçerek Araplaşmışlardır.
Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşın’da Aleviler’den büyük destek almış
onların isteklerinin çağdaş, bilimsel, eşit bir düzen yaratmak
olduğunu bilmiştir. Bununda o gün için Cumhuriyet olduğunu ortadadır.
Bundan olayı Aleviler Cumhuriyet sahip çıkmaktadırlar. Eğer ömrü yetse
idi Diyanet diye bir kurumun olmayacağı da ortada idi. Türkçe Ezan’la
başlayan süreç Türk Tarihinin araştırılması Hoca Ahmet Yesevi ve
Horasan Erenlerinin yapmak istediği gerçekleşecekti. Bugün Sünni
kardeşlerimizin kafasını karıştıran İslam Uleması(bilim adamı
demiyorum) bilgilerinin eksikliğinden çok işlerine öyle geldiği için
bu tarihi süreci yanlış aksettirmektedirler.
Bir kere İslam Cumhuriyet (Asrı Saadet) hiçbir zaman kandaş eşitlikçi
hukukun dışına çıkmamıştır. Ne köleliği kutsamış, ne peygamberin
ailesini katletmeyi, ne diğer dinlerden insanlara saldırmayı, ne özel
mülkiye kutsamıştır. Beytül Mal’dan özel mülkiyete, Bilal’i Habeşi
azat eden kültürden binlerce kölelerinin olduğu Emevi, Abbasi
kültürüne. İslamı doğru okuyup doğru algılayacaksak bizde Hz.Ali’yi
seviyoruz deyip kaçamak cevap vererek. Hz.Muhammet vefatından yüz yıl
sonra hak mezhep Hanefiliği çıkararak ve Diyanet bu Mezhebi resmi
mezhep ilan edip bugün Alevilere el uzatıp onları Sünnileştirmeye
çalışarak ne samimi olabilir ne de gerçekçi.
Üstelikte şu unutulmasın ki Peygamber Efendimize saygısızlık ediliyor.
Bugün yaşanan Asrı Saadet Müslümanlığı değil Muvaiye Müslümanlığının
ABD elinde petro- dolarlarla Suudilerce Vahabilileştirililerek
işbirlikçi hale getirilen halidir. Bununla barışmamız buna güvenmemiz
bunun samimiyeti beklememiz anlamsızdır. Aleviler karındaş hukuktan
gelmiş ilkel komünal bölüşümcü gelenekleri Hz.Muhammed’in Asrı Saadeti
ile çelişmemektedir. Ama bugünün Muvaiye Müslümanlığıyla
çelişmektedir. Gerçekte yollarımız ayrıdır. Bizim isteklerimiz
Diyanetten pay verilmesi değil Atatürk’ün başlattığı devrimlerin
sürmesidir. Ölümüyle başlayan karşı devrimin son bulması ve Mustafa
Kemal’in başlattığı bağımsız çağdaş laik demokratik bir cumhuriyetin
yeniden inşa edilmesidir.

Mehmet Özgür Ersan

AKP panikte…50 bin üye istifa etti!

Eylül-Kasım ayları arası 57 bin kişinin ayrıldığı AKP'nin üye sayısı, son 4 ayda 114 binlik bir düşüş gösterdi. CHP ve İYİ Parti ise 4 ayda 30 binden fazla yeni üye kazandı.

Eski Fazilet partili Bülent Arınç’tan Gelecek Partisi’ne veryansın!

Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet partileri ile AK Parti'de önemli görevlerde bulunan, eski Başbakan Yardımcısı ve eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, gazeteci Ömer Şahin'in kaleminden bugün piyasaya çıkan, kendi hayatının anlatıldığı 'Küçük Erbakan' kitabıyla ilgili konuştu.

‘Kanal İstanbul’ ‘Katar İstanbul’ olma yolunda!..

Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza’nın Başakşehir’de 100 bin lira sermayeli şirket kurup 1.5 ay kadar sonra Kanal İstanbul güzergahında 44 dönüm arazi satın aldığı ortaya çıktı.

Davutoğlu’na ‘Vekil isterse veririm’ demişti… AKP’den yanıt geldi

Siyaset dünyasında ‘kiralık vekil’ tartışması başladı. AKP Ünal, İYİ Parti lideri Akşener’in ‘Yeni partiler vekil isterlerse veririm’ açıklamasını eleştirdi. Ünal, “Türk siyasetinde bir bidat adeta oluşturdular. Bu, ‘kiralık vekil’ çok çirkin bir ifade farkındayım. Milletin iradesi kimsenin tekelinde değildir” dedi.

MHP’den çok sert Davutoğlu açıklaması

MHP'li Edip Semih Yalçın, Türkiye'de eski kirli defterlerin açıldığını savunarak ‘’MHP, tehditlere karşı devletin elini güçlendirmek için millî mutabakat zemini oluşması yönünde çaba sarf etmiştir” dedi. Yalçın, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ‘Cambaz oynatıcısı’, Ahmet Davutoğlu’na da ‘’Yalancı pehlivan” dedi.
210,479BeğenenlerBeğen
4,597TakipçilerTakip Et