HALKWEBYazarlarDevlete Yeniden ASALET Kazandırmak

Devlete Yeniden ASALET Kazandırmak

Atakan Sönmez
Atakan Sönmez
İnsan... Çerkes... Gazeteci

Siyasetin hergün devleti kutsayan hamaset üretmesi yerine, milletin asli görevlerini yerine getirdiği için güven duyduğu bir devleti inşa etmek, ülkenin önünde duran en öncelikli hedeftir.

0:00 0:00

Devletin varlık sebebi, halkına refah ve güvenlik sağlamak ve böyle bir hayatı da güvenlik ve sağlıklı bir şekilde sürdürmesini sağlamaktır.

Onun dışında devlete atfedilen kutsiyetler ve aşırı anlamların hepsi, bu temel ve basit görevlerini dahi yerine getiremeyen devletlerin açık kusurlarını gizleme gayretinden ibarettir.

Peki böyle bir devletin sahip olması gereken hususlar nedir derseniz ben bunu ‘ASALET’ diye kodlayacağım.
ADALET olmasın o diyenleriniz olacaktır. Değil, onu da içeriyor.

Hayır tabii ki bahsettiğimiz feodal bir asalet de değil bahsettiğim. Bir kısaltma.

Gençliğimde şiir karalamaya çalışırken bile denemediğim akrostiş tekniğinden yola çıkarak yapılan bir kodlama da diyebilirsiniz.

‘Asalet’i şöyle açalım:

Adalet
Sağlık
Asayiş
Liyakat
Eğitim
Teftiş

Halka yük olan değil, halkın sırtından yük alan bir devletin, -yani varlık nedenini yerine getiren bir devletin- sağlaması gereken şey aslında bu kadar basit.

Önce Adalet.

Her şeyden önce adaleti sağlamakla yükümlü devlet. Çünkü adaletin olmadığı yerde önce devlet çürür, sonra da toplum. Adalet tuzudur devletin. Kokuşmayı da sistemi içten içe kemiren kurtlanmayı da önleyecek olan adalettir.

Sadece mahkeme önünde adalet de değil. Gelirde adalet, eğitimde adalet, fırsatta adalet.

Sonra Sağlık.

Sağlıklı yaşam hakkını halkına sağlamaktan aciz bir devlet olamaz.
Tüm hakların temeli yaşam hakkıysa, o yaşamı sağlıklı şekilde yaşamak, sağlık hizmetlerine erişimin sorun olmadığı, sadece tedavi edici sağlığı değil önleyici sağlığı öne çıkaran, gıda güvenliğinden tutun da sağlıklı çevrede yaşama hakkında kadar aslında anayasal görevleri olan bu şartları eksiksiz şekilde yerine getiren bir devlet.

Olmzsa olmaz Asayiş.

Asayişin tesis edilemediği toplumda diğer şartların hiçbiri sağlanamaz. Sokakların çetelere teslim olduğu, insanların can ve mal güvenliğinin sağlanamadığı bir düzende devletin asli görevi yerine getirilmiyor demektir.

İnsanlar güvenlikleri söz konusu olduğunda devletten değil de güçlü ve hatırlı ‘abilerden’ yardım istiyorsa, çareyi devlette değil Sedat Peker’de arıyorsa ortada zaafa düşürülmüş bir devlet vardır.

Liyakat tercih değil bir zorunluluktur.

Devleti yönetenlerin kadro seçimlerinde liyakati esas almaları bir tercih değil zorunluluktur. Milletin emanetini elinde tutanlar, bu konuda ‘kayırmacılık’ ve ‘adamcılık’ bataklığına saplanırsa devlette ‘liyakat’ yerine ‘sadakat’ esas alınırsa hem adalet duygusu zedelenir hem de en basit işlerde bile çözüm üreten değil sorun üreten bir devlet yapıssı ile karşı karşıya kalınır.

Bugün yaşadığımız sorunların pek çoğu kaynak yetersizliğinden ya da mevzuat eksikliğinden değil, bu kaynakları kullanan ve mevzuatları uygulayan kadroların liyakatsizliğinden kaynaklı.

Eğitim şart.

Bir zamanlar bir reklam filminin sloganı olarak kullanılmıştı bu kalıp. ‘Eğitim şart’

Bu ülkede çobanı cumhurbaşkanı, işçi çocuğunu başbakan, köylü çocuğunu müsteşar yapan sistemin bir ayağı cumhuriyet ise diğer ayağı ise tüm topluma fırsat eşitliği sağlayan eğitimdir.

Fikri hür, vicdanı hür ve kendisine anlatılanı değil olan biteni kavrayabilen bilinçli bir toplumun inşası ancak eğitimle mümkündür.

Eğitimi bir ayrıcalık değil herkesin erişebileceği temil bir hak olarak kurgulamayanher devlet bir gün içeriden çürüyen ağaç gibi en güçlü ve heybetli göründüğü anda yıkılmaya mahkum olur.

Ve tabii ki Teftiş. Yani denetim.

En mükemmel sistemler dahi, etkin denetim olmadığı sürece bir süre sonra sorun üretmeye başlar. Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştay, Mülkiye başmüfettişleri gibi denetimin asli unsurlarının etkin şekilde kullanılmadığı, hatta Sayıştay’a ‘açık aramayın’ diye talimat verildiği bir ülkede suistimalin ve ihmellerin önüne geçilemez.

Mevzuatlar kağıt üstünde kalır, hesap verilmesi gerektiğinde ise bir türlü ‘sorumlu’ bulunmaz. Devleti yönetmeye talip olmak sadece yetkiyi kullanmak değil sorumluluğu da üstlenmek ve gerektiğinde hesap vermektir.

Denetim, hesap verebilirlik ve şeffaflık yoksa; halkına refah sağlayan bir devlet değil, halkından gerçekleri saklayan bir devlet vardır. Apaçık hakikatlerin bilinmediği bir düzende ise kimsenin gerçek sorumlulardan hesaap sorma imkanı yoktur.

Denetimin olmadığı yerde devlet, kendisini yöneten elitin, ‘malı deniz yemeyen keriz’ mantığıyla yağmaladığı bir yapıya dönüşür.

Aslında 6 tmel başlıkta sıraladığımız bu sistemi kurmak hiç de zor değil. Yeter ki bunu yapmayı samimiyetle isteyen bir irade ortada olsun.

Siyasetin hergün devleti kutsayan hamaset üretmesi yerine, milletin asli görevlerini yerine getirdiği için güven duyduğu bir devleti inşa etmek, ülkenin önünde duran en öncelikli hedeftir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI