HALKWEBYazarlarDevlet Geleneği ve CHP: Ecevit’ten Baykal’a, 28 Şubat’tan AKP’ye Cumhuriyetin Güvenlik Doktrini

Devlet Geleneği ve CHP: Ecevit’ten Baykal’a, 28 Şubat’tan AKP’ye Cumhuriyetin Güvenlik Doktrini

CHP aynı zamanda Cumhuriyet’in ideolojik çerçevesini ve devlet felsefesini temsil eden bir siyasal gelenektir.

0:00 0:00

Türkiye’de laiklik tartışması hiçbir zaman yalnızca bir ideoloji tartışması olmadı; çoğu zaman devletin karakteri ve Cumhuriyet’in geleceği üzerine yürütülen bir güvenlik tartışması oldu.

Türkiye’de siyaset çoğu zaman seçim sonuçları, parti rekabeti ve günlük polemikler üzerinden okunur. Oysa Cumhuriyet’in siyasal tarihinde bazı tartışmalar seçimlerin ötesine geçer; devletin karakterini, rejimin yönünü ve ülkenin geleceğini ilgilendirir.

Laiklik tartışması işte böyle bir tartışmadır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren laiklik yalnızca bir anayasal ilke değil, aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme yönünü ve devletin kurumsal yapısını belirleyen temel bir güvenlik ilkesidir. Bu nedenle Türkiye’de laiklik meselesi çoğu zaman bir ideolojik tercih değil, devlet düzeninin korunması meselesi olarak görülmüştür.

Bu yaklaşımı en açık biçimde görmek için 1990’lı yılların siyasal tartışmalarına bakmak yeterlidir. O dönemin iki önemli siyasal aktörü olan Bülent Ecevit ve Deniz Baykal, farklı partilerde yer almış olsalar da aynı tarihsel siyasal geleneğin içinden geliyorlardı.

Her ikisi de Cumhuriyet’in kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) geleneğinin siyasal mirasını taşıyan liderlerdi.

CHP Geleneği ve Cumhuriyet’in Kurucu Mantığı

Cumhuriyet’in kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan CHP yalnızca bir siyasi parti değildir.

CHP aynı zamanda Cumhuriyet’in ideolojik çerçevesini ve devlet felsefesini temsil eden bir siyasal gelenektir.

Bu geleneğin temelini oluşturan Altı Ok — Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik — Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal mimarisinin temel sütunlarıdır.

1937 yılında bu ilkelerin Anayasa’ya girmesi tesadüf değildir. Bu adım, Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi değil aynı zamanda bir devlet felsefesi olduğunu göstermektedir.

Bu geleneğin siyasal sürekliliği Cumhuriyet döneminin farklı aşamalarında farklı liderler tarafından taşınmıştır.

1960’lı yıllarda İsmet İnönü tarafından ortaya konulan “ortanın solu” yaklaşımı, Bülent Ecevit döneminde programatik bir içerik kazanmış; Ecevit’in “Yeni CHP” ve daha sonra geliştirdiği demokratik sol söylemiyle Parti 1970’lerde Türkiye siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri hâline gelmiştir. 1980 askeri müdahalesi sonrasında siyasi partilerin kapatılmasıyla birlikte ise bu siyasal çizgiyi Demokratik Sol Parti (DSP) çatısı altında sürdürmüştür.

Deniz Baykal ise 1992 yılında CHP’nin yeniden açılmasının ardından partinin başına geçmiş ve Cumhuriyet’in kurucu partisinin siyasal hayattaki sürekliliğini yeniden tesis ederek CHP’nin dördüncü genel başkanı olmuştur.

Bu nedenle Ecevit ve Baykal yalnızca iki siyasetçi değildir.

Onlar aynı zamanda Cumhuriyet’in laik devlet anlayışının ve kurucu siyasal geleneğinin temsilcileridir.

Refah Partisi, Rejim Tartışması ve 28 Şubat

1990’lı yılların Türkiye’sinde siyasal tartışmaların merkezinde yükselen bir hareket vardı: Necmettin Erbakan liderliğindeki siyasal İslamcı hareket.

Refah Partisi’nin yükselişi Türkiye’de yalnızca bir siyasi rekabet olarak görülmedi. Devlet elitlerinin önemli bir bölümü bu süreci rejimin karakteriyle ilgili bir mesele olarak değerlendirdi.

Türkiye’nin laik Cumhuriyet modeli ile siyasal İslamcı bir siyasal proje arasında bir gerilim yaşandığı düşüncesi siyasal tartışmaların merkezine yerleşti.

Bu gerilim 1997 yılında yaşanan 28 Şubat süreci ile doruk noktasına ulaştı.

28 Şubat süreci yalnızca bir askeri müdahale tartışması değildir. Aynı zamanda Türkiye’de devletin laik karakterini korumaya yönelik güçlü bir siyasal refleks olarak yorumlanmıştır.

Ecevit ve Baykal’ın Ortak Noktası

Bülent Ecevit’in 1990’lı yıllardaki hükümet programı konuşmalarında Türkiye’nin laik ve sosyal hukuk devleti niteliğine ödünsüz bağlı kalacağı özellikle vurgulanmıştır.

Ecevit ayrıca Türkiye’nin İslam dünyasında laiklik, demokrasi ve kadın–erkek eşitliği açısından öncü bir model olduğunu ifade etmiştir.

Bu yaklaşım Türkiye’nin siyasal kimliğini açık biçimde tanımlar: Türkiye yalnızca Müslüman bir toplum değildir; Türkiye aynı zamanda laik modern bir Cumhuriyet modelidir.

Deniz Baykal ise bu tartışmada daha açık ve doğrudan bir siyasal dil kullanmıştır.

Baykal’a göre laiklik yalnızca bir anayasa maddesi değildir. Laiklik aynı zamanda devletin varlığını sürdürebilmesinin temel şartıdır.

Nitekim Baykal bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etmiştir:

“Laiklik yalnızca bir yaşam tarzı meselesi değildir; Cumhuriyet’in varlık meselesidir.”

Bu nedenle laiklik Türkiye’de çoğu zaman yalnızca bir özgürlük ilkesi olarak değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in güvenlik doktrini olarak görülmüştür.

AKP Dönemi ve “Yeni Türkiye” Söylemi

2000’li yılların başında Türkiye yeni bir siyasal döneme girdi.

2001 yılında kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 03 Kasım 2002 seçimlerinde büyük bir başarı elde ederek iktidara geldi.

AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan bu süreci sık sık “Yeni Türkiye” ve “sessiz devrim” kavramlarıyla tanımladı.

Bu söylem Cumhuriyet’in kurucu siyasal paradigmasının değiştiği iddiasını da beraberinde getirdi.

2017 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile birlikte Türkiye’de parlamenter rejimden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Rejimi’ne geçildi ve devletin kurumsal yapısı önemli ölçüde değişti.

CHP Ne Yapmalı?

Bugün asıl tartışılması gereken soru budur.

CHP yalnızca bir muhalefet partisi midir?

Yoksa Cumhuriyet’in kurucu siyasal geleneğinin temsilcisi midir?

Eğer CHP ikinci rolü üstleniyorsa, Altı Ok’un yalnızca tarihsel bir sembol olarak değil, güncel bir siyasal program olarak yeniden yorumlanması gerekir.

Bugün CHP için üç temel stratejik mesele ortaya çıkmaktadır.

Laikliğin yeniden anlatılması: Laiklik yalnızca din–devlet ayrımı değil; aynı zamanda özgürlüklerin, hukuk devletinin ve demokratik düzenin güvencesidir.

Cumhuriyetçilik ve demokrasi ilişkisi: Cumhuriyetçilik yalnızca devlet biçimi değil; egemenliğin millete ait olduğu ve yurttaşların eşit olduğu bir siyasal düzen demektir.

Devrimcilik ilkesinin güncellenmesi: Devrimcilik geçmişi savunmak değil, Cumhuriyet’in kazanımlarını çağın koşullarına uyarlamak demektir.

Ancak Altı Ok’un bütünlüğü yalnızca bu üç ilkeyle sınırlı değildir.

Milliyetçilik, etnik üstünlük iddiası değil; ortak vatandaşlık temelinde kurulan siyasal birliğin ifadesidir.

Halkçılık, devletin belirli sınıfların değil, bütün yurttaşların devleti olması anlamına gelir.

Devletçilik ise yalnızca ekonomik bir model değil; kamusal çıkarın korunmasını ve toplumsal gelişmeyi önceleyen bir devlet anlayışıdır.

Bu ilkeler birlikte düşünüldüğünde Altı Ok yalnızca bir parti programı değil; Cumhuriyet’in siyasal ve kurumsal felsefesidir.

CHP’nin Cumhuriyet’in siyasal ve kurumsal felsefesini güncel bir siyasal program hâline getirmesi; “yeni Türkiye” ve “sessiz devrim” söylemiyle ikame edilmeye çalışılan siyasal hattın önüne bir set çekmesi gerekmez mi?

Sonuç

Bugün Türkiye’de siyasal tartışmalar çoğu zaman günlük politik polemiklerin sınırları içinde yürütülüyor.

Oysa Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri üzerine yapılan tartışma çok daha derin bir soruya işaret eder: Devletin karakteri nedir ve bu karakter nasıl korunacaktır?

Ecevit ve Baykal’ın temsil ettiği siyasal çizgi bu soruya net bir cevap vermişti.

Laiklik, demokrasi ve Cumhuriyet yalnızca ideolojik tercihler değildir; onlar Türkiye Cumhuriyeti’nin varlık şartıdır.

O sebeple, varoluş iradesinden köklenen bir CHP yalnızca bir siyasi parti değildir; gerektiğinde “Devlet”e de yön veren tarihsel bir siyasal aklın temsilcisidir.

Bu aklın yeniden vücut buldurulması ise varoluş iradesi üzerine inşa edilen güçlü bir CHP ile mümkündür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI