Değerli Okuyucular,
Devamsızlık ve okul terki sorunu, son yıllarda dünyanın her yerinde eğitim sistemlerinin çözüm bekleyen en temel sorunları arasında görülmektedir. Bu konuda devletlerin alacağı önlemler yanında özellikle ailelerin ve eğitimcilerin konuyu ciddiye almaları gerekmektedir.
Ülkemizdeki zorunlu eğitimin süresinin 8 yıldan 12 yıla çıkarılması sonrasında, öğrencilerin okula devamlılığının sağlanması ve izlenmesi konusu eğitim-öğretim sürecinin etkili ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu yüzden zorunlu eğitim kapsamında bulunan ilkokul, ortaokul ve liselerde görevli olan okul yöneticileri ve öğretmenler ile öğrenci velilerinin öğrencilerin devam-devamsızlık sürecini titizlikle izlemeleri ve bu konuda devlet yönetimi tarafından ülke genelinde tüm önlemlerin alması önemli görülmektedir.
Okul terki; okula devam eden öğrencinin farklı olumsuz sebeplerden ötürü içinde bulunduğu eğitim kademesini tamamlayamaması şeklinde tanımlanmaktadır (Dekkers & Claassen, 2001). Öğrencinin okulu terk etme düşüncesi çoğunlukla ortaokul yıllarında başlamakta, öğrencinin okula bağlılığının kademeli bir şekilde azalması sonrasında gerçekleşmektedir (Anderson ve diğ., 2004).
Okul bağlılığı, okul terki kavramını anlamada temel bir kuramsal model olarak kabul edilmektedir (Kortering & Christenson, 2009). Bu açıdan bakıldığında okula bağlılık ve okul terki arasında güçlü bir ilişki dikkati çekmektedir. Bu iki konunun birlikte ele alınması düşüncesi aralarındaki güçlü bağın öneminden kaynaklanmaktadır.
Yapılan araştırmalarda okula bağlılığın bir boyutu olan psikolojik bağlılıkla akademik ödevlerde sebat gösterme gibi uyumlu davranışlar (Goodenow, 1993) ile okulu bırakma arasında ilişkilerin bulunduğu; anne-babalardan algılanan akademik desteğin de okul terkinin önemli yordayıcılarından biri olduğu anlaşılmıştır (Rumberger,1995).
Okul terki alan yazındaki birçok yayında ekonomik yönden de istenmeyen bir durum olarak açıklanmakta, kalifiye personel olmayan kişilerin ülke ekonomisine katkıda daha yetersiz olduğu, bu kişilere sunulacak sosyal yardım ve diğer hizmetler için ülkedeki tüm yurttaşlardan daha fazla vergi alınmak zorunda kalındığı vurgulanmaktadır (Campell, 2003).
Okulu terk etme sorunu ayrıca, anti sosyal davranışların, suç oranlarının ve parasal kayıpların artmasına sebep olduğu için, kişisel olduğu kadar toplumsal bir sorun olarak da görülmektedir. Hapishanelerdeki kişilerin yaklaşık yarısının okulu terk etmiş kişilerden oluşması dikkat çekmektedir (Cassel, 2003). Bu durum az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görünmektedir. Hapishanelerdekilerin yarısını oluşturan bu grupta, gençlik suçluluğundan başlayıp, yetişkin mahkum kimliğine doğru gidişte okulu terk etme, ara bir karar gibi durmaktadır.
Okul terkinin; ülkenin potansiyel gelirlerinin azalmasına, sosyal yardımlar ve sosyal güvenlik ve için devletin daha çok maddi kaynak ayırmak zorunda kalmasına, ülkede, suç ve antisosyal davranışların yaygınlaşmasına, sosyal desteklere olan talebin artmasına, politik katılım oranının düşmesine, sağlık göstergelerinin düşmesine ve kuşaklar arası sınıfsal hareketliliğin azalmasına, yol açmaktadır (Hayes ve diğ., 2002).
Kişiler okulu terk ettikten sonra ailede huzursuzluklar yaşayabilir, düşük gelirli işlerde çalışmak zorunda kalma veya aileye bağımlı olma gibi ailesel, sosyal ve ekonomik sorunlar yaşayabilirler. Okulu terk ettikten sonra kişiler zararlı alışkanlıklar edinme, ruhsal ve fiziksel istismara maruz kalma türünden sağlıklarına yönelik sorunlarla da karşılaşabilirler.
Sonuç olarak okulu terk edenlerin cahil ve niteliksiz kalmaları kendilerine olduğu kadar, ailelerine ve toplumun geneline yansıyan olumsuzluklar yaşattıkları anlaşılmaktadır. Bu olgunun ülkenin sosyo-ekonomik dokusuna verdiği zarar dikkate alınarak ivedilikle çözüme kavuşturulması eğitim sisteminin öncelikleri arasında olmalıdır.
Okul Terki (Okulu Bırakma) Nedir?
Yaygın eğitsel sorunlarından biri olarak kabul edilen okulu bırakma, zaman zaman devamsızlık etmekten farklı olarak, bireysel ya da sosyal sebeplerden ötürü okuldan tamamen ayrılmak durumudur (Taylı, 2008). Bu durum, aynı zamanda mezun olmadan okuldan ayrılmak şeklinde de nitelendirilmektedir (Garrison, 1985). Bu tanımdan eğitim basamaklarının tümü anlaşılabilecekse de, özellikle üzerinde durulan lise eğitiminin sonuna kadar olan eğitsel sürecin tamamlanamaması anlaşılmaktadır (Mahoney & Cairns, 1997). Okulu bırakma süreci, okul normlarından uzaklaşmayla başlayıp, okuldaki faaliyetlerinden ve değerlerinden kopmayla süren ve okul ortamından uzaklaşmayla neticelenen bir süreç olarak görülmektedir (Kaplan & Peck, 1997).
Okul terki hem kişi hem de toplum açısından önemli sorunlara yol açma potansiyeli taşıyan bir süreçtir. Bu yüzden yol açtığı neticeler dikkate alındığında çok boyutlu bir kayıp şeklinde nitelendirilmektedir (Kronick, 1994).
Öğrencilerin okul terklerinin en temel göstergelerinden birisi geçen yıllar içerisinde öğrenci sayılarında görülen değişmelerdir. Öte taraftan bir üst sınıfa geçişte yaşanan ciddi azalmalar, okul terki konusundaki diğer önemli bir bilgi kaynağıdır. Örneğin, ülkemizde sekiz yıllık zorunlu ilköğretim uygulamasının başlatıldığı 1997–1998 öğretim yılında ilköğretime kayıt olan öğrenci sayıları ile bu öğrencilerin mezun olmaları gereken 2004–2005 öğretim yılındaki son sınıftaki öğrenci sayıları dikkate alındığında, 201.211 öğrencinin azaldığı gözlenmektedir. Yüzde olarak bakıldığında okula başlayanlar ile mezun olma aşamasındakiler arasında yaklaşık % 14,78’lik bir azalma bulunmaktadır.
Okulu Terketme Süreci
Okulu terketme ipucu vermeyen, önlem alma şansı tanımayan, kaçınılmaz bir karar da değildir. Öğrencilerin bu karara varmasının uzun yıllara yayılan bir ilerlemesi söz konusudur. (Christenson vd., 2001). Burada ifade edildiği gibi öğrencilerin okulu terk etmeleri anlık bir karardan çok zaman içerisinde oluşan bir süreç ve eğilim olarak görünmektedir. Dolayısıyla okul terkini önlemeye yönelik rehberlik ve yönetimle ilgili çalışmalarda bu süreç dikkate alınmalıdır.
Okulu bırakmanın en önemli sebeplerinden biri, öğrencinin okula bağlanamaması, kendini okulla ve okumayla bağlantılı hissetmemesidir. Öğrencileri okulu bırakmaya götüren, başarısız okul deneyimleri ve okulla alakalı uygulamalardan uzaklaşmanın genellikle ilkokuldayken başladığına inanılmaktadır (Christenson & Thurlow, 2004). Bu sebeple okulu bırakmaya varan yolun başlangıç ilkokul yılları olarak görülmektedir (Barclay & Doll, 2001).
Bu yüzden ilkokullarda rehberlik hizmetleri sunanların bu olguya dikkat etmeleri ve okula bağlılığı oluşturmaya yönelik programlı etkinlikler düzenlemeleri gereklidir. Yapılacak çalışmalarda akademik başarıyı artırıcı çalışmalar yanında saldırganlığı azaltacak ve okula bağlanmayı sağlayacak sosyal etkinliklere de ağırlık verilmesi sağlanmalıdır.
Cairns ve diğerlerinin (1989) yaptığı boylamsal bir çalışmada 7. sınıftaki düşük akademik performans ve saldırganlığın daha sonraki yıllarda okulu bırakma tercihinin en önemli yordayıcılarından biri olduğu kanıtlanmıştır. Araştırmada 745 öğrencinin 7. sınıftaki akademik göstergelerine bakarak, mezun olamama, yani okulu bırakma olasılığı konusunda yordamada bulunulmuş ve bulgular, araştırmacıların doğru tahminde bulunduklarını göstermiştir. Araştırmada okulu bırakma olasılığı erkek öğrenciler için yüzde 82 ve kız öğrenciler için yüzde 47 olarak yordanmıştır. Öğrencilerin erken dönemdeki başarısızlığı ve sorunlu davranışları kadar, uyumsuz davranışlar sergileyen arkadaş veya arkadaşlarının varlığı da, okulu bırakmanın ipuçlarında biri olabilmektedir (Vitero ve diğ., 2001)
Öğrencilerin uyumsuz ve sorunlu davranışları da eğitim sisteminin dışında kalmasında bir etken olabilmektedir. French & Conrad’ın (2001) yaptıkları çalışmada, öğrencilerin, kavga etme, sorun çıkarma, başkalarını sürekli rahatsız etme, tehdit ve zorbalık, başkalarıyla alay etme ve yalan söyleme gibi antisosyal olarak kabul edilen davranışlarının okulu bırakmaya giden yolun işaretlerinden bir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Okulu Terk Etme Eğilimi
Okulu terk etme ile sonuçlanan sürecin başlangıcında bilişsel bir niyet ve devamında bazı faktörlerin etkisiyle güçlenen bir eğilim bulunmaktadır. Okul terkinin önlenmesinde bu eğilimin dikkate alınması önem taşımaktadır. Şimşek (2011) tarafından yapılan bir araştırmada bu eğilimin bazı belirleyicileri ortaya konmuştur. Bu faktörler önem derecesine göre şöyle sıralanmıştır:
a) Okulu terketme eğilimini etkileyen demografik etkenlerin başında cinsiyet gelmektedir. Araştırmaların bulguları incelendiğinde okulu bırakma eğiliminin erkek öğrencilerde yüzde 22,05, kız öğrencilerde yüzde 12,41 olduğu görülmüştür. Kızların okulu bırakmayı daha az oranda düşünmelerinin kadın nüfusun karşı karşıya kaldığı olumsuz yaşam standartları, düşük statü ve bundan kurtulma isteğiyle alakalı olabileceği düşünülmektedir.
b) Okulu bırakma eğilimini etkileyen kişisel farklılıklardan bir diğeri düşük akademik başarıdır. Not ortalamasına düşük olan lise öğrencilerinde okulu bırakma eğilimleri oldukça yüksek (% 33,87) bulunmuştur. Akademik başarısı düşük olan her üç öğrenciden birisinin okulu bırakmayı düşündüğünü gösteren bu sonuç, okul başarısızlığının öğrencileri okulu bırakmaya yönlendiren en etkili faktörlerden birisi olduğunu göstermektedir.
c) Okulu bırakma eğiliminin bir başka boyutunu ise aileyle alakalı özellikler oluşturmaktadır. Farklı araştırmaların bulguları, aile ortamından memnuniyet azaldıkça öğrencilerde okulu bırakma eğiliminin belirgin olarak arttığını göstermektedir. Ailesinden hiç memnun olmadıklarını söyleyen öğrencilerin okulu bırakma eğilimlerinin, memnun olanlara göre daha yüksek olduğu belirtilmiştir.
d) Anne-baba eğitim durumu çocukların okulu bırakmaları konusunda etkili olmaktadır. Mesela; okul diploması olmayan annelerin çocuklarında okul terki eğilimi yüzde 20,73 iken, annesi lise mezunu olan öğrencilerde bu oran yüzde 10,52 olarak yaklaşık yarıya düşmektedir. Bu sonuçlar okul teri konusunda öne sürülen “düşük eğitim düzeyine sahip ailelerin eğitimi gereksiz gördükleri için çocuklarını okula gönderme konusunda oldukça isteksiz davrandıkları” tezini desteklemektedir.
e) Ailenin ilgilenmesiyle okulu bırakma eğilimi arasında oldukça sıkı bir ilişki vardır. Çocuğunun eğitimiyle hiç ilgilenmeyen veya çok az ilgilenen aileden gelen çocuklarda okulu bırakma eğilimi çok yüksek yüzde 30,0 ‐ 34,06 iken, genellikle yüzde 22.71 ve her zaman ilgilenen ailelerden gelenlerde (yüzde 11.95) bu oran anlamlı biçimde düşük ölçülmüştür. Ancak cinsiyete bağlı olarak aile ilgisinin, okulu bırakma eğilimi üzerinde anlamlı düzeyde farklılık yarattığı görülmektedir. Daha açık bir anlatımla ailenin ilgi düzeyi arttıkça kız öğrencilerde okulu bırakma eğilimi yüzde 8,60; erkek öğrencilere göre yüzde16,49 olarak anlamlı bir biçimde azalmaktadır. Bu bulgular, kızlarının erkek çocuklara oranla aile ilgisinden çok daha olumlu etkilendiklerine işaret etmektedir.
f) Öğrencilerin kardeş sayısıyla okulu bırakma eğilimleri arasında güçlü bir ilişki vardır. Buna göre 1‐2 kardeşi olan öğrencilerde okulu bırakma eğilimi sadece yüzde 11,50 iken bu oran kardeş sayısı 3‐5 olanlarda yüzde 15,84, 6‐9 olanlarda yüzde 20, 10 ve üzeri olanlarda ise yüzde 38,88’dir. Bu sonuçlar ekonomik zorluk içerisindeki ailelerin çocuklarının aile bütçesine ekonomik katkı sağlamaya zorlandığını, okulu bırakma eğiliminin bu nedenle arttığını göstermektedir.
g) Lise öğrencileri arasında okulu bırakma eğilimini etkileyen önemli etkenlerden birisisi de etnik köken farklılıklarıdır. Örneğin okulu bırakma eğilimi Arap kökenli öğrencilerde yüzde 27,27 olarak en yüksek düzeyde Kürt kökenli öğrencilerde yüzde 25,13, okul dışında Türkçe konuşan öğrencilerde ise yüzde 15,11 olarak bulunmuştur.
h) Lise türü okulu bırakma eğiliminde etkili olan bir diğer önemli etkendir. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerinde okulu bırakma eğilimi Çok Programlı Lisede yüzde 35,7, Güzel Sanatlar Lisesinde yüzde 23,1 ve İmam Hatip Lisesinde yüzde 22,7 olarak tespit edilmiştir. Okulu bırakma eğiliminin en düşük olduğu liseler ise, kızların ağırlıkta olduğu liselerdir. Sağlık Meslek Lisesi yüzde 5,4 ile Kız Meslek Lisesi yüzde 12,1 oranında okulu bırakma eğilimi ölçülmüştür..
ı) Öğrenci sayısının fazla olması da okula devamı olumsuz yönde etkilemekte ve okulu bırakma eğilimini tetiklemektedir.
i) Sınıf düzeyi ile okulu bırakma eğilimi arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Okulu bırakma eğilimi lise birinci sınıflarda yüzde 12,1 olarak görülürken, 3. sınıflarda bu oran yüzde 24,3 olarak görülmüştür.
j) Sınıf mevcudu etkeni de okulu bırakma eğilimleri üzerinde etkili görülmektedir. Özellikle mevcudun az olduğu sınıflardaki öğrenciler arasında okulu bırakma eğiliminin yüksek olması dikkat çekicidir.
k) Eğitim sisteminden ve okuldan memnun olma düzeyi, okulu bırakma eğilimini etkilemektedir. Sistemden ve okuldan memnuniyet düzeyi arttıkça okulu bırakma eğilimi azalmaktadır.
l) Okul terkinde etkili olan bir başka önemli faktör de öğretmenlerdir. Öğretmenden çok memnun olan öğrencilerinin okulu terk etme eğilimi yüzde 11,5 iken, bu oran öğretmeninden hiç memnun olmayanlarda yüzde 26,9’a çıkmaktadır.
m) Okudukları okulun yeteneklerini göstermelerine olanak verip vermemesi durumu, okulu terk etme eğiliminde etkili olan bir başka önemli faktördür. Okulda kendisine yeteneklerini ortaya koyma olanağı verildiğini düşünen öğrencilerde okulu bırakma eğilimi sadece yüzde 10 iken, yeteneklerini sergilemeye olanak verilmediğini düşünenlerde bu oran yüzde 39,7 ile dört katına çıkmaktadır.
n) Okuldaki sosyal faaliyetlere katılım düzeyi okulu bırakma eğilimini azaltmaktadır. Okulu bırakma eğilimi okuldaki kültürel ve sosyal faaliyetlere isteyerek katılanlarda yüzde 13,0 iken, sosyal faaliyetlere katılmayanlarda bu oran yüzde 28,2’ye yükselmektedir (Şimşek, 2011).
Reyes & Jason’a (1993) göre de öğrencilerin okuldan memnun kalmaması, okulu terk etme riskini artırmaktadır. Rumberger’in (1983) yaptığı bir araştırmada “öğretmenlerle iyi geçinememe” ve “okulu sevmeme” düşüncesi en etkili okulu bırakma sebebi olarak ifade edilmiştir Akt. Brewster & Bowen, 2004). Başka bir araştırmanın sonuçları, okulun kalitesinin ve tercih ediliyor olmasının okulu terk etme riskini azalttığın göstermektedir (Lan & Lanthier, 2003).
Alan yazın taramasında okulu sevmenin ve okula bağlanmanın okul terki riskini azalttığı neticesine ulaşılmıştır (Bayhan, 2012). Bir diğer çalışmada öğrenci-öğretmen ilişkilerinin ve yanlış arkadaş etkisinin okul terki riskini öneli ölçüde arttırdığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle doğru iletişim kurma yollarını bilmek ve doğru arkadaş ortamında bulunabilme yanında yanlışları fark edebilmenin okul terkinde önemli olduğu görülmektedir (Boyacı ve Öz, 2018).
Şirin ve diğerlerine (2004) göre okulun kalitesi, öğrencilerin motivasyon ve beklenti düzeylerini arttırmakta, okuldan ayrılmasını zorlaştırmaktadır Diğer bir ifadeyle eğitime verilen önemin düşük olduğu, eğitimsiz ve yoksul bölgelerdeki okullardaki fiziksel koşulların yetersizliği, öğrencilerin okullarına yönelik eleştirel bir tavır takınmalarına sebep olabilmektedir.
McNeal’in (1997) araştırmasına göre okulun kalabalık ve büyük olması, öğrencilerin okuldaki etkinliklere katılmasını zorlaştırmakta ve öğrenci yeterli ilgi görmediği zaman başarı potansiyeli yüksek olsa bile okulu bırakma riski ortaya çıkmaktadırlar. Okulda verilen eğitimin türü de okuldan ayrılmayı etkilemektedir. Daha yüksek kariyer kazandıran okullarda okulu bırakma oranı azalmaktadır.
Beekhoven & Dekkers’a (2005) göre okul, öğrenci ve anne-babalar arasındaki ilişkiler ne kadar sorunsuzsa, öğrencinin okuldan uzaklaşma olasılığının o ölçüde azaldığını saptamıştır. Ayrıca okuldaki etkinliklere katılımın okuldan ayrılma riskini ve okula yabancılaşmayı azalttığı belirtilmiştir (McNeal, 1995).
Kayıkçı ve Sayın’a (2010) göre sosyal ve sportif ve etkinlikler öğrenci memnuniyetinde önemli bir etken olarak görülmektedir. Croninger & Lee’nin (2001) yaptıkları bir başka araştırmaya göre program dışı faaliyetlere ve okul işlevlerine katılmama, öğrencilerin derslerde de başarısız olmalarına yol açabilmekte; bu durum okulu terk etmeye yol açabilmektedir (Akt: Kemp, 2006). Ward (1995) araştırmasında okuldaki sosyal etkinliklere katılımın sağlamanın okulu bitirmeye olumlu etki yaptığını tespit etmiştir.
Tansel’in (2002) yaptığı bir araştırmada, okulu bırakma eğiliminde ebeveynlerin eğitiminin temel bir belirleyici olduğu bulunmuştur. Freeman (2008) araştırmasında kırsal kesimlerde okulu bırakma oranlarının daha yüksek olduğunu; ekonomik etkenlerin okul terkinde önemli ölçüde rol oynadığı sonucuna ulaşmıştır.
Birçok araştırmada yoksulluğun, öğrencilerin eğitimini tamamlayamaması ya da yarıda bırakmasında etkili olduğu ifade edilmiştir (Dunn ve diğ., 2004). Sinclair ve diğerleri’nin (2005) yaptıkları araştırmada, kırsal kesimden gelmiş olmak eğitimi hem maddi hem de kültürel olanaklar açısından olumsuz etkilediğinin belirtmişlerdir. Örneğin; okulu bırakma eğilimi çok güçlü olan öğrencilerin temel nitelikleri arasında ekonomik yetersizlik ve iyi derecede dil bilmemeleri etkili görülmektedir (Lofstrom, 2007).
Roscigno & Crowley (2001), köy kökenli öğrencilerin daha çok okulu bırakma eğilimi gösterdiklerini ve okulda daha az başarılı olduklarını saptamışlardır. Okulu bırakma eğilimi üzerinde etkili olan bir başka etken baba mesleği olarak görülmektedir. Babası işsiz olanlarda okulu bırakma eğilimi yüzde 33,7 iken, babası işçi olanlarda yüzde 13,4, memur olanlarda yüzde 15,0 olarak çıkmıştır. Bir diğer çalışmada baba mesleğinin okula devam konusunda çok etkili olduğu bulunmuş; babaları küçük esnaf olanların ortaokul ve liseye devamlarının daha düşük olduğu saptanmıştır (Tansel, 2002). Battin‐Pearson ve diğerlerine (2000) göre, etnik azınlık üyesi olmak, okulu bırakma konusunda önemli bir etken olarak görülmektedir.
Özetle ifade etmek gerekirse uyumsuzluk ve davranış bozukluklarıyla ilgili rehberlik etkinlikleri öğrencileri okula bağlama ve topluma kazandırma gibi bir etkiyi sağlamakla eğitim kurumlarımıza işlevsellik katacaktır. Bu amaçla yapılacak etkinlikler konusunda rehber öğretmenlerin donanımlı olmaları da ayrıca önem kazanmaktadır.
Sorunu çözmek için; öğrencilere yönelik olarak sunulan ilgi ve destek artırılmalı, aile ve okul arasındaki işbirliği güçlendirilmeli, öğrenci devamsızlıkları erken tespit edilerek çözüm konusunda rehberlik hizmetleri aktifleştirilmeli ve okul ortamı öğrencilerin aidiyet duygusunu geliştirecek şekilde olumlu hale getirilmelidir.
Okul terki riski taşıyan öğrencilere yönelik olarak özel akademik ve sosyal destek programları hazırlanıp proje olarak uygulanmalıdır. Okulda bulunan öğretmenler, psikolojik danışmanlar, okul yöneticileri ve tüm personelin okul terkini önleme programının geliştirilmesinde ve uygulanmasında işbirliği içinde çalışması gereklidir. Aynı zamanda ailenin ergenlik çağındaki davranış sorunları konusunda bilgilendirilmesi de hazırlanan projenin etkisini artırabilir.
Öğretmenlerin öğrencilere karşı tutumlarının okulu bırakma riskini arttırdığına ilişkin araştırma bulguları (Ergün, 2014; Yorğun, 2014) geliştirilen programlarda öğretmenlerin de önleme programlarına dahil edilmelerinin gerekli olduğunu göstermektedir. Okullardaki psikolojik danışmanların akademik, kişisel/sosyal ve mesleksel alanlarda öğrencilere hizmet sunmaları projelerle desteklenmelidir (Korkut- Owen, 2015).
Okulu bırakma riski bulunan öğrencilere yönelik etkili müdahale programlarının hazırlanması öğrencilerin hem okul bağlılığını arttırmakta hem de okuldan uzaklaşmaya başlayan öğrencilere yönelik sosyal destek sağlamaktadır. Okul terki sorunuyla mücadelede öğrencilere sunulan sistemli ve uzun süreli destek hizmetleri büyük önem taşımaktadır. Özetle ifade etmek gerekirse, önleme programlarının etkili olması konusunda okul-aile işbirliğine önem verilmesi yanında öğrencileri akademik ve psiko-sosyal açılardan desteklemeye özen gösterilmesi gerekmektedir.
Taylı’ya (2008) göre okul terkini önlemeye konusunda öğrencilere dönük çalışmaların temel amacı başarıyı arttırmak yanında okula bağlanma duygusunu geliştirmek olmalıdır. Okul terki sorununun çözülmesi veya azaltılması, öğrenciyle ilgili tüm tarafların işbirliği yapmasıyla mümkün olabilmektedir. Öğrencilerin okula aidiyet algılarının güçlendirilmesi, okuldaki sürece katılımlarının arttırılması konularında destekleyici bir okul ortamı yaratmak etkili olacaktır.
Öğrencilerin okula bağlanmalarını kolaylaştırmak adına okul ikliminin, öğrencinin, sevildiği, desteklendiği ve kendisine ihtiyaç olduğu iletilerini içerecek biçimde düzenlenmesi önerilmektedir. Yöneticilerin ve öğretmenlerin tutum, davranış, hal ve yaklaşımlarının iyi olması, okul iklimini olumlu etkileyeceği için devamsızlık ve okul terkini azaltmada etkili olmaktadır(Ballı ve Kartal, 2020).
Öğrencilere stresli durumlarla baş etme becerilerinin kazandırılmasına yönelik olarak öğrenci odaklı çalışmalar gerçekleştirilebilir. Ayrıca ailelerin bilinçlendirilmesi ve okul-aile iş birliğinin arttırılması devamsızlık ve okul terkini azaltabilecek çözümlerden birisidir. Yine ailelere yönelik olarak aile ortamında öğrencilerin psikolojik ihtiyaçlarının nasıl karşılanabileceği yanında aileye bağlılığın nasıl geliştirilebileceğine yönelik projeler uygulamak okul terki riskini azaltıcı olabilir( Taylı, 2008).
