Cumhuriyet Halk Partisi’nde artık “rutin” hale gelen kurultay süreçleri, ne yazık ki demokratik bir yenilenmeden çok, günü kurtarma hamlelerinin sahnesine dönüşmüş durumda. 39. Olağan Kurultay süreci de bu tablonun son perdesi oldu.
Bir yanda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun süredir çeşitli platformlarda kullandığı “şaibeli genel başkan” ifadesini şimdilik rafa kaldırmış olması…
Diğer yanda ise, Özgür Özel’in aylardır üzerinden atamadığı bu şaibe görüntüsünden kurtulmak için sürekli bir “temizlik” ihtiyacı duyması. Bu bir algı değil; dışa yansıyan, zorunlu bir refleks.
Ekrem İmamoğlu’na gelince…
Ortaya çıkan tablo şu: İmamoğlu, Erdoğan’ın mikro ölçekte bir kopyası olma çabasında. Taklit, aslı varken fotokopiye razı olmaktır. Yanlışlarla yola çıkılmışken, bir de bunun imitasyonu neden tercih edilir? Bu soru bugün CHP tabanında fısıltıyla değil, giderek daha yüksek sesle soruluyor.
CHP’nin fiilen işgal edilmiş olması bir şeyi değiştirmeyebilir; ama Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet değerlerine çok şey kaybettirdiği artık inkâr edilemez.
İktidar açısından bakıldığında tablo daha da çarpıcı:
“En iyi muhalefet, etkisiz muhalefettir” anlayışı çerçevesinde, Özel ve İmamoğlu’nun tüm hamlelerine göz yumulduğu açıkça görülüyor.
Mağdur edebiyatına sığınmamaları, kontrollü kahramanlık oyunlarını sürdürmeleri için sahne sonuna kadar açık tutuluyor.
Mahkeme salonlarında kravat şovları,
avukatlar üzerinden servis edilen notlar,
mahkeme içinden servis edilen görüntüler,
yerel ölçekte değil, doğrudan Türkiye siyasetine yön verme girişimleri…
Bunların tamamı olurken dahi bir “dokunulmazlık alanı” dikkat çekiyor.
Özgür Özel’in kırmızı kartları,
ışığı aç-kapa gösterileri,
mitinglerde şarkılar, türküler,
“Yiğidim aslanım” naraları,
“30 yoksa yokuz” çıkışları…
Toplumun gerçek gündeminden kopuk bu sahneler, kendi kurdukları medya düzeni ve troll ağları sayesinde şimdilik bir kahramanlık ambalajına sokulabiliyor. Ama ambalajın içi her geçen gün daha fazla boşalıyor.
Ve işin sonunda…
3900 sayfalık iddianame,
Meclis’te bekleyen 12 milletvekilinin fezlekesi,
Aziz millete karşı işlenen siyasi ihanetler,
Aziz İhsan Aktaş’a gösterilen biat,
ve tüm bunlara yönelik sistemli göz yummalar…
Bütün taşlar yavaş yavaş yerinden oynuyor.
Ve satranç tahtasında artık oyunun demokrasi olmadığı, damanın ve “çoban matının” son hamlelerine girildiği her geçen gün daha çıplak biçimde görülüyor.
Ortada tek bir gerçek kalıyor:
Hamleler tükeniyor. Toplumsal itibar hızla eriyor. Ve sonuç, artık sadece zaman meselesi.
