Demek ki; Sosyalizmin kötü uygulanışı bile insanlığın sigortasıdır

201,488BeğenenlerBeğen
8,802TakipçilerTakip Et

Bunu son 30 yıldır; Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Afrika’da Güney Amerika’da somut bir şekilde yaşadık. 

Sovyetler Birliği’nin 1991’de Sosyalizmden vazgeçmesi ve ardından da Sosyalist Kamp’ın iskambilden şatolar gibi arka arkaya çökmesinden sonra; başta ABD olmak üzere Batılı Emperyalistler kendilerini dünyanın jandarması olarak görmeye başladılar. 

Balkanları, Ortadoğu’yu ölüm tarlalarına çevirdiler. Güçlü ulus devletleri parçalara ayırarak minik eyalet devletçikler oluşturup sömürü ve soygunlarını kolayca yapmaktalar. 

Oysa Sosyalist Kamp’ın ayakta olduğu dönemde böyle davranamıyorlardı. Dünyayı babalarından kalmış miras olarak göremiyorlardı. En küçük bir emperyalist yayılmacılık ve saldırganlıkta karşılarında Sosyalist Kamp’ı buluyorlardı.

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında 20 milyondan fazla (bazı araştırmacılara göre 27 milyon) insanını şehit vererek insanlığı faşizm belasından kurtaran Sovyetler’dir. Doğu Avrupa’da faşizmin işgal ettiği ülkelerde kaybedilen milyonları saymıyoruz. Dolayısıyla Faşizmi, durduran, yenen dünyanın üçte birini sosyalizme geçiren Sosyalizmdir. Yoksa faşizmi yenen batılı emperyalistler değildir. Onlar zaferin üstüne konmak isteyen fırsatçılardır. 

Sonrasında Vietnam’da; Fransız ve Amerikan Sömürgeciliğinin insanlık dışı katliamlarına karşı Ho Amca öncülüğünde verilen destansı mücadele bakın nasıl kazanılmış.

“Tüfeği olanlar tüfekleri, kılıçları olanlar kılıçları, kılıçları olmayanlar küçük çapa ya da sopalarıyla savaştı. Her mezra ve cadde birer kale, her insan bir savaşçı, her parti hücresi bir kurmay heyeti gibiydi. Zafer, çok büyük bedellerle, 13 milyon şehit, binlerce kayıp, yüzbinlerce yaralı ve sakatla (83 bin sakat, 8 bin felç, 30 bin kör, 10 bin sağır) kazanıldı.” (Ho Chi Minh, “Beni Leninizme Götüren Yol.”)

Gördüğümüz gibi, burada da Sosyalistler vardır. 

Sosyalist Kamp’ın desteğinde Vietnam’lı devrimciler, yürüttükleri kahramanca mücadele ile parçalanmış ülkelerini birleştirdiler. ABD emperyalizmini napalm bombaları dahi kurtaramadı. Kuyruğunu kıstırıp kaçmak zorunda kaldı Vietnam’dan. 

Sosyalist Kamp ayaktayken bir daha böyle açık işgallere yeltenemiyorlardır. Başka bir anlatımla insanlığı son otuz yıldır olduğu gibi katliamlara uğratamıyorlardı.

Oysa Sovyetler Birliği’nde de Doğu Avrupa Sosyalist ülkelerinde de sosyalizmin uygulanışı; gerçek anlamda Marksist-Leninist ideolojiye bağlı, parti ile halk arasındaki eleştiri-özeleştiri mekanizmasının kurulduğu, kitlelerin yaratıcı gücüne inanan önderlikler eliyle yürütülmüyordu.

Bu durum, son Afganistan olayında bir kez daha görülmüştür. 

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda faşizme karşı kahramanca direnen Sovyet Sosyalistlerinin o tarihten sonra aldığı en devrimci kararlardan birisi Afganistan Halk Partisi’nin çağrısına uymak olmuştu. 

Ancak Afgan Devrimi’ni kararlı bir şekilde yürütmediler. Ortaçağ artığı aşiretler tasfiye edilmedi, toprak reformu yapılmadı. Üst yapıdaki bazı iyileştirmelerle maçı idare ettiler. 

Yine CIA devşirmesi Ortaçağcı gericilere karşı sonuç alıcı, onları bire dek ortadan kaldırıcı saldırılardan kaçındılar. Zira Kızılordu’nun bu gücü vardı. Bu hatalarda Afgan’lı devrimcilerin de payı var elbette. 

Devrimi güden taraf böylesine ürkek, korkak davranınca emperyalistler zaten boş durmuyordu ve bu insanlık düşmanı, çağdışı yaratıkları tekniğin son sözü silahlarla donatıp saldılar sosyalist iktidarın üstüne. Öyle ki, ABD Türkiye’ye vermediği Stinger füzelerini Talibana verdi.  

Taliban; Batılı Emperyalistler tarafından Sosyalist iktidarı yıkmak için Pakistan’da Peşaver Medreselerinde CIA ajanları tarafından devşirilen, silahlandırılan, para ve cephane desteği sağlanan cani bir örgüttür. Gorbaçov haininin 1989’da Kızılordu’yu Afganistan’dan çekmesinden sonra dahi Necibullah bu canilere karşı bütün uluslararası desteğini yitirmiş ve dünyadan yalıtılmış olduğu halde tam altı yıl direndi. Sonuçta, bugünkü emperyalist uşağı kaçkınların yaptığı gibi, (kendisine yapılan tük tekliflere rağmen) ülkesini terk etmedi, kahramanca savaştı ve Ortaçağcı caniler tarafından katledildi. 

Başta ABD olmak üzere Batılı Emperyalistler tarafından iktidara oturtulan Taliban’ın yaptığı canavarlıklar ortada. Tek tek saymaya gerek yok. 

Şeriatla yönetilen Afganistan; ne Taliban döneminde ne de 20 yıllık emperyalistlerin kuklası yöneticiler döneminde aklın, bilimin, hukukun, insan haklarının, demokratik işleyişin uygulandığı bir ülke olmadı. Sosyalist iktidar döneminde eğitimde, sağlıkta, tarımda, sanayide üretimin ve toplumsal yaşamın içinde olan kadın, Ortaçağcı iktidarlar döneminde tamamen dışlanmıştır. Burka’dan kurtulmuş kara çarşafa sokulmuş, bugünler de tekrar Burkaya hapsedilmektedir. Kadınlar onların her türlü kölesidir. Bu irticacılar; sanata, bilime, edebiyata karşılar. İşgal ettikleri yerlerde komedyenleri işkence yaparak öldürmekteler. Bu vahşetten kaçabilmek için insanlar uçaklardan düşmeyi göze almakta. Kadınlar; “Talibana köle olmaktansa ölmek daha şereflidir” diyerek çatılardan atlamaktalar.  

Batılı emperyalistlerle anlaşan ve 15 Ağustos 2021 tek kurşun atmadan Kâbil’e giren Ortaçağcı irticacılara tekrar iktidar bahşedilmiştir. 

Bundan sonrası yine karanlık, yine zulüm ve yine sömürü ve soygundur. 

Oysa Afganlı kadınlarla yapılan röportajlarda sosyalist dönemi özlediklerini söylemekteler. Aynı durum Yugoslavya’dan ayırdıkları minik devletçiklerin insanları tarafından da dile getirilmektedir. Sosyalizmin nimetlerini yaşamış Doğu Avrupa ülkelerinin halkları da bu özlemlerini belirtmekteler.

Sonuç olarak; sosyalizmin bilimsel kurallarından uzaklaştırılarak bürokratik uygulanışının dahi insanlık için sigorta görevi her olayda bir kez daha görülmektedir. Dünyayı sarsan Covid-19 salgını sürecinde Sosyalist Küba’lı sağlık emekçilerinin emperyalistlerin her türlü ambargosuna rağmen üç ayrı aşı üretmeleri, diğer ülkelere sağlık tugayları göndermeleri de bir kez daha göstermiştir ki, Emperyalizm/Kapitalizm öldürür, Sosyalizm yaşatır.  

 

Yazarın Diğer Yazıları