HALKWEBYazarlarCHP’de Pimi Çekilmiş Siyaset

CHP’de Pimi Çekilmiş Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi tarihinde liderlik her zaman doğrudan sorumluluk alarak kurulmuştur.

0:00 0:00

CHP’de ortaya çıkan tablo artık yalnızca parti içi bir tartışma değil; Türkiye siyasetinin kurumsal dengelerini de ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir.

Ekrem İmamoğlu’nun etrafında oluşan siyasi güç alanı parti içinde uzun süredir tartışılıyor. CHP’nin son yıllarda yaşadığı kırılmaların önemli bölümünde İmamoğlu’nun etkisi olduğu inkâr edilemez. Yerel seçim süreçlerinden parti içi kadro mücadelelerine kadar birçok başlıkta bu etkinin izleri görüldü.

Ancak mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu değildir.

Asıl kritik nokta, Özgür Özel’in izlediği siyasal pozisyonun yarattığı çelişkidir.

Çünkü siyaset tarihinde en riskli durum, iki farklı güç merkezine aynı anda oynayan liderlik biçimleridir. Bir yandan parti içindeki dengeleri yönetmeye çalışmak, diğer yandan iktidarla çatışma ve uzlaşma arasında gidip gelen bir çizgi izlemek; kurumsal yapılarda ciddi kırılmalar yaratır.

Türkiye siyasal tarihinde bunun örnekleri vardır.

1990’lı yıllarda zayıflayan parti liderlikleri, siyasal kurumların iç dengelerini bozmuş; parti içi mücadeleler ülke yönetimini doğrudan etkileyen krizlere dönüşmüştür. Bugün de benzer bir tablo oluşma riski vardır.

Özgür Özel’in izlediği siyaset tam da bu nedenle “pimi çekilmiş bir bomba” benzetmesini hak ediyor.

Çünkü aynı anda iki farklı hedefe oynayan bir siyasi pozisyon;
hem parti içinde güven krizine yol açar,
hem de siyasal sistemde ciddi belirsizlikler üretir.

Bir lider ya bir siyasi çizginin arkasında durur ya da o çizgiyi değiştirmek için açık bir mücadele yürütür.
Ama her iki alanı aynı anda kontrol etmeye çalışmak, kurumsal yapıları içten zayıflatır.

Türkiye gibi jeopolitik açıdan kritik bir ülkede ise ana muhalefetin zayıflaması yalnızca bir parti sorunu değildir. Bu durum doğrudan demokratik dengeyi ve devletin kurumsal güvenliğini etkiler.

Çünkü güçlü bir muhalefet yalnızca seçim kazanmak için değil, devlet düzeninin sağlıklı işlemesi için de gereklidir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi tarihinde liderlik her zaman doğrudan sorumluluk alarak kurulmuştur.

İsmet İnönü döneminde parti, devlet kurucu refleksiyle yönetildi.
Bülent Ecevit döneminde liderlik toplumsal bir hareketle kuruldu.
Deniz Baykal döneminde parti içi mücadeleler sert olsa da liderlik doğrudan siyasi sorumluluk üstlenerek yürütüldü.

Kemal Kılıçdaroğlu döneminde ise CHP uzun yıllar sonra yeniden iktidar alternatifi olma iddiasıyla geniş toplumsal kesimlerle temas kuran bir hatta taşındı. Bütün tartışmalara rağmen Kılıçdaroğlu da liderliğini başka bir siyasi figürün gölgesine sığınarak değil, doğrudan siyasi sorumluluk alarak yürüttü.

Bugün ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Bir tarafta Ekrem İmamoğlu’nun oluşturduğu siyasi güç alanı,
diğer tarafta bu alanın arkasına saklanarak siyaset üretmeye çalışan bir genel başkan.

Bu durum yalnızca bir liderlik tartışması değildir.
Bu, aynı zamanda kurumsal ağırlık meselesidir.

Çünkü siyasette emanet güçle liderlik kurulmaz.

Başkasının gücünü kalkan yaparak yürütülen siyaset kısa vadede alan açabilir; fakat uzun vadede kurumu zayıflatır.

Sorulması gereken asıl soru da tam olarak budur:

Türkiye’nin ana muhalefet partisinde ortaya çıkan bu belirsiz siyaset çizgisine kim “dur” diyecek?

Parti içi mekanizmalar mı?
Siyasi gelenek mi?
Yoksa devlet ciddiyetini önceleyen aklıselim kadrolar mı?

Çünkü tarih bize defalarca şunu göstermiştir:

Devlet aklının zayıfladığı yerde siyaset gürültüsü yükselir.

Ama o gürültü çoğu zaman krizlerin habercisidir.

Ve siyaset tarihinin en basit kuralı şudur:
Gölge büyüdükçe lider küçülür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI