CHP’de Özgür Özel dönemiyle somutlaşan “normalleşme” süreci, Türk siyasetinde uzun süredir beklenen siyasi nezaket adımlarını başlattı. Erdoğan’la görüşmek veya TBMM’de ayağa kalkmak, iktidar iddiasındaki bir partiden beklenen “devlet adamlığı rüştünü ispat etme” girişimi olarak sunuluyor. Ancak bu tablonun karanlık tarafında; kendi partilisine selam vermeyi, farklı görüşleri savunmayı bir “ihraç gerekçesi” sayan katı bir disiplin dili hâkim. CHP’nin asıl sınavı; dışarıya karşı sergilediği bu stratejik nezaketi, kendi “baba ocağından” esirgemesidir.
31 Mart Ruhuyla Çelişmek
31 Mart yerel seçim başarısı, toplumun her kesimini kucaklayan, farklı sesleri dışlamayan ve halkın iradesini merkeze alan bir anlayışla kazanıldı. Bugün ise bu başarıyı getiren “çoğulcu ruh”, yerini parti içi eleştirileri “disiplin sopasıyla” bastıran bir yönetim anlayışına bırakıyor. Belediyelerde her kesimden oy alabilen bir partinin, kendi içindeki eleştirel sese tahammül edememesi, sadece bir çelişki değil, aynı zamanda 31 Mart ruhundan bir geri adımdır.
Normalleşmenin İki Yüzü: Nezaket mi, Baskı mı?
Mevcut durum, izahı zor bir paradoksu içinde barındırıyor. Bir yanda iktidara karşı sergilenen “siyasi nezaket” ve diyalog arayışı varken, diğer yanda kendi yol arkadaşına karşı işletilen “yoldaşlık hukuku” askıya alınmış durumda. Rakiple kurulan masalarda gösterilen müsamaha, ne yazık ki parti içi muhalefetin önüne kurulan müzakere masalarında yer bulamıyor. Tavanda el sıkışarak sağlanan uzlaşı, tabanda “demokratik ön seçim” beklentisiyle buluşmadığı sürece, normalleşme sadece bir tarafın diğerine benzemesi riskini taşıyor.
Zamanlama ve Söylem Paradoksu: Ulusal Onur ve Hesap Hatası
Özgür Özel, göreve geldiği ilk günlerde CHP’nin yeni hattını “Yurt dışında Türkiye’nin partisi, yurt içinde ana muhalefet” olarak çizmişti. Ancak Ocak 2026’da Venezuela’daki kriz üzerine yaptığı çıkışlar, bu söylemle tam bir tezat oluşturdu. Miting meydanlarında ve sosyal medyada paylaşılan, elleri kelepçeli Maduro fotoğrafı üzerinden kurulan dil, beklenen “normalleşme” nezaketinden fersah fersah uzaktı.
Cumhurbaşkanı’na yönelik “Trump’tan korkuyorsun” ve “tükürdüğünü yalıyorsun” şeklindeki ifadeler, toplumun geniş kesimlerinde en hafif tabiriyle bir nezaketsizlik ve ulusal onura dokunan bir üslup hatası olarak görüldü. Kendi partilisini disiplin sopasıyla susturan bir yönetimin, dış politikada hem halkı hem de diplomatik ağırlığı yaralayan bu “hesapsız” çıkışları, stratejinin bir başarıdan ziyade büyük bir hesap hatasına dönüştüğünü kanıtlıyor.
Disiplin Değil, Katılımcı Yönetim
CHP’nin 100 yılı aşkın tarihinde muhalefeti susturmanın yolu hiçbir zaman disiplin kurulları olmamıştır. Tarih göstermiştir ki; muhalifi partiden atmak muhalefeti bitirmez, sadece aidiyet duygusunu zayıflatır. CHP, gerçek bir normalleşme istiyorsa şu somut adımları atmalıdır:
Liyakat ve Ön Seçim: Aday belirlemede “merkez yoklaması” yerine, tüm üyelerin iradesini yansıtan ön seçim tüzüğün sarsılmaz maddesi olmalıdır. Gücünü liderden değil tabandan alan siyasetçi, gerçek normalleşmenin teminatıdır.
Ortak Akıl Masaları: Farklı siyasi ekollerin temsil edildiği “Ortak Akıl Masaları” aracılığıyla, eleştiriler birer disiplin suçu değil, partiyi zenginleştiren projelere dönüştürülmelidir. Disiplin sopası yerine demokratik müzakere kanalları işletilmelidir.
Gölge Kabinede Çeşitlilik: Karar alma süreçleri dar bir kadroyla değil, parti içi muhalif uzmanların da dâhil edildiği geniş bir akıl mekanizmasıyla yönetilmelidir.
Sonuç: Tarihi Bir Eşik
Özgür Özel, bizzat parti içi muhalefetin ve “değişim” talebinin adayı olarak o koltuğa oturdu. Bugün gelinen noktada değişim; rakiplerle el sıkışırken, yol arkadaşlarını “şeytanlaştıran” bir disiplin dili kurmak olamaz. CHP için esas sınav, dışarıya karşı sergilediği o stratejik nezaketi, kendi evinde de bir yönetim kültürüne dönüştürebilme becerisidir.
Zira şu gerçekle yüzleşilmelidir: Demokratik bir ön seçimle üye hukukunu güvence altına almayan ve samimi bir parti içi kucaklaşmayı başaramayan bir liderliğin; ne dışarıdaki “normalleşme” adımları taban nezdinde inandırıcı kalacak ne de iktidar yürüyüşü toplumsal bir güvene dönüşecektir. İçeride kendi muhalifiyle barışamayanın, dışarıda ulusal onur üzerinden kurduğu sert polemikler ancak bir tutarsızlık nişanesi olarak kalır.
Unutulmamalıdır ki; tarih, sadece rakipleriyle el sıkışanları değil, kendi evindeki farklılıkları kucaklayarak toplumsal barışı içeriden başlatan liderleri yazacaktır. CHP için asıl mesele birilerini partiden atmak değil, partiden gidenlerin neden gittiğini anlayacak bir olgunluğa erişmektir.
