HALKWEBYazarlarCHP’de Kimlik ve Tasfiye: Kılıçdaroğlu mu, Alevilik mi Hedefte?

CHP’de Kimlik ve Tasfiye: Kılıçdaroğlu mu, Alevilik mi Hedefte?

Değişim Adı Altında Partinin Tarihsel Omurgası ve Temsil Sorunları

0:00 0:00

Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dokusu, yüzyıllar boyunca farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada var olma mücadelesiyle şekillenmiştir. Bu mozaik içinde Alevi-Bektaşi toplumu, hem tarihsel hem de siyasal olarak görünmezlik ve marjinalleşme deneyimi yaşamıştır.

Osmanlı’nın son dönemlerinde Aleviler, merkezi otoritenin dışında bırakılmış, Sünni çoğunluğun baskısı ve dini normların hâkim olduğu sosyal yapıda, kendilerini korumak için cem ve dedelik mekanizmalarına yaslanmak zorunda kalmıştır. Bu görünmezlik, yalnızca dini bir kimliği koruma çabası değil, siyasal katılımı ve toplumsal temsiliyeti engelleyen bir marjinalizasyon sürecine işaret eder.

Cumhuriyet’in ilanı ve modern Türkiye’nin kuruluşu, Alevi toplumu için yalnızca rejim değişikliği değil, eşit vatandaşlık, güvenlik ve görünürlük sağlayan bir dönüm noktası olmuştur. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’ya gelirken Hacıbektaş’ı ziyaret etmesi ve burada iki gece kalması, Alevi-Bektaşi toplumunun yeni devletin kuruluş sürecine verdiği desteğin en somut göstergesidir.

Hacıbektaş’ta sağlanan misafirperverlik ve cem törenlerine katılım, yerel halkın Kurtuluş Savaşı’na sağladığı lojistik ve moral desteğin yanında, Cumhuriyet’in temel değerlerinin Alevi-Bektaşi toplumu tarafından da sahiplenildiğinin bir sembolüdür. Bu tarihsel bağ, CHP’nin kuruluşundan itibaren Alevi toplumu ile kurduğu omurganın, laiklik ve cumhuriyet aydınlanmasının teminatı olarak nasıl şekillendiğini göstermektedir.

Aleviler, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yalnızca toplumsal destek değil, partinin ideolojik ve toplumsal omurgasını oluşturan unsurlardan biri olmuştur. CHP’nin tarihsel omurgası, farklı kimliklerin eşit temsil edildiği bir parti geleneğiyle şekillenmiş, laik ve aydınlanmacı değerlere dayanmıştır.

Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlığı sürecinde, bu tarihsel bağ ve toplumsal omurga, partinin içindeki ideolojik çatışmalar ve temsil tartışmalarıyla sürekli sınanmıştır. Kılıçdaroğlu’nu “CHP’yi Alevileştirmekle” suçlayan çevreler, aslında partinin tarihsel misyonunu görmezden gelmekte, yalnızca siyasi çıkar ve kutuplaştırıcı bir algı yaratmayı hedeflemektedir.

MYK’deki Alevi üye oranının düşüklüğü, bazı Parti Meclisi üyelerinin aday dayatmaları ve cemevleri üzerinden yürütülen tartışmalar, Alevi kimliğinin CHP siyaseti içinde hâlâ hassas ve tartışmalı bir konu olduğunu göstermektedir. Bu durum, siyasi partilerde temsilin yalnızca seçim kazanmak veya oy toplamakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda kimlikler arası adalet ve görünürlük mekanizmasının hayati bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır.

2023’te Kılıçdaroğlu’nun “Ben Aleviyim, Hak-Muhammed-Ali inancı ile yetişmiş samimi bir Müslüman’ım” açıklaması, tarihsel bu bağı yeniden görünür kılmış ve Alevi toplumu ile CHP arasında yıllardır süregelen görünmezlik sorununa dikkat çekmiştir. Bu çıkış, Alevi toplumunun Cumhuriyet’e ve CHP’ye verdiği desteğin tarihsel sürekliliğini sembolize etmekte, partideki temsil sorunlarını görünür hâle getirmektedir.

Ancak aynı dönemde Ekrem İmamoğlu ve çevresi, CHP’deki Alevi temsilini hedef alan nefret söylemleriyle bu görünürlüğü gölgelemeye çalıştı. Sosyal medya trolleri ve parti içi bazı çevreler, Kılıçdaroğlu’na karşı sistematik olarak Alevilik üzerinden saldırılar yürüttü. “Alevi lobisi” ve “CHP’yi Alevileştirdi” gibi nefret içerikli söylemler, yalnızca lider eleştirisi değil, aynı zamanda Alevi toplumu ve temsil mekanizmaları üzerinde yürütülen sistematik bir görünmezleştirme operasyonu olarak okunabilir.

38. Olağan Kurultay sırasında “Alevileri sildik” söylemleri, partinin tarihsel misyonuna ve kimlikler arası eşitlik ilkesine karşı duyulan nefreti ve ideolojik çatışmayı açıkça ortaya koydu. İstanbul ve Ankara örneklerinde yaşanan krizlerde, Alevi belediye başkanları ve parti yöneticileri bilinçli olarak geri plana itilmiş, görünürlükleri kısıtlanmıştır.

Özellikle Bahçelievler gibi ilçelerde, CHP’li yöneticilerin AK Partili belediye tarafından açılan cemevi projelerini “korsan cemevi” olarak yaftalaması ve bunu savunacak parti liderlerinin sessiz kalması, görünmezleştirme stratejisinin somut örneklerini oluşturdu. Sosyal medyada ise organize trol hesaplar ve çevreler üzerinden Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği sürekli hedef alındı.

“Alevi lobisi partiyi yönetiyor”, “CHP’yi Alevileştirdi” gibi manipülatif paylaşımlar, hem kamuoyu algısını şekillendirdi hem de parti içi kutuplaşmayı derinleştirdi. Gençlik kolları ve yerel yönetimlerdeki aday gösterimleri bu manipülasyonlar üzerinden tartışıldı; cemevlerinden üye yazdırma iddiaları ve Alevi temsilcilerin geri plana itilmesi sosyal medyadaki saldırılarla örtüştü.

Ne yazık ki, değişim adı altında parti yönetimine gelenler, Adnan Beker’i, Cemal Enginyurt’u ve en sol görüşlü isimler diye alkışlatıp içselleştirirken, partinin kuruluşundan bu yana omurgasını oluşturan, laikliğin ve cumhuriyet aydınlanmasının teminatı olan Alevi seçmenleri görmezden gelmektedir.

Alevilik, tarihsel olarak yalnızca bir inanç sistemi değil, aynı zamanda Türkiye’de toplumsal muhalefetin en diri, en cesur ve en dirençli damarlarından biri olmuştur. Bu durum, tesadüfî bir siyasal refleks değil; zulme karşı rızasızlık, hiyerarşiye karşı eşitlik ve adaletsizliğe karşı itiraz üzerine kurulu Alevi öğretisinin doğal bir sonucudur. Gezi Direnişi sırasında hayatını kaybeden yedi gencin tamamının Alevi olması da bu bağlamda rastlantı olarak okunamaz; bu tablo, Alevilerin tarihsel olarak korkusuz, devrimci ve bedel ödemeyi göze alan toplumsal muhalefet hattındaki belirleyici rolünün acı ama çarpıcı bir göstergesidir. Alevi toplumu, bu ülkede her dönemde iktidarla uzlaşan değil, adaletsizlikle yüzleşen, sessiz kalmayan ve itiraz eden bir siyasal ahlakın taşıyıcısı olmuştur.

Bu tablo karşısında sorulması gereken temel soru şudur: Alevilerin Kılıçdaroğlu üzerinden düşmanlaştırılması ve tasfiye edilmesi, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekseninde CHP’yi sağ-muhafazakâr çizgiye çekme stratejisinin önündeki en güçlü parti içi direnci kırmaya dönük bilinçli bir operasyon mudur?

Zira tarihsel olarak laikliğin, cumhuriyetçi değerlerin ve sosyal demokrat hattın omurgasını oluşturan Alevi taban; piyasacı, muhafazakâr ve sağa açılan yeni siyasal yönelime karşı en güçlü ideolojik ve örgütsel direnci temsil etmektedir. Kılıçdaroğlu’nun şahsında yürütülen Alevilik temelli linç, yalnızca bir lider tasfiyesi değil; CHP’nin içindeki laik, eşitlikçi ve aydınlanmacı direnç noktalarının dağıtılması, partinin tarihsel hafızasının silinmesi ve sağa savrulmanın önündeki toplumsal bariyerlerin kaldırılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Alevi kimliği üzerinden yürütülen saldırılar, kişisel ya da dönemsel tartışmalar olarak değil; CHP’nin ideolojik eksenini dönüştürmeye yönelik sistematik ve siyasal bir tasfiye süreci olarak okunmalıdır.

Bu yazı, Aleviliğin yalnızca geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de siyasal vicdanı olduğunu hatırlatmak için yazıldı. Çünkü Aleviler susturulduğunda yalnızca bir inanç değil, toplumsal muhalefetin en ahlaklı sesi de susturulmuş olur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI