Bir cep telefonu hattı almak beş dakika sürüyor. Kimliği veriyorsun, imzayı atıyorsun, mesaj geliyor. Hattınız aktif.
İnternet aboneliği de farklı değil. Başvuru yapıyorsun, modem geliyor, bağlantı açılıyor.
Ama çıkmak istediğinde işler değişiyor.
Karşına rakamlar çıkıyor. Cayma bedeli, kampanya iptali, geri alınan indirimler. Ve insan şunu soruyor. Ben bir hizmet mi aldım, yoksa çıkışı paralı bir tuzağa mı düştüm?
Türkiye’de hem mobil hatların hem İnternet aboneliklerinin çoğu taahhütlü. “İndirimli” denilen fiyat aslında 12 ya da 24 ay kalma şartını içeriyor. Ucuzluk peşin değil, vadeli. Ayrılmak isteyince de “sana verdiğimiz indirimi geri alırız” deniyor. Adı cayma bedeli.
Kağıt üzerinde mantık basit ama gerçekte vatandaş neyin indirim, neyin ceza olduğunu anlayamıyor. Sözleşmeler karmaşık, fatura tek bir net rakam gibi gelmiyor; kalem kalem bölünüyor, insan neye ne ödediğini anlayamıyor. Müşteri temsilcileri metin okuyor ve insan kendini çıkamazmış gibi hissediyor.
Ben yaşadım.
Bir keresinde hattımı kapatmak için aradım. “Bir ayınız kalmış, şimdi kapatırsanız ceza ödersiniz” dediler. “O zaman bir ay sonra kapatalım” dedim.
Kapatmamışlar.
Hiç kullanmadığım hattım bir yıl açık kalmış. Otomatik ödemeden her ay fatura kesilmiş. O bir yıl içinde tek bir arama yok, tek bir mesaj yok. Sıfır kullanım. İtiraz ettim, sonuç alamadım.
Yani kullanmadığım bir hat için bir yıl para ödedim.
İnternet tarafında da tablo aynı. Taahhüt bitmeden çıkmak pahalı, kampanyasız kalmak daha da pahalı. Adres değiştirsen bile ceza, hizmet alamadığın yerde bile bedel.
Bu istisna değil. Bu sistem.
Hukuken çıkmak mümkün ama pratikte pahalı. Çünkü makul fiyatlı taahhütsüz paket neredeyse yok, uygun görünen her şey kampanyalı. Yani sistem fiilen şunu söylüyor, ucuz istiyorsan bağlanacaksın. Bu kağıt üzerinde tercih, hayatta karşılığı mecburiyet.
Peki bu düzeni kim denetliyor?
Telekom tarafında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, tüketici sözleşmeleri tarafında Ticaret Bakanlığı var. Kurallar var, yetkiler var. Ama uygulama vatandaşa bırakılmış. Herkes tek tek dilekçe yazsın, aylarca uğraşsın.
Hak var.
Ama zahmetli.
Ve asıl soru şu. Madem tablo bu kadar açık, neden müdahale edilmiyor?
Biz bu ülkede bir hizmetten ayrıldığımız için para ödüyoruz. Girdiğimiz için değil, çıktığımız için.
Bu açıkça tüketiciyi cezalandıran bir düzen.
Daha açık yazayım.
Bu düzende tüketici korunmuyor.
Bu düzende tüketici kullanılıyor.
Telefon ve İnternet bugün lüks değil, temel ihtiyaç. Ama biz temel bir ihtiyaçtan çıkmak istediğimizde cezalandırılıyoruz. Bu normal değil. Bu, vatandaşın sessizce söndürülmesine izin verilmesidir.
Girmek ne kadar kolaysa, çıkmak da o kadar kolay olmalı.
Ancak gerçekte olan şu. Vatandaşı usulsüz şekilde bağlıyorlar, şirket kazanıyor, devlet seyrediyor.
