Bu savaş bizim savaşımız değil… Kınalı kuzularımıza kıymayın!

201,488BeğenenlerBeğen
8,770TakipçilerTakip Et

Bildiğimiz gibi, ünlü Prusyalı General Carl von Clausewitz’in tanımlamasıyla savaş; “politikanın başka araçlarla devamıdır. (….) Eğer savaş hiçbir engel tanımayan tamamen başına buyruk bir eylem olsaydı, mutlak kavramından çıkarabileceğimiz gibi mutlak bir şiddet gösterisinden ibaret bulunsaydı, o zaman savaş politikanın yardımına çağrılır çağrılmaz onun yerini alır, ve tıpkı bir kere atıldı mı artık önceden ayarlandığı yoldan başka bir yol izlemesine imkân bulunmayan bir torpil gibi kendi yasalarına uyardı …”

Helal olsun size…

Dünya savaş stratejistlerine taş çıkartıyorsunuz. 

Kuzey Suriye’de aklınızca bir “şiddet gösterisine çık”tınız. 

Savaşı, iflas etmiş ve gerçekleşme olasılığı sıfır olan politikalarınızın yardımına çağırıyorsunuz. 

Böyle olunca da “önceden ayarlandığı yoldan başka bir yol izlemesine imkân bulunmayan bir torpil gibi” kullanmak istiyorsunuz, savaşı…

Fırsatları değerlendirdiğinizi sanıp, Eşbaşkanlığını yaptığınız Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un Suriye ayağı olan İslam Devleti bölümünü yaşama geçirmeye davranıyorsunuz. Dünyanın çeşitli ülkelerinden devşirdiğiniz, 100 dolara anasını-babasını kesecek tıynetteki ipten kazıktan kopmuş canileri silahlandırarak, eğitip donatarak Suriye’yi parçalamak istiyorsunuz. 

Bu canilerin ezici çoğunluğu ithal teröristtir. 

Bugün Suriye’de yarın Libya’dalar, öbür gün Irak’ta tekbir sesleriyle insan kafası keserler…

Diğer yandan da “stratejik müttefikiniz” ABD Emperyalizminin denetiminde Fırat’ın doğusunda Amerikancı Kürt’lere kurdurulmak üzere olan “Müslüman İsrail”e seyirci kalmaktasınız. 

Sınır güvenliği yalanıyla, meclisteki Amerikancı partileri de peşinize takarak egemen bir devletin toprağına asker çıkartıyorsunuz. 

Ama yok öyle yağma…

Meydan boş değil…

Adam 2011 yılından bu yana topraklarının üçte ikisini kaybettiği halde teslim olmamış, Batılı Emperyalistlere karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesini bileğinin hakkına kazanmış…

Şimdi ise arkasına aldığı Rusya ile birlikte sana mı teslim olacak?

Sen; sonradan hangi ismi alırlarsa alsın her biri birer İŞİD’ci cani olan Ortaçağcı katillerin hamiliğine soyundun. Onların can güvenlikleri için Türk Ordusunun kınalı kuzularını kalkan yapıyorsun.

Onsekiz yıldır İşsizlik-Pahalılık cehenneminde inimi inim inlettiğiniz insanlarımız; zorunluluktan asker, polis, bekçi olarak, üç kuruş maaş karşılığında kendilerini ateşin kalbine atmaktalar. Sizin çocuklarınız devlet malını yiyerek semirirken, bu çocuklarımız sizin akıl ve mantık yoksunu, saçma özlemleriniz yüzünden yaşamlarının baharında toprağa düşmekteler.

O nedenle vatan, millet, şehit edebiyatıyla rol yapıyorsun. 

Bırak bu “şehitler tepesi boş kalmayacak” demagojisini. 

Senin ve avanenin neredeyse tamamının çocukları sahte “çürük” raporlarıyla askerlik bile yapmıyorlar. Hiçbiriniz bu tepeyi dolduranlardan olmuyorsunuz… 

O tepeyi dolduran hep emekçi halk çocukları…

Ateş düştüğü yeri yakıyor. 

Şehit ana-babalarının, yakınlarının feryatları karşısında en küçük bir acı duymuyorsunuz. 

Sonra kalkmış, utanmadan-sıkılmadan, Mehmet Akif’i de kullanarak; “… bu toprakları sıktığınız zaman şüheda fışkıracak topraklardır. Bu topraklar sıradan topraklar değil, yoksa arazi olur. Ama şehit kanlarıyla yoğrulduğu zaman o şühedanın fışkırdığı toprak olur.” diyebiliyorsun.

Yazıklar olsun size be…

İnsan aklıyla alay ediyorsun. Bu kafayla ancak hüloğcularını kandırırsın. 

Yahu, İdlip ne zamandan beri bizim vatan toprağımız oldu?

Senin kafa hala Osmanlı’da kaldığı için hayal hanende öyle görebilirsin. Ama kazın ayağı öyle değil. 

Adam kendi toprağını savunuyor ve sürekli saldırıyor. 

Bugüne kadar 3 Şubat‘ta sekiz, 10 Şubat‘ta dört, 20 Şubat‘ta iki, 22 Şubat‘ta bir, 26 Şubat‘ta iki, 27 Şubat‘ta 33, 28 Şubat‘ta bir olmak üzere bir ay içinde İdlib’de toplam 54 şehit verdik. Bu satırların yazıldığı saatte de 1 şehit 9 yaralı askerimizin olduğu açıklandı.

Bunun karşılığında, küsuratına varana kadar verdiğiniz rakamlarla şu kadar “rejim askerini” etkisiz hale getirdik, şu kadar savaş aracını tahrip ettik gibi açıklamalar bu şehitlerimizin acısını dindirmiyor. 

Dindirmediği de anaların feryatlarında, şehit babalarının küfürlerinde görülüyor, bak…

Hani bir daha analar ağlamasın, şehitler gelmesin diye Başkanlık sistemine geçiyordunuz?

Geçtiniz ve artık meclise bile sorumluluğunuz kalmadı.

Meclis kararı olmadan ülkeyi savaşa soktunuz. Oysa Anayasa’nın 92. maddesine göre; “Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvet kullanılmasına izin verme” yetkisi Meclisindir.  

Öte yandan, tıpkı 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi, meclisteki Amerikancı, NATO’cu partileri peşinize takıp “birlik beraberlik mesajı” vermek için ortak metinlere imza attırıyorsunuz. O zavallılar da hem ortak metinle Suriye’yi kanarken, akabinde de “İdlib’te ne işimiz var” diye soru soruyorlar. Yani zavallılığın ve acizliğin dibinde gezmekteler. 

O nedenle sen meydanı boş buluyorsun. 

En koyu faşizmini “İleri demokrasi” adı altında topluma yutturuyorsun. 

Artık “savaşa hayır” demek bile yasaklanmış durumda. 

Sonuç olarak; Hikmet Kıvılcımlı’nın tespitiyle, Ortadoğu; “Kaynayan Petrol Kazanı”dır. 

Emperyalistler, aşağılık düzenlerini sürdürmek için muhtaç oldukları petrolün kontrolünü ellerinde tutmak amacıyla, Siyonist İsrail Devleti’ni bir hançer gibi Ortadoğu’nun bağrına saplamıştı. Şimdi de aynı amaçla Suriye’yi parçalamak için senin gibilere vekalet savaşı yürüttürmekteler.

Bu savaş bizim savaşımız değil. Bu savaş Emperyalistlerin Ortadoğu’da nüfuz bölgeleri oluşturma amacını gerçekleştirmek için bizim halk çocuklarımızı kırdırma savaşıdır.

Bak, İsrailliler; “Erdoğan, bizim düşmanlarımızı bombalıyor” diye sevinçten dört köşe olmaktalar. 

Bu savaş BOP’un yaşama geçirilme savaşıdır. 

Ardından Türkiye’yi bölme ve Yeni Sevr’i hayata geçirme süreci gelecektir. 

AKP’giller üç gün daha iktidarda kalmak, daha fazla vurgun ve talan yapmak için bu ihanetin taşeronluğunu yapmaktalar. 

Olan emekçi halklara olmakta…

Çocuklarımıza kıymayın efendiler…

 

Yazarın Diğer Yazıları