HALKWEBYazarlarBu Düzen Böyle Gitmez! Depodan Konuşan İşçi, Sarı Sendika, Sermaye ve Suskun...

Bu Düzen Böyle Gitmez! Depodan Konuşan İşçi, Sarı Sendika, Sermaye ve Suskun Siyaset

Artık kimsenin “ortada durma” lüksü yok. Ya emeğin yanındasınız, ya da bu düzenin sürmesinden fiilen sorumlusunuz. Bu kadar açık.

0:00 0:00

Bu yazı kısa olmayacak.
Çünkü mesele kısa değil.
Bu yazı slogan değil; herkesin anlayacağı bir dille yazılmış politik–entelektüel bir hesaplaşma.
Merkezinde işçi var. Etrafında depo, karşısında sermaye, arkasında sarı sendika, üstünde suskun siyaset.
Türkiye’de bugün yaşanan şey bir ücret pazarlığı değildir.
Bu, örgütlü bir emek rejiminin iflasıdır.

Ucuzluk Yalanı: Asıl Bedel Nerede Ödeniyor?

Market rafları dolu.
Reklamlar parlak.
“İndirim”, “en ucuz”, “halk dostu fiyat” her yerde.
Ama kimse şunu söylemiyor:
Bu ucuzluk kasada üretilmiyor.
Depoda üretiliyor.
Migros, BİM ve A101 aynı modeli uyguluyor:
10–12 saatlik vardiyalar
Asgari ücretin az üstünde maaşlar
Vergi dilimleriyle eriyen net gelir
Taşeronlaştırılmış depo emeği
Sürekli hız, performans ve baskı
Bu bir “rekabet zorunluluğu” değil.
Bu, bilinçli bir sınıfsal tercihtir.
Ucuzluk tüketiciye iyilik değildir;
sermayeye sübvansiyondur.

Depo: Bu Düzenin Gizli Fabrikası

Depolar bugünün fabrikalarıdır.
Bacası yoktur, dumanı görünmez.
Depoda çalışan işçi yalnızca koli taşımaz:
Enflasyonun yükünü taşır
Yanlış ekonomi politikalarının bedelini taşır
Siyasetin suskunluğunu taşır
Bu yüzden depo işçisi ayağa kalktığında,
aslında herkese konuşur.

İşçiler Ne İstiyor? (Somut ve Net)

Bu mücadelenin tabandaki örgütlü adresi DGD-SEN’dir.
İşçilerin talepleri hayal değil, ölçülebilir ve denetlenebilirdir:
Net %50 ücret artışı
(şirketlerin sunduğu %28 artış “yoksulluk zammı” olarak reddedildi)
Vergi yükünün işverene devredilmesi
Taşeronluğun kaldırılması, kadrolu ve güvenceli istihdam
Banka promosyonlarının tamamının işçilere verilmesi
Depo–mağaza ayrımı olmadan eşit haklar
İş sağlığı ve güvenliğinin gerçek anlamda uygulanması
Bunlar lüks değil.
Bunlar yaşamak için gereken asgari koşullar.

Nerelerde, Ne Kadar Yaygın?

Bu itiraz tekil değil, ülke çapında:
Migros depoları: İstanbul (Esenyurt), Kocaeli (Çayırova–Şekerpınar), İzmir (Torbalı), Bursa, Adana, Diyarbakır
BİM deposu: Van
12 noktada iş bırakma, 20’ye yakın noktada iş yavaşlatma
Yaklaşık 5.000 depo işçisi fiilen eylemde
Bu tablo, sorunun bireysel değil modelsel olduğunu gösterir.

Sarı Sendika Gerçeği: Temsil mi, Denetim mi?

Bu noktaya neden gelindi?
Çünkü Türkiye’de sendikal alanın önemli bir kısmı,
işçinin örgütü olmaktan çıkıp işçinin yöneticisi haline geldi.
“Sarı sendika” dediğimiz şey şudur:
Grevi “risk” sayar
Eylemi “zamansız” bulur
İşçiye “sabret” der
Patronla uyumu “başarı” diye sunar
Masada uzlaşma,
depoda yalnızlık.
Bu düzen içinde:
Türk-İş ağırlıkla “sosyal diyalog”u,
Hak-İş iktidarla uyumlu hattı,
DİSK ise tarihsel iddiasına rağmen sektörel süreklilik kurmakta zorlanan bir çizgiyi temsil eder.
Sonuç: Gerçek mücadele bu ana akımların dışında, tabandan filizlenir.

Siyaset Nerede? Asıl Soru Bu

İktidarın emeği baskıyla yönettiği biliniyor.
Bu şaşırtıcı değil.
Asıl sorun muhalefetin suskunluğudur.
Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi.
Binlerce işçi iş bırakıyor,
taşeronluk yayılıyor,
reel ücretler çöküyor…
Ama muhalefetten gelen:
Genel geçer açıklamalar
“Yanındayız” cümleleri
Bedel içermeyen destek mesajları
Yetmez.

CHP’ye Açık Soru: 86 Kez Miting Var, İşçi Nerede?

Artık meseleyi doğru koyalım.
CHP’ye açıkça soruyoruz:
Yolsuzluk sanığı olan isimler için
tam 86 kez miting yapan,
her seferinde meydanları, kürsüleri, kameraları seferber eden CHP,
depolarda direnen işçiler için nerede olacak?
Neden her hafta miting var ama
12 saat çalışan depo işçisi için tek bir meydan yok?
Neden “hukuksuzluk” denince
akla önce parti kadroları geliyor da
asgari ücretin az üstünde hayatta kalmaya çalışan işçi gelmiyor?
Neden savunma refleksi bu kadar hızlı,
emek refleksi bu kadar zayıf?
Bu bir iletişim hatası değil.
Bu bir öncelik tercihidir.
Eğer bir parti,
kendi kadroları için 86 kez sokağa çıkıyor,
ama işçiler söz konusu olduğunda “izliyoruz” demekle yetiniyorsa,
orada sorun muhalefet zayıflığı değil,
sınıfsal konumlanmadır.

Bu Bir Depo Meselesi Değil, Toplumsal Meseledir

Bugün depo işçisi.
Yarın kurye.
Sonra öğretmen, sağlıkçı, beyaz yakalı.
Bu düzen herkesi ucuzlatıyor.
Depo işçisi bugün yalnız bırakılırsa,
yarın kimse güvende olmaz.

Halka, Sendikalara ve Siyasete Açık Çağrı

Halka:
Sessizlik tarafsızlık değildir.
Dayanışma bir erdem değil, özsavunmadır.
Sendikalara:
Ya işçinin gerçek örgütü olursunuz,
ya da bu düzenin insan kaynakları departmanı olarak kalırsınız.
Siyasi partilere:
Slogan değil bedel,
genel cümle değil taraf istiyoruz.
Taşeronluğa evet mi, hayır mı?
Sermayeye cephe mi, denge mi?
Açık söyleyin.

ARTIK ORTASI YOK

Bu yazı bir rica değil.
Bir “farkındalık” metni hiç değil.
Bu bir saflaşma ilanıdır.
Depolar konuşuyor.
İşçiler konuşuyor.
Artık kimsenin “ortada durma” lüksü yok.
Ya emeğin yanındasınız,
ya da bu düzenin sürmesinden fiilen sorumlusunuz.
Bu kadar açık.

YAZARIN DİĞER YAZILARI