Bizim Öğretmenler Günümüz: 17 Nisan’dır

Bugün 24 Kasım.

12 Eylül Faşist Cuntası tarafından bugün, 1981 yılında “Öğretmenler Günü” olarak ilan edilmişti.

Birçok insan da bugünü “Öğretmenler Günü” olarak kutluyor.

Sosyal medya başta olmak üzere her yerde kutlamalar almış başını gidiyor.

Gerici sendikalar bir yana kendine demokrat, ilerici, laik, Mustafa Kemalci diyen derneklerde, sendikalar da bile 24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak kutlanıyor. Etkinlikler düzenleniyor.

Neymiş, Mustafa Kemal’e Başöğretmenlik unvanı 24 Kasım 1928’de verilmiş.

Yani aradan 53 yıl geçmiş, kimsenin aklına Mustafa Kemal’e verilen “Başöğretmenlik” unvanı gelmemiş, bir tek 12 Eylülcülerin aklına gelmiş!!! Hatta, bizzat Mustafa Kemal’in kendisi dahi görmemiş, düşünmemiş…

Oysa faşist cunta 12 eylülden sonra binlerce öğretmeni işkencelerden geçirdi, onlarca öğretmeni katletti. Meslekte ihraç etti. Dönemin en güçlü öğretmen örgütü olan TÖB-DER’i kapattı, yöneticilerini yıllarca hapislerde tuttu. Öyle ki TÖB-DER; bir dernek olmasına karşın, bugünkü öğretmen sendikalarının fersah fersah ilerisinde bir örgütlülüğe, toplumsal etkiye sahipti. Dönemin öğretmen hareketinin çekim merkeziydi. Bugünkü sendikaların hiçbirisi bu güce ulaşabilmiş değil, maalesef.

Gerçi bu kafayla gittikleri sürece ulaşmaları da mümkün değil…

Bakın Eğitim-İş Sendikasının 24 Kasım açıklamasına;

“Kutlanmaya başladığı 1981 yılından beri biz eğitimcilerin yüzünü en çok güldüren tarih olan 24 Kasım Öğretmenler Günü, maalesef birkaç yıldır öğretmenler tarafından eskisi gibi coşkuyla değil, buruk bir gülümsemeyle karşılanmaktadır.

“Öğretmenin bir türlü çözüm getirilmeyen problemlerine, eğitimin sermaye ve gericilerin talanına açılmasından sonra, bu sene bir de ekonomik kriz eklenmiş, öğretmenlerin yaşamı daha da zorlaşmıştır.”

Ne diyor Eğitim-İş?

1981 yılından beri 24 Kasımlara hep yüzleri gülerken, birkaç yıldır buruk bir gülümseme içindeler miş. Bir de eğitim; sermaye ve gericilerin talanına açılırken, bu sene eklenen ekonomik krizle öğretmenlerin yaşamı zorlaşmış.

Sanki öğretmenler “bu sene”ye kadar hiç ekonomik sıkıntı çekmiyorlarmış ya da öğretmen maaşları ortalama yaşam standardının çok üstündeymiş gibi, “bu sene eklenen ekonomik kriz” öğretmenlerin yaşamını zorlaştırmış.

Bunların gerçek yaşamla hiç ilgilerinin olmadığı besbelli.

Bakın, yapılan araştırmaya göre son on yılda öğretmen maaşları ne kadar erimiş?

Yapılan araştırmalara göre 2009’da 898 dolar karşılığı olan öğretmen maaşı bugün 677 dolara düşmüş. Yani öğretmen maaşları aylık 221 dolar azalarak yüzde 22 oranında erimiş.

Sahi bu adamlar nerede yaşıyor?

Sanırım kendileri sendikadan aldıkları ballı maaşlara göre hesap yapıyorlar.

Türkiye’de turist olduklarını açıklamanın devamında bir daha görüyoruz.

“Eğitimde giderek dozu artırılan gericileştirme ve piyasalaştırma politikaları da öğretmenlerin kâbusu olmuştur.” deniliyor.

Yahu adamlar okulları “Peşaver Medreseleri”ne dönüştürdü, haberiniz yok mu sizin?

Eğitimde “piyasalaştırma” on yıllardır yaygın bir şekilde sürmüyor mu? Siz hala “giderek dozu artırılan” diyerek, AKP’gillerin Ortaçağcı, faşist, bilimdışı eğitim sistemini masumlaştırıyorsunuz.

Eğitimdeki antilaik-ortaçağcı örgütlenme örneklerini uzun uzun yazmaya gerek yok. İnternet ortamında yapılacak basit bir araştırmayla bunların onlarca örneği ile karılaşırsınız.

Öte yandan, ataması yapılmayan yüzbinlerce öğretmen varken, Milli Eğitim’de hâlâ “ücretli öğretmen” uygulaması devam ettirilmekte.

Özel okullardaki öğretmenler ise tamamen özel okul patronlarının insafına terkedilmiş durumda. Örneğin, bu öğretmenler, yasal çalışma sürelerinin çok üzerinde derslere girmelerine karşın, işçilere uygulanan aylık net 2020 lira asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışmaktalar.

Daha da vahimi birçok özel okulda; resmi olarak öğretmenlere her yıl zorunlu olarak verilen “eğitim-öğretim ödeneği” ya da “kırtasiye ödeneği” özel okul patronları tarafından bu öğretmenlerin hesaplarına yatırıldıktan sonra, tekrar ellerinden alınmaktadır. Özel okul öğretmenlerinin işsiz kalmamak için katlanmak zorunda kaldıkları bu son derece onur kırıcı uygulama Eğitim-İş’in gündeminde bile yok, maalesef.

Kaldı ki, bu ve benzeri birçok uygulamanın varlığı da ayrı bir gerçek.

İnsanı üzen, yukarıda sadece bir iki paragrafını alıntıladığımız açıklamayı Memur-Sen ya da bir Kamu-Sen değil, sözde ilerici, demokrat, laik olduğunu söyleyen bir öğretmen sendikasının yazıyor olması.

Yani bu adamların ne 12 Eylül faşizmince yargılanan, hapsedilen, katledilen, meslekten çıkartılan öğretmenler derdinde, ne öğretmenlerin ve tüm emekçilerin asıl kâbusu olan İŞSİZLİK ve PAHALILIK ne de AB-D Emperyalizmi tarafından iktidara getirilen 17 yıllık AKP yönetimindeki Milli Eğitim’de tamamen ortadan kaldırılan Demokratik, Laik, Bilimsel eğitim…

Bir öğretmen sendikasının gerçek yaşamdan bihaber bu açıklamasını görünce, AKP’giller tarafından yapılan diğer açıklamaları girmeye hiç gerek yok.

Demek ki, 12 Eylülcüler amaçlarına ulaşmışlar…

Sorgulamayan, eleştirmeyen, itaat eden, verilene şükreden, ücretli köleliği kabul eden, kendisine “tembel, yan gelip yatıyor, başarısız, niteliksiz” denilmesine ses çıkarmayan bir öğretmen profiline ulaşmışlar.

Sendikaları bile böyle olursa, tek tek öğretmen kitlesi içinde neler bulunmaz ki?

Oysa bizim Öğretmenler Günü’müz; 17 Nisan’dır.

12 Eylül Faşizmine gelene kadar da gerçek Öğretmenler Günü; 17 Nisan’dı.

Yani Köy Enstitülerinin kuruluş günüdür bizim Öğretmenler Günü’müz…

Köy Enstitülerinde; devletin hazinesinden tek kuruş çıkmadan, yoksul köy çocukları okullarını, üretim araçlarını yapmış. Kendi geçimlerini, giyimlerini üretmişler. Çağdaş kültürle donatılarak kendi köylerine ya da başka köylere gönderilmişler. Bu Halk Çocukları Halkı ağalığın elinden kurtarmaya çabalamışlar.

Bu Halk çocuklarından birisi de kendisinden okuma yazma öğrendiğim, ilkokul ikinci sınıfa kadar öğretmenim olan dedemdir.

Köy Enstitülerinde; kapatıldıktan sonra geriye “17 321 öğretmen, 8756 eğitmen, 1599 sağlık memuru, milyonlarca yetişmiş öğrenci, onlarca yazar, bilim insanı, sanatçı; 710 bina, 15 000 dönüm işlenmiş toprak, 750 000 dikilmiş fidan, 1200 dönüm bağ…” kalmıştır.

Ama batılı emperyalistler işte bu “Eğitim Üretim İçindir” Hakçı projesine bile tahammül edemediler, 1946 yılında kapattırdılar Köy Enstitülerini.

İşte bu geleneğimizi yaşatmak, sürekli diri tutmak zorundayız.

Günümüzde sözde bu Köy Enstitülerinin devamı olarak kurulan Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği var. Ama bunların da genel merkez ve bazı şubelerindeki antidemokratik uygulamalarıyla gerçek Köy Enstitüleri geleneğinden çok uzakta olmaları bir yana, 12 Eylülcülerin 24 Kasımlarını benimsemiş olduklarını görüyoruz, maalesef…

Sonuç olarak; “kırk yıl kölesi” olunacak öğretmenlerimizi ücretli köleler haline dönüştüren bu gerici-ortaçağcı düzende; demokratik, laik, bilimsel eğitim bayrağını dalgalandıran öğretmenlerimize saygılarımızla…

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

210,491BeğenenlerBeğen
4,596TakipçilerTakip Et