HALKWEBYazarlar“Biz Böyleyiz” Bir Kader Mi, Yoksa Bir Yanılsama Mı?

“Biz Böyleyiz” Bir Kader Mi, Yoksa Bir Yanılsama Mı?

Oysa o “biz” dediğimiz yapının içinde, her an birbirini iten ve çeken muazzam bir enerji vardır.

0:00 0:00

Sokakta, aile masasında ya da bir dost meclisinde en çok sığındığımız limandır o cümle: “E ne yapalım, biz böyleyiz!” Bu cümle bazen bir gurur nişanı gibi göğse takılır, bazen de değişime karşı örülen aşılmaz bir duvar gibi önümüze dikilir. Peki, gerçekten “öyle” miyiz? Yoksa “biz böyleyiz” derken, aslında durmaksızın akan bir nehrin fotoğrafını çekip, nehrin kendisini o donmuş kareden mi ibaret sanıyoruz?

GÖRÜNÜRDEKİ DURGUNLUK, DERİNDEKİ ÇATIŞMA

Dışarıdan bakıldığında bir toplumu ya da aileyi homojen bir kütle gibi görmek kolaydır. Oysa o “biz” dediğimiz yapının içinde, her an birbirini iten ve çeken muazzam bir enerji vardır. Tıpkı bir atomun içindeki artı ve eksi yüklerin sürekli hareket halinde olması gibi, toplum da çatışan fikirlerin, farklı kuşakların ve değişen alışkanlıkların dengesiyle ayakta durur.

Bir babanın, “Benim oğlum asla yapmaz” dediği şeyi oğlunun yapması bir “bozulma” değil, yaşamın doğasındaki o kaçınılmaz çelişkidir. Eski, yeniyi içinde taşır; yeni ise eskinin içinden, ona direnerek doğar. Bu yüzden “biz böyleyiz” dediğimiz an, aslında o anki çelişkilerin geçici bir uzlaşmasını tanımlıyoruzdur.

ŞEHİRLERİN VE KİMLİKLERİN HAYALETLERİ

Bu genellemeyi sadece ailede değil, coğrafyalarda da yapıyoruz. “Biz Ankaralılar şöyledir”, “Biz Adanalılar böyleyiz” ya da “Biz Türkler, Kürtler, Araplar şuna inanırız” dediğimizde, aslında milyonlarca farklı hayatı tek bir torbaya doldurmaya çalışıyoruz.

Peki, neden bu yola başvuruyoruz? Çünkü belirsizlik korkutucudur. Zihin, karmaşık ve sürekli değişen bir toplumsal yapıyı anlamlandırmakta zorlandığında, onu “sabit bir karakter” kutusuna hapseder.

– Aidiyet Güvencesi: “Biz böyleyiz” demek, bireyin devasa bir evrende kendini kaybolmuş hissetmesini engeller; ona hazır bir reçete sunar.
– Sorumluluktan Kaçış: “Bizim genetiğimizde bu var” dendiğinde, hataları düzeltme veya kendini geliştirme sorumluluğu toplumun o hayali “karakterine” yüklenir.

Oysa ne Adana sadece öfkeden, ne Ankara sadece bürokrasiden, ne de bir etnik kimlik sadece geleneklerinden ibarettir. Her bir kimliğin içinde; muhafazakârlık ile ilericilik, gelenek ile isyan, kabulleniş ile değişim her saniye birbiriyle kavga eder. Bugün “Türk budur” dediğimiz şey, aslında binlerce yıllık etkileşimin, çatışmanın ve sentezin o anki görüntüsüdür. Yarın, bu etkileşimler bizi bambaşka bir noktaya taşıyacaktır.

HEYKEL DEĞİL, ORMAN

Toplumu mermerden yontulmuş sabit bir heykel gibi hayal etmek bizi yanıltır. Toplum daha çok bir ormana benzer. Uzaktan baktığınızda tek bir yeşil örtü görürsünüz (“Biz böyleyiz”), ama içine girdiğinizde her ağacın farklı bir hızı, her canlının farklı bir yönü vardır.

– Statik Bakış: “Bizim genetiğimizde bu var, değişmeyiz.”
– Diyalektik Bakış: “Dün öyleydik çünkü koşullar onu gerektiriyordu; bugün bu etkileşimlerle dönüşüyoruz, yarın bambaşka bir sentez olacağız.”

DEĞİŞİMİN TEK DEĞİŞMEZLİĞİ

“Biz böyleyiz” demek, aslında değişimin getirdiği o belirsizlikten korkup tanıdık bir limana demir atmaktır. Oysa hayat, zıtlıkların dansıdır. Bir topluluğu güçlü kılan şey herkesin aynı olması değil, o farklılıkların ve çatışmaların yarattığı dönüşüm enerjisidir. Kimlikler; donmuş buz kalıpları değil, sürekli buharlaşan ve yoğunlaşan birer bulut gibidir.

Sonuç olarak; kendimizi dar kalıplara hapsetmek yerine, içimizdeki o bitmek bilmeyen akışı fark etmeliyiz. Belki de en doğru tanım şudur: “Biz, sürekli başka bir şey olma yolunda olanlarız.” Çocuğun babasına benzememesi, bir şehrin eski alışkanlıklarını terk etmesi ya da bir toplumun kabuk değiştirmesi bir hata değil, hayatın “ben buradayım ve akıyorum” deme biçimidir.

Sahi, siz gerçekten “öyle” misiniz, yoksa sadece öyle olduğunuza mı inanmak istiyorsunuz?

YAZARIN DİĞER YAZILARI