Bir “soykırım cumhuriyeti” yaratma çabası 

Alman kamu yayıncılık kurumu ARD’de 1 Aralık 2019 gecesi yayına giren ve bizleri doğrudan ilgilendiren bir belgeselden söz etmek istiyorum.

Uzun yıllardır pazar akşamları ARD’de ve sonra da başka bölgesel kanallarda yayınlanan bu “ttt” adlı kültür programında Thorsten Mack ile Karaman Yavuz imzalı belgesel bir habere yer verildi. Burada “Dersim Katliamı” konu edildi. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Nazi Almanyası ile, Kemal Atatürk’ün de Hitler ile nasıl işbirliği yaptığı anlatıldı. Baştan sona, “Modern bir cumhuriyetten nasıl nefret edilir ve nefret ettirilir” programıydı. Ankara’da bir soykırım cumhuriyeti kurulmuştu ve Anadolu’da ezilmedik halk bırakılmamıştı. Böyle “özetleyebiliriz” meseleyi.  

Osmanlı döneminin cinayetlerini, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin hatalarını ve travmalarını tarafsız ve tüm çıplaklığıyla konu edinmekte sorun yok elbette. Tabii Türkiye Cumhuriyeti’nden bir “soykırım cumhuriyeti” yaratma niyeti olmadığı sürece…

“Unutulan Katliam – Kemal Atatürk Aleviler’i nasıl öldürdü” başlığıyla yayınlanan belgesel önce “Kemal Atatürk Kürtleri nasıl öldürdü” sözleriyle anons edildi. Daha sonra redaksiyon yazılı bir açıklama yaptı ve internet sayfasında “Programda Kürtlerin Dersim katliamı sırasında öldürüldüğü söylendi. Ancak bu doğru değil. Hata için özür dileriz” sözleriyle af diledi.

Bu kadar da ciddiler. 

NAZİ ALMANYASI İLE İŞBİRLİĞİ

Ancak söz konusu belgeselde Almanya’daki Türkiye kökenlilerin ve elbette Türkiye’nin ince ayarları ile oynayan tek nokta bununla sınırlı kalmadı. Belgeselde o dönemin Türkiye Cumhuriyeti, açık bir dille Nazi Almanyası ile eş tutuldu örneğin.

Devlet arşivlerinde yer alan 1937 yılına ait tartışmalı bir belgeye de atıfta bulunuldu: Nazi Almanya’sından Dersim için 20 ton zehirli gaz siparişinin Atatürk tarafından imzalandığına işaret edildi. Mustafa Kemal Atatürk “Hitler rejimi ile de çalışmak” ve soykırımla suçlandı. 

Evet, Dersim’de bir katliam vardı. Kimse olmadı diyemez. Yaşananlar, özellikle yoksul halkın çektikleri görmezlikten gelinemez. Cumhuriyet dönemi için de bu acılar, bir yaradır. Cumhuriyet, Anadolu’da dikensiz bir gül bahçesi kurmadı. 

Dünyanın hiçbir yerinde, insanın modernleşme tarihinde, ilerici rejimler, modernite, doğumundan itibaren birer gül bahçesi değildi. Çatışmalar, eski rejim egemenlerinin çevrelerine toplardıkları insanlarla gerçekleştirdikleri direnişler, büyük acılar yaşandı. 

Ancak herhalde bu yarayı ısrarla kaşıyanların amacı, başka bir şeydir. Kürtler, Zazalar, Dersim havalisi, Alevilik… Bunlar, ARD’nin veya genelde Batı medyası veya “kültür endüstrisi”nin ana derdi midir? Bizim buna inanmamızı mı bekliyorlar? 

Son dönemde Avrupa’ya baktığımızda Türkiye ile bir oyunun derinleştirildiğinden söz edebiliriz. Ankara’nın tarihsel travmaları üstüne gidiliyor. Acı olan, bunun ilericilikmiş, demokratlıkmış gibi sunulmasıdır. Osmanlı hayranı, cumhuriyet karşıtı İslamofaşistlere son bir desteğin daha verilmesine hangi vicdanla göz yummamız bekleniyor?

Neden Berlin ve Avrupa ya da ABD, ısrarla Türkiye’den bir “soykırım cumhuriyeti” çıkartmaya çalışıyor?  

Dertleri modern cumhuriyetin kuruluş sancıları, Anadolu halkının yaşadığı acılar olamaz. Başka hedefleri var. 

Çünkü, herhangi bir entelektüel veya zihinsel yeteneğe sahip olmadığını rahatça söyleyebileceğimiz bir kısım “Türkçü ve İslamcının” dışında, modern cumhuriyetin ilerici insanlarından kimse, “Kürt yok!”,  “Ermeni yok!”, “Katliam falan yok!” diyerek geçmişte yaşananları, hatta işlenen cinayetleri görmezden gelmiyor. Zaten buna hakkı da yok. Türkiye’nin ırkçıları, faşistleri inkâr etmeye çalışsa da, Osmanlı döneminden sonra modern cumhuriyetin yerleşme çabaları esnasında yaşanan katliamlar var. Yoksul halkın acıları var. 

Bence faşizmin tuzağına düşmemek gerekiyor.

Gerçekten de Türkiye’nin cumhuriyetçi kadroları, Osmanlı’da işlenen en büyük cinayetin, Ermeni halkına reva görülen kanlı tehcirin hesabını, o hanedanı tarihten sürüp Anadolu’da modern bir cumhuriyet kurarak sormadı mı? Cumhuriyet döneminde ise Osmanlı’nın intikamını almaya kalkan, feodal ağaların egemenlik alanlarını kıran modern bir cumhuriyetin toplumsal atılımlarına karşı çıkan Osmanlı kalıntılarının, “marabalarını aldatarak” isyana yönlendirdiği de ne yazık ki gerçek. Ama büyük acıları o marabaların çektiği de bir gerçek.

Bunlarla hiç kıvırmadan, “ama, fakat, lakin vs.” demeden yüzleşmek zorundayız, doğru.

Kimsenin Dersim üzerinden modern cumhuriyet atılımlarına ayar çekmeye, laikliğe, aydınlanmacılığa, tarihsel anlamıyla ilerici cumhuriyet kazanımlarına saldırmaya hakkı yok.

Dersim katliamında hedefe Aleviler değil cumhuriyet karşıtları, özellikle feodal yapılar konuldu. Türkiye Cumhuriyeti gericiliğe karşı, İslamcılığa karşı Alevilerle omuz omuza kuruldu. Aleviler bağımsız, laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin sahipleridir üstelik. 

Şimdi ekranlardan ince ayarlarımızla oynamanıza seyirci kalmamız mı bekleniyor? Hem de hiç itiraz etmeden…

HALK KEMALİZMİ DİRENİYOR ASLINDA

Ortak geçmişimizde Kürtlerin de acısı var, Türklerin de, Ermenilerin de. Elbette Alevilerin de…  Ama modernizmin tarihi böyle acılardan geçer. Bazıları affedilemeyecek acılardır bunlar. Ama ilerici ve kardeşlik öneren modernizmi reddeden, bu arada Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten beri “faşist” olduğunu ileri sürecek kadar “kafayı yemiş cahilleri” ciddiye alamayız. 

21’inci yüzyıl Türkiye Cumhuriyeti’nde bize düşen, geçmişte yaşananlarla yüzleşip, sorumluluğu üstlenmek, nefret ve kinden uzak durarak birbirimizin yaralarını sarmak. Birbirimizi damgalamak ve ortak 1789’umuz sayılması gereken 1923’ü bir katliam gerekçesi ilan etmek değil. 

Uygarlık ve ilericilik, cemaatçilerin, kültürcülerin, Türkiye’ye hep “doğmaması gereken çocuk” muamelesi yapanların ayakları altında ezilmemelidir. 

Burada iş Batı Avrupa’da yerleşik 6 milyona yakın Türkçeli bir diyasporaya düşüyor. 

Eski ve tuhaf bir tepkicilikle, bu meseleleri böyle çirkin bir biçimde ortaya koyan yabancıları hemen “Türk düşmanı” ilan eden, çok ucuz ve yer yer çok kirli, çünkü faşizan/faşist tepkileriyle AKP felaketine zemin hazırlayan “resmî -sözde- kemalistlerin”, burada gölge etmemeleri yeterli. 

Türkiye’nin ilericileri, bütün bu sorunları iyi biliyor, yeniden ve yeniden araştırıyor. Son dönemin en güzel çalışmalarından birinin, Prof. Dr. Zafer Toprak’ın ilk baskısı 2012’de yapılan “Darwin’den Dersim’e – Cumhuriyet ve Antropoloji” kitabı olduğunu ileri sürenlerin bildiği bir şeyler olmalı. 

Sözün kısası, kazın ayağı hiç öyle değil. Dedelerimiz o modern cumhuriyeti sokakta bulmadı, Batı’da kimse istemiyordu, ama yine de kurdular. Şimdi öyle ele güne rezil edilmesine sessiz kalacak değiliz. Türkiye’nin ilerici damarları, yani aydın damarı, bu saldırının da üstesinden gelecek bir doluluğa sahiptir. İstenirse çok örnek verebiliriz.

Avrupa’daki Türkçe’nin üzerine çok iş düşüyor, bu saldırılara bakınca anlıyoruz. 

 

3 YORUM

  1. Harika bir yazı olmuş emeğinize tesekkur ederim.Avrupa ne yazıktır ki uzun yıllardır bu acı yasanmislari kazımakta vede gerçek yüzleşmeden daima kaçmaktadır. Tekrar teşekkürler. Metin ANIK

  2. Ağacın kurdu içind e Olunca Dışarı dan Müdahale Kolay Olur Yıkmak İçin. Demem O ki Türkiyenin Aydın Damarlarını Korumalıyız. Türkiye Her Yönü ile Kuşatılmış Vaziyette. Zayıf Anını Bulduklarını Düşünen ler Yanlış Doğru Demeden Yangına Bile Bile Körükle Giderler.
    Burada Yazılanlara Aynen Katılıyorum Tebrik Ediyorum.

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

210,496BeğenenlerBeğen
4,597TakipçilerTakip Et