HALKWEBYazarlarBir Günlük Kutlama, 364 Günlük Sessizlik

Bir Günlük Kutlama, 364 Günlük Sessizlik

Bugün yapılması gereken şey yalnızca kutlamak değil; kadınların korkmadan yaşayabildiği bir ülke kurma sorumluluğunu hatırlamaktır.

0:00 0:00

Kadınları bir gün çiçeklerle hatırlamak kolaydır. Zor olan; o çiçeklerin mezarlıklara gitmesini engelleyebilecek bir düzen kurmaktır. 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil, toplumun kendisiyle yüzleşmesi gereken bir vicdan günüdür.

8 Mart geldiğinde her yıl aynı sahne yaşanır.

Çiçekler hazırlanır.
Mesajlar yazılır.
Sosyal medya sayfaları “kadınlarımız çok kıymetli” cümleleriyle dolar.

Ama insanın içinden şu soru geçmeden edemez:

Biz gerçekten kadınları mı hatırlıyoruz, yoksa vicdanımızı mı avutuyoruz?

Çünkü gerçek hayat, bu süslü cümlelerden çok daha ağırdır.

Bu ülkede kadınlar yalnızca hayatın yükünü taşımıyor; çoğu zaman hayatın bütün sorumluluğunu omuzlarında taşıyor. Evde emek, işte mücadele, toplumda görünmez bir fedakârlık…

Ama aynı toplum, yılın büyük bölümünde o emeği görmezden gelebiliyor.

Sonra takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde; bir demet çiçekle, birkaç iyi niyetli sözle mesele geçiştirilmeye çalışılıyor.

Oysa mesele bir gün hatırlamak değildir.

Mesele, kadının hayat hakkını gerçekten koruyabilmektir.

Türkiye son yıllarda hepimizin hafızasına kazınan acı olaylar yaşadı.

Özgecan Aslan’ın vahşice katledilmesi,
Pınar Gültekin’in yakılarak öldürülmesi,
Emine Bulut’un kızının gözleri önünde hayatını kaybetmesi…

Bu isimler yalnızca trajik olayların başlıkları değildir.

Bu isimler bize şunu hatırlatır:

Kadın meselesi bir günün konusu değil, bir ülkenin vicdan meselesidir.

Kadınları bir gün hatırlayan toplumlar, aslında sorunlarını her gün büyüten toplumlardır.

Bu nedenle asıl sorulması gereken soru şudur:

Kadınlar neden hâlâ güvende değil?
Ve daha önemlisi…

Bunu değiştirmek için gerçekten ne yapıyoruz?

Çünkü kadınları korumak için yapılması gerekenler aslında çok nettir.

Öncelikle kadına yönelik şiddet konusunda mutlak ve tavizsiz bir hukuk iradesi gerekir. Cezasızlık algısı ortadan kalkmadıkça hiçbir toplumsal mesaj gerçek anlamda karşılık bulmaz.

İkinci olarak kadınların ekonomik bağımsızlığı güçlendirilmelidir. Ekonomik özgürlüğü olmayan bir kadının şiddet döngüsünden çıkabilmesi çoğu zaman mümkün değildir.

Üçüncü olarak toplumsal zihniyet değişmelidir. Kadını ikinci plana iten anlayış değişmeden hiçbir yasa tek başına yeterli olmaz.

Çünkü mesele yalnızca güvenlik değil; değer meselesidir.

Bir toplum kadınlarına nasıl davranıyorsa, aslında kendisine de öyle davranıyordur.

Kadını koruyamayan bir toplum güçlü değildir.
Kadını değersizleştiren bir toplum sağlıklı değildir.

Bu yüzden 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir.

8 Mart; toplumun kendisine şu soruyu sorması gereken bir vicdan günüdür:

Kadınları gerçekten hayatın merkezine koyabiliyor muyuz?
Yoksa onları yalnızca bir günlüğüne hatırlayıp geri kalan 364 gün boyunca görmezden mi geliyoruz?

Kadınlara bir gün çiçek vermek kolaydır.

Asıl mesele, o çiçeklerin mezarlıklara gitmesini engelleyebilecek bir düzen kurmaktır.

Bugün yapılması gereken şey yalnızca kutlamak değil;
kadınların korkmadan yaşayabildiği bir ülke kurma sorumluluğunu hatırlamaktır.

İşte o gün, 8 Mart gerçekten kutlanacak bir gün olacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI