HALKWEBYazarlarBelediyeler: Küçük Devletler, Büyük Sorumluluklar

Belediyeler: Küçük Devletler, Büyük Sorumluluklar

Belediyeler küçük yapılar değildir. Küçük devletler gibidirler. Ve küçük devletler, karekteri küçük insanlar tarafından yönetilmemeli,küçük bir devlet bütcesi büyük sorumluluk ister.

0:00 0:00

Eski bir belediye çalışanı olarak şunu net biçimde söyleyebilirim: Bugün ortaya saçılan belediye skandallarını anlamak için önce belediyelerin gerçekte ne olduğunu doğru kavramak gerekiyor. Çünkü belediyeler, çoğu insanın sandığı gibi sadece çöp toplayan, kaldırım yapan, park düzenleyen kurumlar değildir. Belediyeler, aslında yarı kamusal ama aynı zamanda devasa ekonomik güce sahip yapılardır.

Bu gücün en kritik ayağını ise belediye iştirak şirketleri oluşturur. Belediyeler bu şirketler üzerinden yalnızca klasik hizmetleri yürütmez; turizmden gıdaya, kafeterya işletmelerinden organizasyona, hatta sanayiye kadar uzanan çok geniş bir yelpazede faaliyet gösterebilir. Teorik olarak bir belediye; çimento üretiminden enerjiye, akaryakıttan lojistiğe kadar pek çok sektörde varlık gösterebilir. Birçok belediyenin bütçesi, küçük bir Afrika devletinin bütçesinden daha fazla olabilir.

Bunu Beşiktaş örneğiyle anlatayım.

Beşiktaş Belediyesi: Devasa Bütçe, Derin Çelişkiler

Bir belediyenin ekonomik gücü, sadece topladığı vergilerle değil, yönettiği nakit akışıyla ölçülür. Beşiktaş Belediyesi’nin bütçesi, Anadolu’daki pek çok ilin toplam bütçesinden daha büyüktür. Hatta fakir bir Afrika ülkesinden bile fazla olabilir.

· Bütçe Katlanması: 2024 yılı için 3 milyar 991 milyon TL olarak belirlenen bütçe, 2025 yılı için 5 milyar 966 milyon TL’ye, 2026 yılı tahmini bütçesi ise 5 milyar 887 milyon TL’ye ulaşmıştır.
· Harcama Kalemleri: 2026 bütçesinde dikkat çeken en önemli nokta; personel giderlerinin 601 milyon TL civarında kalmasına rağmen, “Mal ve Hizmet Alım Giderleri”nin 4 milyar 398 milyon TL gibi devasa bir rakama ulaşmasıdır.

Üstelik bu durum yalnızca büyükşehirlerle sınırlı değil. Uşak Belediyesi’nin 2026 yılı bütçesi de tam 5 milyar TL olarak onaylanmış durumda. Anadolu’nun orta ölçekli bir kenti olan Uşak’ta bile bütçeler bu seviyelere ulaşmışken, belediyelerin artık ne kadar büyük bir ekonomik güç haline geldiği çok daha net anlaşılıyor.

Bu örnekler bize şunu gösteriyor: Mesele kasadaki paranın miktarı değil, o paranın önceliklendirilmesidir. Eğer bütçe; işçinin alın terinden önce “hizmet alımı” adı altında belirsiz kalemlere akıyorsa, o yapı “küçük bir devletin bütçesi” olmaktan çıkıp “kontrolsüz bir finans merkezi” haline gelmiş demektir. Açık kaynaklarda, Beşiktaş Belediyesi’nden Aziz İhsan Aktaş’ın 1 milyar 200 milyon TL alacağı olduğu söyleniyor. Belediye yetkilileri ise bunu reddeden bir açıklama yapmadı.Bu devasa paraların nasıl ve kim tarafından yönetildigi ortadadır.

Belediyelerde, o ilçe veya ilde ikamet eden vergi mükellefi vatandaşların topladığı devasa bütçeler, o vatandaşlara hizmet olarak dönmüyorsa, burada ciddi bir sorun var demektir. Seçilen belediye başkanları liyakatsiz olduğunda sorunlar kaçınılmaz hale gelir. Tam bir yıl önce ulusal kanalda “Emeğin Dünyası” programında işçi önderi olarak konuk olduğumda aynı şeyleri söylemiştim: “Holding patronu gibi davranan, küçük bir devletin bütçesine sahip insanlar” oluyorlar. Liyakatsiz insanların elinde bu sorunlar ayyuka çıkıyor.

Bu ne anlama geliyor?

Şu anlama geliyor: Bir belediye başkanı seçildiği anda sadece bir kamu yöneticisi olmaz. Aynı zamanda milyarlık bütçeleri yöneten, iştirak şirketleri üzerinden devasa ekonomik kararlar alan bir yapının en tepesine oturur. Yani bir anlamda, seçimle gelen bir isim, bir gecede bir holdingin patronu gibi davranabilecek yetki alanına sahip olur.

Sorun da tam olarak burada başlıyor. Çünkü bu kadar büyük bir ekonomik gücü yönetmek; sadece siyasi beceriyle değil, ciddi bir kurumsal akıl, etik anlayış ve denetim kültürü gerektirir. Eğer bu güç; kendini geliştirmemiş, liyakatten uzak ya da nefsine hâkim olamayan insanların eline geçerse, ortaya çıkan tablo ne yazık ki sürpriz olmaz.

Bugün “skandal” dediğimiz olayların ayyuka çıkmasının sebebi de budur. Sorun sadece kişiler değil; kişilere bu ölçekte ve bu denli denetimsiz bir alan açan sistemdir. Belediye iştirakleri üzerinden dönen milyarlık bütçeler, yeterli şeffaflık ve güçlü denetim mekanizmalarıyla kontrol edilmediğinde; kamu kaynağı ile özel çıkar arasındaki çizgi hızla bulanıklaşır. Ve o noktadan sonra yaşananlar artık bir “istisna” değil, sistemin doğal sonucu haline gelir.

Ben sendika tarafında görev yaptığım dönemde de şunu açıkça gördüm: Belediyelerin içinde oluşan bu ekonomik yapı, dışarıdan göründüğünden çok daha karmaşık ve çok daha büyüktür. Ve eğer bu yapı doğru yönetilmezse, sadece çalışanları değil, doğrudan halkın cebinden çıkan kaynakları etkileyen bir mekanizmaya dönüşür.

O yüzden mesele sadece “bir skandal” meselesi değildir. Mesele, yerel yönetimlerin nasıl bu kadar büyük ekonomik aktörlere dönüştüğü ve buna rağmen neden aynı ölçüde güçlü bir denetim sisteminin kurulamadığıdır.

Sonuç olarak şunu söylemek gerekir: Belediyeler küçük yapılar değildir. Küçük devletler gibidirler. Ve küçük devletler, karekteri küçük insanlar tarafından yönetilmemeli,küçük bir devlet bütcesi büyük sorumluluk ister.

YAZARIN DİĞER YAZILARI