HALKWEBYazarlarBarbarlık Yenilecek, Ezilen Halklar Kazanacak: Venezuela ve Modern Emperyalizmin Anatomisi

Barbarlık Yenilecek, Ezilen Halklar Kazanacak: Venezuela ve Modern Emperyalizmin Anatomisi

Barbarlık geçici değildir; tarih bunu defalarca göstermiştir. Ancak direnç ve dayanışma, ezilen halkların kazanmasını mümkün kılabilir.

0:00 0:00

Venezuela, coğrafi olarak uzak bir ülke gibi görünse de, 21. yüzyılın emperyalist müdahalelerini ve küresel güç dengelerini anlamak için kritik bir laboratuvardır. ABD’nin yılın ilk günlerinde başlattığı müdahale, uzun süredir süregelen ekonomik, askeri ve diplomatik baskıların doğal bir sonucu olarak okunmalıdır.

Resmî söylemde uyuşturucu kartellerine karşı yürütülen bir operasyon olarak lanse edilen bu saldırganlık, özünde petrol, doğalgaz ve nadir madenler üzerindeki hegemonik kontrol kurma arzusunun bir yansımasıdır. Bu müdahale yalnızca bir ülkenin iç siyasetine dönük değildir; Atlantik’ten Pasifik’e, Grönland’dan Latin Amerika pazarlarına kadar uzanan bir hegemonya stratejisinin parçasıdır ve bölgesel dayanışmanın önemini her zamankinden daha görünür kılmaktadır.

Trump yönetiminin güvenlik stratejisi, ABD’nin bölgesel hegemonik iddialarını açıkça ortaya koymaktadır. Nicolás Maduro’nun Çin lideri Xi ile görüşmesinin ardından Venezuela’ya yapılan müdahale, Latin Amerika’daki kamucu ve bağımsız çizgilere bir darbe niteliği taşırken, aynı zamanda Çin’in kıtadaki ekonomik ve politik nüfuzuna yönelik bir hamledir.

ABD, doğrudan bir çatışmayı göze alamadığından, kırılgan alanlar üzerinden ilerlemekte ve modern emperyalizmin klasik işgal biçimlerini aşan sofistike bir model uygulamaktadır. Hukuki vesayet, ekonomik yaptırımlar ve uluslararası kurumların simgesel kullanımı yoluyla egemenlikler boşaltılmakta, güç ilişkileri artık tanklar ve silahlar yerine ekonomik ve siyasi manipülasyonlarla belirlenmektedir.

Venezuela’da devlet başkanının zorla teslim alınması, ülkenin fiilî egemenliğinin sembolik olarak boşaltılması anlamına gelir. Uluslararası hukuk metinleri ve Birleşmiş Milletler’in varlığı, fiilî kontrolün yerini tutamaz. Maduro’nun şahsi kaderi, Latin Amerika’da kamucu, bağımsız ve halkçı bir hattın bedelini temsil etmektedir: mesaj açıktır, “Uyum sağla ya da tasfiye edil.” Bu durum yalnızca Venezuela’ya değil, Brezilya’dan Arjantin’e, Afrika’dan Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyaya gönderilen siyasal bir uyarıdır. Fiilî işgalin modern biçimi, siyasal hafızayı hedef almakta, liderleri ibret vesikası hâline getirmekte ve ulusal egemenliğin simgesel ögelerini ortadan kaldırmaktadır.

Trumpçı ABD’nin dış politikası, liberal söylemleri artık örtme gereği duymadan uygulamaya koymaktadır. Demokrasi, insan hakları ve çok taraflılık söylemleri, enerji güvenliği ve bölgesel hegemonya hedefleri karşısında geri planda kalmıştır. Venezuela, bu strateji açısından “uygun bir dosya” olarak seçilmiştir: zengin doğal kaynaklar, ekonomik zayıflık ve uluslararası izolasyon, ABD açısından özgürlük iddialarının değil, çıkar ve hegemonya hedeflerinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Bugün Venezuela’da kurulan düzen, ekonomik ve siyasi vesayet ile uluslararası kurumların simgesel işlevselliğini bir araya getirerek modern emperyalizmin normlarını açığa çıkarmaktadır.

Latin Amerika’daki tepkiler ise, bölgesel dayanışmanın ne denli yetersiz olduğunu gözler önüne sermektedir. Brezilya temkinli sessizliği tercih etmiş, Kolombiya uyum ve taşeronluk rolünü benimsemiş, Meksika, Arjantin ve Şili gibi ülkeler ise “tarafsızlık” söylemiyle süreci izlemeyi seçmiştir. Bu tablo, küçük ve orta ölçekli devletlerin çok kutuplu dünyada, emperyal müdahalelere karşı yalnız bırakıldığını ve bölgesel dayanışmanın yokluğunun egemenlik savunmasını zayıflattığını göstermektedir. Venezuela’nın başına gelenin normalleşmesi, Latin Amerika’da kamucu ve bağımsız çizgilerin geri çekilmesine yol açacak ve bölgeyi uzun bir suskunluk dönemine sürükleyecektir.

Venezuela’ya yönelik müdahale, ilkesel duruş ile pragmatik çıkar arasındaki gerilimi de açığa çıkarmaktadır. Küba ideolojik olarak sert tepki koyarken, Rusya ve Çin diplomatik ve hukuki çerçevede sınırlı müdahalelerle süreci izlemekte, fiilî bir karşılaşmadan kaçınmaktadır. Kuzey Kore’nin desteği ise semboliktir. Bu tablo, çok kutuplu dünya söyleminin kriz anlarında küçük ve orta ölçekli ülkeleri korumaya yetmediğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu durum, uluslararası güç dengelerinin sadece askeri kapasite ile değil, ekonomik baskı ve diplomatik manipülasyonla da belirlendiğini göstermektedir.

ABD’nin saldırgan politikaları, dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar için bir sınavdır. Bu müdahaleler yalnızca Venezuela’yı değil, tüm bağımsız ve kamucu hatları tehdit etmektedir. Saldırganın geriletilmesi, küresel halk dayanışmasının ve politik iradenin zorunluluğudur. Türkiye’deki işçi ve emekçiler açısından da, hükümetlerin ABD’ye lojistik veya politik destek vermemesi, hem ulusal hem evrensel dayanışma açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu, sadece Venezuela meselesi değil, aynı zamanda evrensel bir direnişin ve dayanışmanın sınavıdır.

Venezuela bir istisna değildir; bir uyarıdır. Modern emperyalizmin yeni biçimleri, klasik işgal yöntemlerini aşan, hukuki ve ekonomik araçlarla egemenlikleri boşaltan sofistike bir mekanizmadır. Bugün yaşananlar, yarının dünyasına dair bir laboratuvardır. Ezilen halklar ve işçi sınıfları için ortak bir strateji geliştirmek, bu uyarıyı ciddiye almak ve emperyalizmin yeni biçimlerine karşı kolektif bir duruş sergilemek, hem etik hem politik bir zorunluluktur.

Barbarlık geçici değildir; tarih bunu defalarca göstermiştir. Ancak direnç ve dayanışma, ezilen halkların kazanmasını mümkün kılabilir. Venezuela, bu gerçeği bütün çıplaklığıyla göstermektedir: dünyanın her köşesinde, emperyalizme karşı duran halklar, yalnızca kendi topraklarını savunmakla kalmaz, aynı zamanda küresel bir özgürlük ve adalet hattını da korur.

Bugün Venezuela’da yükselen ses, yarının dünyasında eşitlik ve adalet mücadelesi için bir uyarıdır ve bu uyarıyı duymayanlar, geleceğin karanlık sahnelerinde kendilerini hazırlıksız bulacaklardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI