Ankara’da üst düzey bürokrat içini döktü: ‘Organize bir şekilde…’

Korkusuz yazarı Ahmet Takan, Ankara’da görev yapan üst düzey bir bürokrat arkadaşının mültecilerle ilgili kaleme aldığı yazıya köşesinde yer verdi.

Korkusuz yazarı Ahmet Takan, Ankara’da görev yapan üst düzey bir bürokrat arkadaşının mültecilerle ilgili kaleme aldığı yazıya köşesinde yer verdi.

Takan’ın bugünkü yazısı şöyle:

Uzun tatil dönüşlerinin ardından, bir zamanlar, dost sohbetlerinde tatlı tatlı tatil anıları konuşulurdu. Herkes gittiği yerlerin güzelliklerinden bahseder, “Mutlaka bir görmelisin” denilirdi. Eşe dosta güzel mekanların adresleri, kartvizitleri verilir, fotoğraflar paylaşılırdı.

O tatlı tatil sohbetleri anılarda kaldı!.. Önceki gün, yorucu tatil dönüşü, dostlarla bir aradaydık. Kimi memleketinden dönmüştü kimi de (çok paralı olanlar) çakılı tatil beldelerinden…  Uzun, dost sohbetinin tek konusu mültecilerdi. Herkes gördüğü çirkin manzaraları, başlarından geçen tatsız olayları anlattı. Dert yandı!.. Memleketlerinden dönenler geride bıraktıklarının can ve mal güvenliğinden çok endişeliydi. Ankara’da görev yapan üst düzey bir bürokrat arkadaşım herkesten fazla dertliydi. Sohbetin sonunda “Sığınmacılar konusunda bir şeyler kaleme alsam köşende yer verir misin?” dedi. İşte o satırlar;

“ Ülkedeki mülteci ve sığınmacı sayısını devlet dahil kimse bilmiyor. Ama bilinen ve gözle görünen bir gerçek var. Nerede bir plaja gitseniz, nerede bir turistik mekana girseniz gözlerinize inanamayacağınız kadar yoğunluk ve çoklukta olduklarını görebilirsiniz. Anladığımız kadarıyla ve doğal olarak ilk iki sırayı Suriyeliler ve Afganlar alıyor.

Türk vatandaşları haklı ve doğal olarak sığınmacıların neden olduğu kültürel erozyon ve kuralsız davranışlarından şikayetçi. Siyasetçiler bu homurdanmaları görünce konuyu malzeme yapmakta gecikmediler. ‘Ee günaydın!’ derler insana. 2010 yılından beri adım adım gelen bir felaketi şimdi fark ettiyseniz siyaseti bırakın, fark ettiniz ama sustuysanız siyaseti gene bırakın. En azından gidişiniz etik ve dik olsun.

Halihazırda zaten kutuplaşmış olan toplum iki teze tutunuyor. Birinci tezdekiler; ‘Bu sığınmacılar savaş ve terör mağduru, canı pahasına kaçtılar, insani olarak bakmalıyız’ diyor. İkinci tezdekiler ise; ‘Misafirliğin bu kadar uzunu makbul değildir, ağırlanabilecek misafirin de bir sayısı vardır’ diyor. Yapmak istediğim, bu tezleri yarıştırmak değil. Yapmak istediğim, sizleri birazcık tersten düşünmeye sevk edebilmek.

★★★

Sığınmacılar insan olarak insanca muameleyi hak eder. Nokta. Ama Türk vatandaşları da insan be kardeşim. Onların da kendi öz vatanında huzur içinde yaşamaya ihtiyacı var. Yani sığınmacı diye günlük piknikçi gibi ortalığı talan edip vur patlasın çal oynasın davranamazlar. Onlar da trafik kurallarına uymalı, onlar da hastanede ücret ödemeli, onlar da markette sıraya girmeli, onlar da plajda edep ve genel kurallara göre davranmalıdır.

‘Sınırlar kontrol edilmiyor!’ deniyor. Mesele, sanki kontrol kaçağının ötesinde. Kontrolden kaçmayı başarmış birkaç yüz insandan bahsetmiyoruz, milyonlardan bahsediyoruz. Sanki burada organize bir şekilde Türkiye’ye sığınmacı yığınağı yapıldığı izlenimi var. Kim yapıyor bilemem. Ama bildiğim bir şey var, NATO, Yunanistan’ı ve hatta adaları silahlandırarak, deyim yerindeyse savaşa hazırlanır gibi bir hazırlık içinde. Bana öyle geliyor ki, NATO bir dönem yıllarca Türkiye’ye biçtiği üniforma ve stratejiyi değiştiriyor, artık o üniforma Yunanistan’a verilmiş durumda. Bu işin sonunda Türkiye oyun dışı kalabilir.

Türk vatandaşları arasında tam rakam paylaşılmasa da, tahminler, ücretli çalışanların % 40’ının asgari ücretle hayata tutundukları yönünde. Diğer taraftan işsizlik ise malum % 30’larda. Bu neden önemli? Asla bu ülkeyi kalıcı, yeni bir yurt olarak görmeyecekler. Avrupa’ya kapağı atmak hayalleri kurup burada geçici kaldıklarını düşünüp sistemi bozarak yaşamak isteyecekler. Ki, on yıldır öyle yapıyorlar. Türkiye’yi kalıcı görenler de gelenek, görenek ve eğitimleri yüzünden asla sisteme entegre olmayacaklar. Bunun en güzel örneği, Almanya’daki gurbetçiler. 40 yıldır orada yaşayıp Almancayı hâlâ konuşmayan, tüm birikimini de Almanya’da değil de Türkiye’ye gönderen, sistemle sürekli çatışan bizzat bizim soydaşlarımız değil mi?

★★★

Bir ülkeye mülteci, sığınmacı veya yasal diğer yollarla gidenlere baktığımızda eğitim seviyesi yüksekse büyük ihtimaldir ki sisteme kolay entegre oluyorlar, orayı vatan olarak benimsiyorlar, en azından saygı duyup herkes gibi kurallar içinde yaşıyorlar. Şu an Türkiye’deki sığınmacıların eğitim seviyelerini biliyor muyuz? Sayılarını bilmiyoruz ki, profillerini veya eğitim seviyelerini bilelim. Acilen kayıt altına alınmaları gerekmektedir. Kalıcı olacaklarından değil, kimi iki gün sonra nereye gönderdiğinizi bilebilmek için. Madem girişte yapmadınız, bari çıkış öncesinde şu arşivi tutunuz.

Sığınmacılar konusunda bir değinilmeyen husus da Türkiye gerçekleşen doğumlar. Bir istatistiğe göre, Suriyeliler arasında doğum oranı 5.3. Türkler arasında bu oran 2.3. Ve burada doğanların hepsi otomatik Türk vatandaşlığı alıyor. Yakın zamanda sınırı geçerek gelmiş sığınmacıların sayısı problem olmaktan çıkacak, asıl problem bu doğumla kazanılan Türk vatandaşları olacak. Geri gönderemezsiniz, entegre edebilmek için sayıları çok fazla.

On yıldır doğanları bir kenara koyup bugün doğanları milat alırsak, yirmi yıl sonra seçme ve seçilme hakkı olan, sonradan Türk vatandaşı olmuş, bir türlü memnun olmayan burayı vatan olarak benimsemeyenlerden oluşan büyük bir sorunumuz olacak. Hatta ondan biraz daha ötede, ülke yönetiminde söz sahibinin artık Türkler olmayacağını iddia edebilirim.”

★★★

Dostumun yazdıkları aynen böyle…

Günlerdir, her gün ülkemize giren Afgan sığınmacıların videolarını pür dikkat izliyorum. Gariplikler, tuhaflıklar var!.. Binler halinde geliyorlar. Çoğunluk, diri ve iri erkekler. Ülkesinden kaçıp başka bir ülkeye sığınmaya çalışan insanlar, yaşadıkları yerde hayati tehlikeleri varsa kadınlarını, çocuklarını geride bırakır mı?..

Bu bir göç değil, SEVKİYAT… Hem de bilinçli bir SEVKİYAT!.. Belirli insan profilinde.

Soruyorum, Afganistan’da bekçilik görevini kabul edenlere;

Türkiye’nin NATO kararlarını veto etme hakkı var. NATO, Afganistan’dan asker çekme kararı aldığında oyunu, tezgahı görmediniz mi?.. Neden bu kararı veto etmediniz?..

Son Haberler