ADD’li gençten koronavirüs çıkışı: Çernobil faciası olduğunda çay içen bakandan ne farkı var bunların?

Atatürkçü Düşünce Derneği Çin'in Wuhan kentinden dünyaya yayılan Koronavirüs (Covid-19) hakkında bilinmesi gerekenleri sıralıyor.

Hayatımızda oldukça radikal kararlar almamıza neden olan adeta yaşayış şeklimizi değiştiren koronavirüse karşı ülkemizde yeteri kadar önlem alınmadığını ifade eden Atatürkçü Düşünce Derneği Balçova Şubesi Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Kıvılcım Çolak, salgına karşı alınan tedbirlerde geç kalındığını söyledi.

İşte Atatürkçü Düşünce Derneği ilgili açıklaması;

GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ

Dünyadaki diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde 11 Mart’ta başlayan ve her gün ismini duymaya başladığımız Coronavirüsü veya başka bir deyiş ile COVID-19; peki bu ne demek neden corona demiyorlar?

Covıd-19 diyerek anlattıkları aslında:
CO: CORONA (KORONA), VI: Virus (virüs), D: disease (hastalık) ve 19 ise 2019 yılında ortaya çıktığını anlatıyor. Durmadan her yerde gördüğümüz COVID-19’un anlamı bu. Neden bu bilgiyi bize verdi diye soran arkadaşlar; bence her gün duyduğumuz şeyin anlamını bilmek gerekir.

Virüs ocak ve şubat ayından itibaren dünyada yayılmaya başladı. Önlem alınması gerekirdi. Virüs Yunanistan’a ve İran’a geldi fakat yine de önlem alınmadı.
Neden mi? Çernobil faciası olduğunda sözde bir bakan çıktı, çaylarda radyasyon olduğunu yalanlamak için kameraların önünde çay içti. Ne yazık ki şu anda ülkemizin başına çöreklenmişler de aynı zihniyete.
Ne diyor bu zihniyet covıd-19 ile ilgili? “Virüs salgını ve petrol fiyatlarının düşüşünün Türkiye’ye ilave avantajlar sağlayacak. Sabır ve dua ile bu süreci aşacağımıza inanıyorum’’ diyor.

Soruyorum?
Çernobil faciasının olduğunda çay içen bakandan ne farkı var bunların?
AKP iktidarı bugüne kadar en çok ne yaptı? Cami ve mescit…
Okullarımızı bilimsellikten, laiklikten uzaklaştırdılar. Artık üniversitelerde en ufak bir talebimiz bile dinlenmiyor. Geçim sıkıntısı ile intihar eden sıra arkadaşlarımızı anmamıza bile tahammülleri yok. Okullarımızı kendileri ile aynı zihniyetteki; bilim, laiklik düşmanı gericiler ile doldurdular. Bunlardan birisi olan sözde Prof. Dr. Bedri Gencer, Elazığ depremi ile ilgili attığı twitde ‘’Gayretullaha dokunmak edebiyat değildir. AIDS, ebola virüsü… Avustralya, Çin gayretullaha dokundu azap geldi. Maazallah, biz de zinayı, livatayı yasallaştırırsak, Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak, mutlu yuvaları bozarak gayretullaha dokunmayalım. Az kaldı ‘’ yazdı.

Bunun ve bunun gibilerin bilim öğretmesi gereken yerler olan üniversitelerde ne işi olabilir?
Liselerimiz de farklı değil, laboratuvarların yerine mescit yaptılar. Kız arkadaşlarımızın etek boylarına saldırdılar. Okullara atadıkları sözde hocalar ile kadını meta olarak gören zihniyetlerini dayatmaya çalışıyorlar. Derslerimizde bilimi, laiklikliği ve en önemlisi de Cumhuriyet Devrimlerinin kazanımlarını anlatmayı bıraktılar.
İlkokul ve ortaokulların da farkı yok.

En son küçük çocukların kitaplarına koydukları resimler ile saldırdılar. Türbanlı anne çocuğuna iyi; başı açık olan anne çocuğuna kötü davrandığı resimler koydular. Bunlar ile çocukların bilinç altına başı kapalı olmayan en kötüdür düşüncesini yerleştirmek için koydular. Sözde verdikleri online eğitimlerinde TRT’deki EBA TV’de ilk gün Adnan Menderes’in idamını izlettiler. Az da olsa okullardaki ilerici ve Mustafa Kemalci öğretmenlerden dolayı çocukların beyinlerine bu kadar kolay saldıramıyorlardı. Çalıştıklarında ise tam anlamıyla başarılı olamıyorlar idi.
Okulların durumu ile alakalı daha çok yazabileceğimiz şey var. Coronavirüsü’nden “sabır ve Dua ile kurtulacağız” diyenlerin bugüne kadar yaptıklarının gösteriş olduğunu biz çok iyi biliyoruz.

Umreye 21 bin tane insanın gitmesine izin verdiler. Bu coronavirüsü bulaşmış hastaya gel benim yüzüme öksür demekti.

Peki umreden gelen insanları karantinaya alınması ne kadar sağlıklı oldu?
On bin kişi KYK (Kredi ve Yurtlar Kurumu)’nun yurtlarında karantinada imiş. Bunlardan önce ülkeye girenler ise şu anda evlerinde. Belkide market sırasında önünüzde duruyordu veya apartmanda aynı asansördesiniz. Bu belirsizliğin nedeni çok açık değil mi?
Karantinada bulunanlar yurda biraz erken gelmiş veya gelebilmiş olsalardı onlar da şu an evlerinde olacaklardı. Gece yarısı bunları karantinaya almak gerektiğini fark edebildiler. KYK yurtlarında kalan öğrenci arkadaşlarımızı gece yarısı uyandırıp apar topar kapı dışarı ettiler. KYK yurtları karantina yurtlarına dönüşmüş oldu. Yurtlara getirilenler “burası ahır gibi burada kalınmaz” dediler. Halbuki arkadaşlarımız ahır dedikleri yurtlarda yıllarca kalmak zorundalar. Yurtların durumunun kötü olduğunu söylediğimizde anlamıyorlardı.
İsterseniz bir de dünyadaki en insancıl işlerden biri olan, evine gittiği zaman gözünden uyku akarak çocuğunu dinlemek zorunda olan ve ne yazık ki yurdumuzda değeri bilinmeyenlere bakalım.

2005-2019 yılları arasında 9 hekim görevi başında öldürülmüştür. Son 7 yılda şiddete uğradığını bildiren sağlık çalışanı sayısı 90 bini aşmıştır. Hekimlerin yüzde 95’i şiddetin artmasında siyasilerin, sağlık çalışanlarını halk nezdinde değersizleştiren beyanlarının etkili olduğunu belirtmişlerdir. 2015-2017 yılları arasında 431 sağlık çalışanı intihar etmiştir. Sağlıkta şiddetin olması başlı başına insana tarifi imkânsız bir acı veriyor.
Sağlık emekçilerinin yaptığı fedakarlığı insanlar göremiyor. Evet ne yazık ki ülkemizde sağlık çalışanları saldırılara maruz kalıyor. Saldıranlar ile aynı düşüncede olanlar, 27 Mart Cuma günü vatandaşa “evde kal camiye gitme” diyenler, sarayda kıldıkları Cuma namazı ile yine insanlarımızın duygularını sömürdüler.

Bunlar iktidara geldikleri günden bugüne eğitime olduğu gibi sağlığa da saldırdılar. Kendileri ile aynı zihniyettekileri hastanelerin başına getirdiler. Bilimsel çalışmalara ödenek vermediler ve engellediler. En temel haklardan biri olan sağlığı paralı hale getirdiler. Parası olanın hizmet aldığı parası olmayan garibanın süründüğü bir sitem kurdular. Şu anda COVID-19 için yapılan testlerin sonuçları hasta ile ilgilenen hekime söylenmiyor. Doktorlarımız Klinik olarak tanı koymak zorunda bırakılıyor. Tabi çok parası olan biri değilseniz. Böyle iddialar var…

Çok paranız var ise testi yaptırıp sonucunu öğrenebilirsiniz. Sağlıkçıların koruyucu malzemeye ihtiyacı var. Aile hekimleri ve beraber çalıştıkları hemşireler kendi ceplerinden maske almak zorunda kalıyorlar.
Sağlıkçılarımız ve bilim insanlarımız bu salgını yenecekler. Şunu çok iyi biliyoruz bu zihniyet değişmedikçe sağlıkta şiddet ne yazık ki devam edecek. Bilimsel çalışmalarda engellenecek. Bakın Küba birçok ülkeye doktor yolladı. Batılı emperyalistlerin kabul etmediği gemiyi Küba tedavi etmek için kabul etti.

Bu kara günler geçecek. Usta şair Nazım Hikmetin de dediği gibi
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz…

Bize düşen görev ise Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı (ayet), hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır.’’ Sözünü rehber edinerek bu bilim düşmanı zihniyeti ve bu kötü günleri ezip geçeceğiz.

Atatürkçü Düşünce Derneği Balçova Şubesi
Gençlik Kolu Başkanı
İbrahim Kıvılcım Çolak

Son Haberler