HALKWEBYazarlarAdaletin "Görünmez Eli": Terazideki Siyasi Mühendislik

Adaletin “Görünmez Eli”: Terazideki Siyasi Mühendislik

" Adalet terazisinde 'görünmez bir el' mi var? İktidar belediyelerinde 591 soruşturmada sadece 2 uzaklaştırma kararı çıkarken, muhalefet neden şafak operasyonlarıyla nefessiz bırakılıyor? Rakamların fısıldadığı bu 'siyasi tercih' tablosu ortadayken, kutuplaştırılan bir topluma adaleti nasıl anlatacaksınız? İşte Türkiye’nin belediye operasyonları üzerinden sınavı!"

0:00 0:00

Hukuk devletinde yargı erki, millet adına denetim yapar; kamu hakkına dair usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının üzerine kararlılıkla gider. Bu, demokratik bir toplumun nefes alması için elzemdir. Ancak bugün Türkiye’de yargı, adaleti tarafsızca uygulamak yerine, kefenin bir tarafına bizzat kendi elini koyarak tartı yapmaktadır. Terazinin bir gözünde yargının o “görünmez eli” varsa, orada artık hukuktan değil, bir “yönetim stratejisinden” bahsedilir.

İstatistikle Aklama, Yargıyla Tasfiye!

İktidar kanadı, soruşturma izni verilen belediyelerin sayısal çoğunluğunun kendi partilerinde olduğunu bir savunma kalkanı olarak kullanmaktadır. Bu veri, kâğıt üzerinde doğru olsa da sahadaki uygulama sonuçları açısından koca bir çelişkidir. Rakamların perde arkasındaki o karanlık tabloyu hep birlikte okuyalım:

Nisan 2026 itibarıyla ulaşan veriler, hakkında soruşturma izni verilen 591 iktidar belediyesi içinde “görevden uzaklaştırma” gibi ağır idari tedbirlerin yok denecek kadar az olduğunu göstermektedir. Oysa muhalefet belediyeleri söz konusu olduğunda, henüz seçimlerin üzerinden iki yıl dahi geçmeden, soruşturma açılan belediye sayısı toplamın neredeyse tamamına yaklaşmıştır.

Burada sorulması gereken asıl soru şudur: İktidar belediyeleri hakkındaki yüzlerce soruşturma dosyasında hiçbir “delil karartma” veya “kaçma şüphesi” bulunmazken; muhalefet belediyeleri neden doğrudan en ağır adli tedbirlerle, şafak operasyonlarıyla ve tutuklamalarla karşı karşıya kalmaktadır?

Milli İradeye “Tedbir” Kıskacı

Son dönemde art arda gelen operasyonlar, görevden uzaklaştırmalar ve belediye yönetimlerinin el değiştirmesi, yargının bir “tasfiye aracı” olarak kullanıldığı şüphesini körüklemektedir. 2024 yerel seçimlerinden bu yana; tutuklamalar, zoraki istifalar ve meclis üyesi transferleri sonucunda toplam 78 belediyenin yönetiminin masa başında el değiştirmesi, sandık iradesine yönelik bir müdahale görüntüsü vermektedir.

Bunun adı hukuk denetimi değil, sandıkta tecelli eden milli iradenin cübbe gücüyle bypass edilmesidir. Bazı belediyelerin doğrudan kayyım modeliyle yönetilmesi ise yerel demokrasiyi tamamen işlevsiz hale getirmektedir.

Arınma mı, Tasfiye mi?

Şüphesiz ki Türkiye’nin siyasi bir arınmaya ihtiyacı vardır. Ancak bu arınma, aynı musluktan akan suyun tek tarafını temizlemekle olmaz. Şebeke suyu ile depo suyu vanayı açtığınızda, her ikisi de aynı mutfağın musluğundan aynı tencereye akar. Siyasetin geneline sirayet etmiş bir kirliliği sadece bir kesimi cezalandırarak temizleyemezsiniz. İktidarın bu “arınma” sürecindeki samimiyeti, maalesef kamuoyunun adalet testinden geçmemektedir.

Sonuç: Hukuk Devleti mi, Türk Tipi Yargı mı?

Türk Milleti adına karar veren yargı organlarının attığı her adım, bu “çifte standart” görüntüsü nedeniyle artık toplum nezdinde tartışılır hale gelmiştir. Eğer “tutuklama” gibi en ağır tedbirler sadece belli siyasi renklere karşı birer kılıç gibi kullanılıyorsa, orada yargı tarafsızlığını yitirmiş demektir.

Geldiğimiz noktada acı gerçek şudur: Türkiye artık bir hukuk devleti ya da çoğulcu demokrasi rotasından sapma riskiyle karşı karşıyadır. Evrensel hukuktan kopuk, güce ve siyasi rüzgara göre eğilen bir “yargı düzeni” inşa edilmektedir. Adalet terazisindeki o el çekilmediği sürece, toplumun adalete olan inancı onarılamaz bir yara almaya devam edecektir.

Nisan 2026 – Veri Notu:

Belediye Aidiyeti Soruşturma İzni Verilen Belediye Sayısı Tutuklama / Uzaklaştırma Sayısı ve Oranı
İktidar Bloku 591 2 Başkan — %0,3 (Sembolik)
Ana Muhalefet 321 21 Başkan — %6,5 (Yüksek)
Diğer Partiler 18 9 Başkan — %50 (Kayyım Ağırlıklı)

 

Bu tablo, hukuki bir zorunluluğu değil, siyasi bir tercihi yansıtmaktadır. Bu tercih tablolarda yerini koruduğu müddetçe; kimin hangi cezayı hak ettiğini, ısrarla kutuplaştırdığınız toplumun en azından iktidar karşıtı olan kutbuna anlatamazsınız.

Çünkü bu tablonun bizzat kendisi, anlatmanızın önündeki en büyük engeldir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI