Bugün Avukatlar Günü…
Hukukun savunucularının, adaletin temsilcilerinin günü…
Ama bir soru hepimizin zihnini kurcalıyor:
Gerçekten ne kadar adalet, ne kadar hukuk?
Saros Araştırma’nın “Türkiye’de adalet sorunu var mı?” sorusuna verdiği yanıtlar çarpıcı:
%84,3 “Evet”, %8,4 “Kısmen”…
Yani toplumun %92,7’si adalet sorunu olduğunu düşünüyor.
Bu oran bir istatistik değil…
Bu, toplumun adalete olan güveninin alarm verdiğinin açık göstergesidir.
Adalet Sadece Mahkeme Kararı Değildir
Adalet sadece mahkeme salonlarında verilen karar değildir.
Adalet, insanın vicdanında başlar.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendinizin, ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.”
(Nisa Suresi, 135. Ayet)
Bugün tartışılan mesele de tam olarak budur:
Adalet hakka göre mi işliyor, yoksa kişiye göre mi?
Sistemin İçindeki Çatlak
Adalet sisteminde zaman zaman dile getirilen şu anlayış bile başlı başına bir sorundur:
“Tutuklayalım, üst mahkeme düzeltir…”
Elbette bu ifade resmi bir yaklaşım değildir.
Ancak vatandaşlar arasında dillendirilen, kulaktan kulağa yayılan bir kanaat haline gelmiş durumdadır.
Sokakta konuşulan bu tür söylemler—doğru olsun ya da olmasın—çok daha büyük bir problemi işaret eder:
Toplumun adalet sistemine olan güveninin zedelenmesi.
Çünkü adalet, sadece doğru karar vermekle değil,
aynı zamanda doğruya inanılmasını sağlamakla da ilgilidir.
Eğer vatandaşın zihninde:
“Nasıl olsa üst mahkeme düzeltir” gibi bir algı oluşmuşsa,
orada artık sadece bir uygulama sorunu değil,
bir güven krizi vardır.
Bu yaklaşımın gölgesinde verilen kararlar,
insan hayatını bir prosedüre indirger.
Aylar sonra gelen beraat kararları…
Sessiz tahliyeler…
Ve çoğu zaman bir özür bile yok…
Toplumun Adalete Güveni Neden Sarsılıyor?
Bugün vatandaşın zihninde şu soru var:
“İyi avukat mı bulmalıyım, yoksa güçlü bağlantıları olan mı?”
Bu soru bile başlı başına bir krizdir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
“Sizden öncekiler şu yüzden helak oldu: Güçlü olanı serbest bırakır, zayıf olanı cezalandırırlardı.”
(Buhari, Müslim)
Eğer toplum böyle hissediyorsa,
orada sadece bir algı değil, ciddi bir güven sorunu vardır.
Peki Çözüm Ne?
Eleştirmek yeterli değildir.
Adaletin yeniden tesis edilmesi için somut adımlar şarttır:
1. Tutuklama İstisna Olmalı
Tutuklama bir ceza değil, tedbirdir. Keyfi uygulanmamalıdır.
2. Yargı Bağımsızlığı Güvence Altına Alınmalı
Hakim ve savcılar hiçbir baskı altında kalmadan karar verebilmelidir.
3. Hesap Verebilirlik Sistemi Kurulmalı
Hatalı kararların bir sorumluluğu olmalı, “pardon” kültürü değil hesap kültürü yerleşmelidir.
4. Liyakat Esas Alınmalı
Adalet sistemi, ilişkilerle değil ehliyetle yürür.
5. Mülakat Sistemi Kaldırılmalı veya Şeffaflaştırılmalı
Hakim ve savcı adayları,
“kimi bulayım” düşüncesine değil,
“ben hak ediyorsam zaten atanırım” güvenine sahip olmalıdır.
Mülakat olan bir yerde şu risk doğar:
Adaletin adamı değil, kendini seçtirenin adamı olunur.
Liyakat yerine mülakatla seçilen bir hakimin tarafsızlığı,
daha en başta tartışmalı hale gelir.
Bu nedenle:
•Mülakat sistemi ya tamamen kaldırılmalı
•Ya da kamera kaydı, objektif kriterler ve şeffaf puanlama ile denetlenebilir hale getirilmelidir
6. Toplumsal Vicdan Güçlendirilmeli
Adalet sadece hukukçuların değil, toplumun ortak sorumluluğudur.
Bugün Avukatlar Günü…
Ama aslında bu gün, adalet arayan herkesin günü…
Eğer bir ülkede insanlar adaleti mahkemede değil,
bağlantılarda aramaya başlamışsa…
Orada sorun sadece hukuk sistemi değil,
adaletin ruhudur.
Ve unutulmamalıdır:
Adalet mülkün temelidir.
Temel zedelenirse, hiçbir yapı ayakta kalmaz.
