HALKWEBYazarlarSandığın Görmediğimiz Sorusu: Kime Güveneceğiz?

Sandığın Görmediğimiz Sorusu: Kime Güveneceğiz?

Türkiye’de siyaset konuşulurken genellikle isimler konuşulur. Kim aday olacak, kim olmayacak, kim kazandı, kim kaybetti, kim kimin yanında durdu…

Oysa bunların hepsi sonuca ilişkindir.

Sonucu doğuran neden ise çoğu zaman gözden kaçar.

Çünkü seçmen, siyasetçilerin konuştuğu gündemle değil, kendi hayatının gündemiyle karar verir.

Demokrat Parti’nin yükselişini de, ANAP’ın iktidarını da, AK Parti’nin uzun yıllar süren başarısını da yalnızca siyasi kampanyalarla açıklayamazsınız.

Toplumun o dönemlerde neye ihtiyaç duyduğuna bakmanız gerekir.

Çünkü insanlar bir partiye değil, kendilerine daha iyi bir gelecek sunacağına inandıkları bir ihtimale oy verirler.

 

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloya baktığımızda dikkat çeken şey, toplumun giderek büyüyen bir güven arayışı içinde olmasıdır.

 

Ekonomik sorunlar konuşuluyor.

 

Adalet konuşuluyor.

 

Kurumların işleyişi konuşuluyor.

 

Eğitim konuşuluyor.

 

Gençlerin geleceği konuşuluyor.

 

Emeklilerin geçim sıkıntısı konuşuluyor.

 

Aslında bütün bu başlıkların altında tek bir ortak duygu yatıyor:

 

Güven eksikliği.

 

İnsanlar yarın ne olacağını bilmiyor.

 

Ekonominin nereye gideceğini bilmiyor.

 

Çocuklarının nasıl bir ülkede yaşayacağını bilmiyor.

 

Belirsizlik büyüdükçe güven ihtiyacı da büyüyor.

 

Tam da bu nedenle son yıllarda dürüstlük, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi kavramlar daha fazla karşılık bulmaya başladı.

 

Çünkü toplum artık yalnızca ne söylendiğine değil, kimin söylediğine ve o sözün arkasında durup duramayacağına bakıyor.

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun aldığı yüzde 48’e yakın oy da bu açıdan değerlendirilmelidir.

 

Bu oran yalnızca bir seçim sonucu değildir.

 

Türkiye’nin siyasi tarihine bakıldığında, CHP’nin geleneksel oy tabanının çok üzerinde bir destekten söz ediyoruz.

 

Bu desteğin içinde yalnızca CHP seçmeni yoktu.

 

Muhafazakâr seçmen vardı.

 

Milliyetçi seçmen vardı.

 

Merkez sağ seçmen vardı.

 

Hayatında ilk kez CHP’ye oy veren insanlar vardı.

 

Birbirine benzemeyen milyonlarca insan aynı noktada buluşabildi.

 

Bu nedenle yüzde 48’i sadece bir mağlubiyetin rakamı olarak okumak eksik bir değerlendirme olur.

 

Bazen seçim sonuçları yalnızca kazananı göstermez.

 

Toplumun hangi yöne doğru hareket ettiğini de gösterir.

 

Türk siyasetinin yakın tarihine baktığımızda bunun örneklerini görürüz.

 

Bir dönem siyaseten bitti denilen birçok isim yıllar sonra yeniden ülkenin merkezine yerleşmiştir.

 

Çünkü toplumların ihtiyaçları değiştiğinde siyasi dengeler de değişir.

 

Bugün yaşanan tartışmaların önemli bir bölümü kişiler etrafında dönüyor.

 

Oysa belirleyici olan kişiler değil, toplumun hangi ihtiyacı büyüttüğüdür.

 

Eğer büyüyen ihtiyaç güven ise, siyaset de er ya da geç bu ihtiyacın etrafında şekillenecektir.

 

İnsanlar kendilerini güvende hissettikleri isimlere yöneleceklerdir.

 

Kurumlara güven veren kadrolara yöneleceklerdir.

 

Devletin kurallarla yönetileceğine inandıkları anlayışlara yöneleceklerdir.

 

Çünkü seçmen sandığa giderken yalnızca bugünü düşünmez.

 

Çocuğunu düşünür.

 

Evini düşünür.

 

Ülkesini düşünür.

 

Kendi geleceğini düşünür.

 

Ve sonunda kendisine şu soruyu sorar:

 

“Bu ülkeyi kime emanet edebilirim?”

 

Bu nedenle önümüzdeki dönemin belirleyici sorusu hangi partinin kaç puan alacağı olmayabilir.

 

Belki de bütün tartışmaların altında yatan asıl soru şudur:

 

Bu ülkenin insanları yarın sabah uyandıklarında, ülkelerini kimin ellerinde daha güvende hissedecekler?

 

Çünkü seçimler bazen öfkeyle kazanılır.

 

Ama ülkeler güvenle yönetilir.

 

Sizce?

YAZARIN DİĞER YAZILARI