Türk siyasetinin ilginç isimlerinden biri Osman Bölükbaşı’dır. Millet Partisi’nin lideri olan Bölükbaşı, uzun yıllar boyunca muhalefetin en etkili seslerinden biri oldu. Sert eleştirileri, güçlü hitabeti ve kalabalıkları peşinden sürükleme yeteneğiyle adından söz ettirdi. Onu dinlemeye gelen insanların sayısı çoğu zaman birçok iktidar partisinin mitinglerini kıskandıracak düzeydeydi.
Fakat siyaset tarihi bize yalnızca başarı hikâyelerini değil, başarısızlıkların nedenlerini de öğretir.
Osman Bölükbaşı’nın hikâyesi bu açıdan dikkat çekicidir. Çünkü büyük kalabalıklar toplamasına rağmen bu ilgiyi iktidara dönüştüremedi. İnsanlar onu dinledi, alkışladı, konuşmalarını beğendi. Ancak aynı insanlar ülkenin yönetimini ona teslim etme konusunda aynı kararlılığı göstermedi.
Bunun nedeni siyasette sıkça karıştırılan iki kavramdır: görünür destek ve gerçek güven.
Kalabalık toplamak elbette önemlidir. Ancak kalabalıkların varlığı tek başına toplumsal güvenin göstergesi değildir. Bir sanatçı da salonları doldurabilir. Bir tiyatrocu da binlerce insanı peşinden sürükleyebilir. Bir televizyon yıldızı da geniş kitlelere ulaşabilir. Siyasette asıl mesele insanların sizi dinlemesi değil, kritik bir karar anında size güvenmesidir.
Meydanlar duygularla hareket eder. Sandık ise muhakemeyle.
Meydanlarda sloganlar yükselir. Sandıkta sessizlik hâkimdir.
Bu yüzden siyasetçiler için en büyük tehlike, meydanların coşkusunu toplumun tamamının iradesi sanmaktır. Tarihte bunun bedelini ödeyen çok sayıda örnek vardır.
Osman Bölükbaşı’nın ardında bıraktığı ders de budur. Siyasette alkış ile güven, ilgi ile sadakat, kalabalık ile toplumsal destek aynı şey değildir. Bunları birbirine karıştıranlar, bir süre sonra kendi yankılarının içinde yaşamaya başlarlar.
Geçtiğimiz günlerde Sayın Bülent Gürsoy’un yaptığı bir tespit bu nedenle dikkat çekiciydi. Kalabalık toplamakla güven kazanmanın aynı şey olmadığını söyledi. Belki de siyaset tarihinden çıkarılacak en önemli derslerden biri budur. Çünkü kalabalıklar göz kamaştırabilir. Güven ise ancak zamanı geldiğinde ortaya çıkar.
