HALKWEBYazarlarSen Nasıl Profesörsün?

Sen Nasıl Profesörsün?

Son zamanlarda sosyal medyada en sık duyduğum cümlelerden biri şu;

“Sen nasıl profesörsün?”

Bu soruyu soranların büyük bölümü akademik meraktan sormuyor.

Aslında söylemek istedikleri şu;

“Senin bu konuda böyle düşünmeye hakkın yok.”

Çünkü artık birçok insan unvanları bilgiyle değil, itaatle ilişkilendiriyor.

Profesörsen belli şeyleri söylemelisin.

Gazeteciysen belli insanları desteklemelisin.

Sanatçıysan belli görüşlere sahip olmalısın.

Bir grubun içindeysen o grubun bütün düşüncelerini sorgulamadan kabul etmelisin.

Aksi halde yadırganıyorsun.

Hatta bazen düşman ilan ediliyorsun.

Oysa üniversitelerin ortaya çıkış nedeni tam tersiydi.

Akademinin özü, soru sormaktı.

Herkesin doğru kabul ettiği şeyleri yeniden düşünmekti.

Çoğunluğun alkışladığı fikirleri bile masaya yatırıp incelemekti.

Bilim, itaat kültüründen değil, şüpheden doğdu.

İnsanlık bugün bildiği her şeyi, birilerinin yerleşik doğrulara itiraz etmesine borçlu.

Fakat sosyal medya çağında garip bir dönüşüm yaşadık.

Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça düşünmek zorlaştı.

İnsanlar fikirleri tartışmak yerine kimlikleri tartışmaya başladı.

Bir görüşün doğru olup olmadığına bakılmıyor.

Önce o görüşü kimin söylediğine bakılıyor.

Yanlış kişi doğru bir şey söylerse duyulmuyor.

Doğru kişi yanlış bir şey söylerse alkışlanıyor.

Bunun adı düşünce değil, taraftarlıktır.

Linç kültürü de tam burada başlıyor.

Bir insanın ne söylediğini anlamaya çalışmak yerine onu ait olduğu varsayılan grubun içine yerleştiriyoruz.

Sonra da fikirleriyle değil, etiketiyle kavga ediyoruz.

Elitizm denilen şey de bazen burada ortaya çıkıyor.

Kendini toplumdan üstün görmek yalnızca servetle ya da makamla ilgili değildir.

Kimi zaman kendi fikrini mutlak doğru kabul etmek de bir elitizm biçimidir.

“Benim düşündüğüm doğrudur, senin düşünmeye ihtiyacın yok” demektir.

Bu yaklaşımın sağcısı da vardır, solcusu da.

Muhafazakârı da vardır, seküleri de.

Çünkü mesele ideoloji değil, zihniyettir.

Gerçek aydın, kendisine katılan insanlardan hoşlanan kişi değildir.

Kendisine itiraz edenleri de dinleyebilen kişidir.

Gerçek akademisyen, her sorunun cevabını bildiğini iddia eden değil, yeni sorular sormaya devam eden kişidir.

Bir profesörün değeri herkesle aynı fikirde olmasından gelmez.

Gerekirse yalnız kalmayı göze alabilmesinden gelir.

Çünkü düşüncenin olduğu yerde sorgulama vardır.

Sorgulamanın olduğu yerde rahatsızlık vardır.

Rahatsızlığın olduğu yerde ise gelişme ihtimali vardır.

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur:

Birbirimize hangi unvanı taşıdığımızı sormak yerine, hangi soruları sorabildiğimizi sormak.

Çünkü insanı geliştiren şey sahip olduğu unvanlar değil, vazgeçmediği meraktır

YAZARIN DİĞER YAZILARI