HALKWEBYazarlarBilmediğini Bilmeyenlerin Çağı

Bilmediğini Bilmeyenlerin Çağı

0:00 0:00

 

Cehalet yeni bir sorun değil.

Yeni olan, cehaletin bu kadar görünür, bu kadar etkili ve bu kadar kendinden emin hale gelmesi.

Bir zamanlar insanlar bilmedikleri konularda daha temkinliydi. Yanılabileceklerini kabul etmek sıradan bir davranıştı. Bir konuda söz söylemek için önce öğrenmek, dinlemek ve anlamak gerektiği düşünülürdü.

Bugün ise bilgiye ulaşmak çok kolay. Fakat kolay erişim, bilgeliği aynı ölçüde artırmadı.

Aksine, çoğu zaman bilgi kırıntıları derinliğin yerini almaya başladı.

Bir makale başlığı, bir video kesiti ya da birkaç paylaşım, yılların emeğiyle oluşmuş birikimle aynı ağırlıkta görülüyor. Bir bilimsel çalışmanın yalnızca özetini okuyan biri, o alanda çalışan uzmanlarla aynı kesinlikte konuşabiliyor. İnsanlar çoğu zaman ne bildiklerini değil, bildiklerini sandıkları şeyleri savunuyor.

Sorun burada başlıyor.

Çünkü öğrenmenin ilk şartı eksikliğinin farkına varmaktır.

Bilmediğini bilen insan soru sorar. Merak eder. Dinler. Şüphe duyar.

Bilmediğini bilmeyen insanın ise arayacağı bir şey yoktur. O, çoktan sonuca ulaştığına inanır.

Dijital çağ bu yanılsamayı daha da güçlendirdi.

Artık herkes kendi düşüncelerini doğrulayan içeriklerle çevrili yaşayabiliyor. Aynı fikirlerin sürekli tekrarlandığı çevrelerde kanaatler sınanmıyor, pekişiyor. Bir süre sonra tekrar edilen düşünceler bilgi, alışılmış sözler hakikat gibi görünmeye başlıyor.

Bu durum yalnızca sosyal medyada yaşanmıyor.

Siyasette görüyoruz. İnsanlar çoğu zaman gerçeği değil, kendilerini rahatlatan açıklamaları tercih ediyor.

Akademide görüyoruz. Bazen veriler değişse bile insanlar yıllardır benimsedikleri düşünceleri terk etmek istemiyor.

Bürokraside görüyoruz. Sahadan gelen uyarılar göz ardı edildiğinde yanlış kararlar uzun süre yaşamaya devam edebiliyor.

Gündelik hayatın içinde de aynı durum var. İnsanlar çoğu zaman gerçeği aramıyor. Gerçeğin zaten kendi ellerinde olduğuna inanıyor.

Oysa bilgi insanı kesinliğe değil, ihtiyata götürür.

Bir konuda gerçekten derinleşen herkes dünyanın ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık olduğunu fark eder. Cevaplar arttıkça sorular da artar.

Bu yüzden gerçek bilgi çoğu zaman alçakgönüllülük üretir.

Yüzeysel bilgi ise özgüven üretir.

İnsan küçük bir parçayı gördüğü halde bütünü kavradığını sanır.

Toplumlar için tehlike de burada başlar.

Yanılmak insanidir. Fakat yanılma ihtimalini reddetmek tehlikelidir. Çünkü hata yapabileceğini kabul etmeyen kişi, hatasını düzeltme ihtiyacı da duymaz.

Üstelik güç sahibi olduklarında bunun bedelini yalnızca kendileri ödemez. Kurumlar, toplumlar ve bazen ülkeler de öder.

Bu nedenle mesele cehaletin varlığı değil.

Asıl mesele, cehaletin artık bir eksiklik olarak görülmemesi.

Bir toplumun sağlığı insanların her şeyi bilmesine bağlı değildir. Kimsenin her şeyi bilmediğini kabul edebilmesine bağlıdır.

Çünkü hakikate giden yol, bildiklerimizin sonundan değil, bilmediklerimizi fark ettiğimiz yerden başlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI