Cumhuriyet Halk Partisi çok zor dönemlerden geçti.
Eleştirildi, yıpratıldı, zaman zaman yalnız bırakıldı. Ama bütün bunlara rağmen ayakta kaldı. Çünkü CHP yalnızca bir siyasi parti değildir. Bir hafızadır. Bir mücadele kültürüdür. Cumhuriyet’in temel değerlerini taşıyan büyük bir birikimdir.
Bugün yaşanan tartışmaları da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Farklı düşünceler olabilir. Farklı yöntemler savunulabilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır. Ancak siyaset, birbirini düşmanlaştırma alanına dönüştüğü zaman hem parti zarar görür hem toplum zarar görür.
Bugün en çok dikkat edilmesi gereken nokta budur.
Çünkü siyasi partiler yalnızca seçim kaybettikleri için zayıflamaz. İnsanlar birbirine olan güvenini kaybettiğinde asıl kırılma başlar.
Son dönemde CHP içinde hissedilen gerilim biraz buradan kaynaklanıyor. İnsanlar artık sadece siyasi görüşleri tartışmıyor. Birbirlerinin niyetlerini de sorguluyor.
Oysa aynı çatı altında siyaset yapabilmenin temel şartı, birbirinin samimiyetine inanabilmektir.
CHP’nin geçmişinde çok ağır kırılmalar yaşandı. Türkiye’de merkez solun parçalanmasının ülkeye ve demokrasiye nasıl zarar verdiğini hep birlikte gördük. Bu nedenle bugün kullanılan dilin çok dikkatli olması gerekir.
Kırıcı dil kolay büyür.
Ama kırılan güven kolay onarılmaz.
Ben CHP’nin kolay kolay bölüneceğine inanmıyorum. Çünkü bu partinin tabanında güçlü bir aidiyet duygusu vardır. İnsanlar yalnızca bir yönetime değil, bir Cumhuriyet idealine bağlı olduklarını düşünürler.
Ancak şu da unutulmamalıdır.
Bir partinin resmen bölünmesine gerek kalmadan da ciddi ayrışmalar yaşanabilir.
İnsanlar aynı partide kalır ama birbirine yabancılaşırsa, aynı hedefe birlikte yürümek zorlaşır. Bu nedenle bugün yapılması gereken şey öfkeyi büyütmek değil, ortak aklı ve parti kültürünü korumaktır.
CHP’nin en büyük gücü geçmişte farklılıklarını birlikte taşıyabilmesiydi.
Bugün yeniden ihtiyaç duyulan şey de budur.
Sükunet.
Sağduyu.
Ve birbirini dinleyebilme iradesi.
