HALKWEBYazarlarRoja Dayikan Piroz Be... Anneler Günü Kutlu Olsun!

Roja Dayikan Piroz Be… Anneler Günü Kutlu Olsun!

Annelerin acı çekmediği bir Dünya hayalinin gerçekleşmesi dileğiyle...

0:00 0:00

Bugün Anneler Günü, bu anneler gününü tatlı sözlerle, çiçekli şiirlerle kutlamayacağım!
Bunun yerine, insanlığı doğuran anneleri, değişen dönüşen, politik dini çatışmalar içine giren, savaşlara itilen, ez cümle ne kadar acı varsa dünyada, o kadar acı çektirilen Anneleri konuşacağım!
Hiçbir annenin acı çekmemesi istense, dilenseydi, Dünya ne kadar yaşanılır, ne kadar güzel bir yer olurdu değil mi?

“Dünyanın acılı anneleri”
Bu ifade, tarih boyunca ve günümüzde evlat kaybı, savaş, göç veya büyük trajedilerle sınanmış annelerin ortak kederini simgeler.
Gazze’de çocukları gözleri önünde katledilen, açlığa mahkum edilen anneleri…

Suriye’deki savaştan başka ülkelere, bir narın taneleri gibi dağılan, Suriyeli çocukların anneleri…
soykırıma uğrayan ezidiler ve ezidi anneleri…

28 Şubat 2026 tarihinde İran’ın Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bulunan Şacereh Tayebeh Kız İlkokulu’na düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden 165 çocuğun anneleri….

Bosna Hersek’teki Srebrenitsa anneleri…
Onlar 1995’teki soykırımda kaybettikleri evlatlarının kemiklerini hala arayan ve adalet mücadelesi veren anneleri…

Onlar ki savaşların orta yerinde, yalnızca en sevdiklerini, yani evlatlarını korumak istemiş annelerdi…

Birde Kayıp ve Adalet Arayan Anneler var…

Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri, diktatörlük döneminde “kaybedilen” çocuklarını bulmak için yıllarca beyaz başörtüleriyle meydanlarda toplanarak dünya çapında bir direniş başlatmışlardı.

Türkiye’de ise benzer bir sivil itaatsizlik örneği Cumartesi Anneleri’ydi…
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla bir araya gelen anneler…
9 Mayıs 2026 itibarıyla 1102. haftalarına ulaşan Cumartesi Annelerinin eylemleri hala sürdürmekte…

Cumartesi Anneleri, Türkiye’nin en uzun soluklu sivil itaatsizlik eylemi olarak kabul edilmekte, bu uzun soluklu mücadelenin temelinde tek bir şey var, en acı şey…
Bir Annenin Evlat Kaybının Acısı…

Yalnızca öldüklerinde acıları dinecek bu insanları, dinlemek, anlamak, dertleri ile dertlenmek için sadece ‘insan’ olmak kafiydi.

Bir başka nöbeti Diyarbakır Anneleri tutarken ve gözleri barışı gözleyip, elleri barış için duaya durmuşken, yaşadıkları acıdan oy devşirmek, hangi vicdana sığabilmişti…

Metin Göktepe’nin annesinin gözlerimizin önünde ağaran saçlarından öğrendiğimiz şey değil miydi, adalet ve evlat sevgisi….

Bunca acılı anneyi konuşmuşken, Yasemin Minguzzi’yi anmamak olabilir mi…
Bir pazar günü teyzesinin evinde, bilgisayarının başında gördüğüm, annesinin doğarken gözünden bir meleğin öptüğünü söylediği, Mattia Ahmet Minguzzi, bir annenin, bir toplumsal çürümeye kurban verdiği, biricik evladı değil miydi?

Maraş’ta sabah yanaklarından öpüp, okuluna gönderdiği çocuklarının akşam cenazelerini teşhis eden Annelere sabır dilemekten başka elden birşey gelmemesi çaresizliğin en somut ve soğuk hali değil miydi…

Tahayyülüne bile yürek dayanmayan bunca acılı anneyi, konuştuğumuz yerde, süslü kutlama cümleleri yerine, yetkilileri, siyasetçileri insanlığı sorumluluğa davet etmek tek gerçek olsa gerek

Büyük Usta Nazım Hikmet diyor ki:
İki şey var ancak ölümle unutulur ,anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü…

Bunca acının yüzü olmuş Anne’yi Unutmak Mümkün değil…
Tüm acılı annelere sabır diliyorum,
Annelerin acı çekmediği bir Dünya hayalinin gerçekleşmesi dileğiyle…

YAZARIN DİĞER YAZILARI