Evet, CHP artık resmen “Maskeli Balo” partisi oldu.
Maskeler takıldı, ışıklar söndü, müzik yükseldi. Sahneye çıkanlar birbirinden farklı kostümler içinde ama hepsinin ortak bir derdi var: Gerçek yüzlerini kimseye göstermemek. Çünkü gerçek yüzleri ortaya çıksa, o salonun kapısından bile giremezlerdi.
Pavyon masalarından kalkıp gelenler, FETÖ’nün eski “aydınlık” kadroları, DHKP-C’nin sokak teröristleri, Adnan Oktar’ın “kurtuluş” bekleyen müritleri, Ekrem İmamoğlu’nun “belediye ihale” ekibi, eski hırsızlar, yeni hırsızlar, akla kim geliyorsa… Hepsi aynı salonda, aynı masada, aynı kadeh tokuşturuyor. Aralarında ideolojik uçurum varmış gibi görünüyor ama aslında hepsini birleştiren çok sağlam bir bağ var: “CHP’ye sığınmak”.
Bir zamanlar “Atatürk’ün partisi” diye övünen CHP, bugün öyle bir kucak açmış ki, Atatürk’ün mezarından kalkıp gelse “Bu da neyin nesi?” diye şaşkınlıktan donakalırdı.
FETÖ’cü, “Ben de laikim” diyor, maskeyi takıyor. DHKP-C’li, “Ben de cumhuriyetçiyim” diyor, maskeyi takıyor. Adnan Oktar’ın müritleri, “Biz de bilimsel düşünceden yanayız” diyor, maskeyi takıyor. Pavyon kültürüyle yetişmiş “sosyal demokrat”lar, “Biz de halkçıyız” diyor, maskeyi takıyor. Hırsızlar ise en kalın maskeyi takıyor: “Yolsuzlukla mücadele ediyoruz” diyorlar.
Hepsi aynı oyunu oynuyor: Dışarıya “laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü” imajı verirken, içeride kendi ajandalarını, kendi çıkarlarını, kendi kirli geçmişlerini CHP’nin çatısı altına gizliyorlar. Parti tüzüğü değil, maske tüzüğü geçerli artık. Kimin ne olduğu belli değil; belli olan tek şey, hepsinin “Ekrem İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı yapma” projesinde buluştukları.
Aslında çok da şaşırtıcı değil. Bir parti ideolojisini, ilkelerini, tarihini kaybettiğinde ne olur? Tam da bu olur. Herkesin sığındığı, herkesin kullandığı, herkesin içini boşalttığı bir “kiralık salon”a dönüşür. CHP bugün tam olarak o salon haline geldi. Kapısında “Herkese açık” yazıyor ama içeri giren herkes maskeli.
Maskeli balo devam ediyor. Müzik çalıyor, ışıklar yanıp sönüyor, kostümler parlıyor. Ama bir gün ışıklar yandığında, maskeler düştüğünde geriye ne kalacak?
Boş bir salon, kırık kadehler ve “Bir zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi vardı” diye başlayan bir hikâye.
O hikâyeyi de artık kimse inanarak anlatamayacak. Çünkü maskeli baloda kimse gerçek yüzünü göstermedi.
