Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te arabasına konan bombanın patlamasıyla katledildiğinde, arkasında bıraktığı miras sadece bir gazetecinin cesareti değil, aynı zamanda bir vicdanın manifestosuydu. “Sakıncalı Piyade”den “Rabıtalar”a, derin devletten mafyaya uzanan yolsuzluk zincirlerini tek başına deşifre eden bir kalemdi o. CHP’nin ideolojik köklerine yakın durmasına rağmen, yozlaşmayı, torpili, usulsüzlüğü nerede görse üzerine gidiyordu.
Mumcu, gazeteciliği “tetikçilik” değil, “halkın avukatlığı” olarak görüyordu. Bugün ise aynı sol gelenekten geldiğini iddia eden bazı kalemler, tam tersine, CHP’nin belediyelerdeki yozlaşmasını örtbas etmek için “tetikçi” rolüne soyunuyor. Bu yozlaşmanın en çarpıcı simgelerinden ikisi de BirGün yazarı Timur Soykan ve genç gazeteci Ali Macit’tir.
Uğur Mumcu’nun Mirası: Soruşturmak, Açığa Çıkarmak
Mumcu’nun gazeteciliği, ideolojik körlükten uzaktı. AKP öncesi dönemde bile “sol” iktidarların veya bürokrasinin içindeki çürümeyi yazmaktan çekinmezdi. Kitapları, köşe yazıları, belgeleriyle kamuoyunu aydınlatırdı. Katledilişinin üzerinden 33 yıl geçti, ama davası hâlâ “aydınlatılamadı”. Çünkü o, sadece bir gazeteci değil, sistemin rahatsız edici vicdanıydı. CHP geleneğinde “aydın” sıfatıyla anılan Mumcu, yozlaşmayı “parti çıkarı” diye görmezden gelmezdi; aksine, partinin de hesap vermesini isterdi.
Timur Soykan’dan Ali Macit’lere: Savunmak, Aklamak, Linç Etmek
Oysa bugün BirGün yazarı Timur Soykan ve Sözcü Gazetesi muhabiri/Medyascope Gündem Prodüktörü Ali Macit (1999 İstanbul doğumlu) gibi kalemler, tam tersi bir rol üstleniyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki (İBB) “borsa” davası –414 sanıklı, 143 eylemli, itirafçılarla dolu devasa dosya– gündemdeyken Soykan, BirGün’de kaleme aldığı “İBB İddianamesi-1: Para nerede?” yazısında iddianamedeki “yolsuzluk paraları”nı sorguluyor; “sistem”e aktarıldığı iddia edilen yüzde 10-15’lik payın izinin olmadığını, ortada somut para delili bulunmadığını vurguluyor. Aynı şekilde Murat Ağırel’le birlikte yaptığı yayınlarda iddialardaki rakamların (560 milyardan 60 milyara) nasıl eridiğini tartışıyor, davayı “kumpas”a benzeterek kamuoyunu yönlendiriyor.
Ali Macit ise Medyascope’ta Engin Deniz İpek’le birlikte yaptığı “Konuşmazsak Olmaz” programlarında (Nisan 2026) sürekli “itirafçı krizleri”ni ve “çelişkili ifadeleri” vurguluyor; İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner’in beyanlarının “gerçeği yansıtmadığını”, “Eylem 13”te 27 sanık yaratmasına rağmen ifadelerinin güvenilmez olduğunu açıkça dile getiriyor. Sanıkların savunmalarını, mahkeme detaylarını “siyasi” bir çerçevede ele alıyor; adeta CHP’nin savunma avukatı gibi davranıyor.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’a yönelik yolsuzluk operasyonları ve kişisel skandallar gibi CHP içindeki başka iddialara ise ya sessiz kalıyor ya da “AKP komplosu” diye geçiştiriyor.
Bu tutum, klasik “tetikçilik”tir: İktidarın usulsüzlüğünü manşetten verirken, muhalefetin belediyelerindeki aynı tür iddiaları “dedikodu”ya veya “para nerede?” sorusuyla sulandırmak. Timur Soykan ve Ali Macit, Uğur Mumcu’nun mirasını değil, partinin “koruma kalkanı”nı temsil ediyor. Mumcu belgeleriyle yolsuzluğu patlatırdı; Soykan “para nerede?” diye dosyayı zayıflatıyor, Macit ise itirafçıların “gerçeği yansıtmadığını” savunuyor. Bir zamanlar gazetecilik “cesaret, emek ve vicdan” isterken, bugün bazıları için “parti sadakati ve iş garantisi” yeterli oluyor.
Yozlaşmanın Basındaki Zincirleme Etkisi
CHP’nin 2019’dan beri yönettiği büyükşehirlerdeki ihale skandalları, akraba atamaları, “torpil” mekanizmaları ve kamu kaynaklarının parti örgütlenmesine aktarılması iddiaları artık sır değil. İstanbul’daki “İBB borsası” dosyası, Ankara ve İzmir’deki benzer iddialar… Parti yönetimi bunları “siyasi linç” diye örtbas ederken, BirGün, Sözcü, Medyascope ve benzeri mecralardaki Timur Soykan ve Ali Macit tipi gazeteciler de aynı çizgiyi takip ediyor. Eleştirel sesler “AKP ajanı” diye damgalanıyor, iç muhalefet “değişimci” diye dışlanıyor.
Bu yozlaşma, basını da zehirliyor. Finansal bağımlılık (belediye reklamları, sponsorluklar, danışmanlıklar) ve ideolojik korku, gazetecileri “tetikçi”ye dönüştürüyor. Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü dönemde gazetecilik “devlete karşı halk”tı; bugün ise “CHP’ye karşı gerçekler” susturuluyor. Timur Soykan ve Ali Macit’lerin rolü tam da burada: Dava sürecini “para yok, itirafçı krizi” diye anlatmak, kamuoyunu yönlendirmek ve partiyi aklamak.
Sonuç: Mirastan Kopuş, Vicdansızlığa Düşüş
Uğur Mumcu’lardan Timur Soykan’a, Ali Macit’lere uzanan bu yozlaşma, sadece bir gazetecinin değil, bir mesleğin ve bir siyasi geleneğin trajedisidir. CHP, “temiz yönetim” vaadiyle seçmeninden oy almıştı; oysa belediyeleri yolsuzluk iddialarıyla anılır hale geldi. Basın ise bu yozlaşmanın değil, savunmasının parçası oldu. Gerçek gazetecilik, Mumcu gibi partiyi de, belediyeyi de, genel başkanı da sorgular. Tetikçilik ise Soykan ve Macit’lerin yaptığı gibi, sadece “bizimkileri” korur.
Türkiye’de basın özgürlüğü ve demokrasi istiyorsak, önce bu “Mumcu’dan Soykan’a, Macit’e” düşüşü durdurmalıyız. CHP yönetimi iç denetimi güçlendirmeli, yolsuzluk iddialarını örtbas etmek yerine soruşturmalıdır. Gazeteciler de kalemlerini parti çıkarına değil, halkın vicdanına adamalıdır. Aksi takdirde, Uğur Mumcu’nun katledilen bedeni değil, gazeteciliğin ruhu da toprağa gömülecek. Ve o ruhu öldürenler, tarihin sayfalarında “tetikçi” olarak anılacaktır.
