HALKWEBYazarlarGüvenlik Kimin İçin? NATO'nun Gölgesinde Emekçi kadınlar

Güvenlik Kimin İçin? NATO’nun Gölgesinde Emekçi kadınlar

Gerçek güvenlik, tüm emekçilerin hayatının korunabildiği, emeğinin karşılık bulduğu ve insanca yaşam koşullarının sağlandığı bir düzende kurulabilir.

0:00 0:00

“Güvenlik” uzun zamandır dar bir çerçevede tanımlanıyor: sınırlar, silahlanma ve askeri dengeler. Oysa bir toplumun gerçek güvenliği, insanların nasıl yaşadığıyla ölçülür. Bir kadın için güvenlik; yalnızca dış tehditlerden korunmak değil, gündelik hayatında şiddete uğramadan, güvenceli bir yaşam sürebilmektir.

Bugün kurulan güvenlik anlayışı, bu temel gerçeği geri plana itiyor. Artan askeri harcamalar ve bu doğrultuda şekillenen politikalar, kamusal hizmetlerin daralmasına ve sosyal desteklerin zayıflamasına yol açıyor. Bunun sonucu ise toplumun geniş kesimleri için daha fazla güvencesizlik, daha fazla belirsizlik oluyor.

Kadınlar açısından bu tablo daha ağır yaşanıyor. Emekçi kadınlar, ister çocuklu ister çocuksuz, ister evli ister bekar olsun; düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve artan yaşam maliyetleri arasında sıkışıyor. Kamusal hizmetlerin yetersizliği, bir yandan bakım yükünü büyütürken, diğer yandan yalnız yaşayan ya da ailesinden bağımsız bir hayat kurmaya çalışan kadınlar için hayatı daha kırılgan hale getiriyor.

Bu kırılganlık yalnızca ekonomik değil. Kadınlar, en temel hakları olan yaşama hakkı konusunda bile güvende değil. Sokakta, işyerinde ya da evde; her gün yeni bir kadın cinayeti haberiyle karşılaşılıyor. Şiddet, bireysel olaylar olarak ele alınıp geçiştirildikçe, bu sorunun toplumsal boyutu görünmez kılınıyor. Oysa bu tablo, kadınların yaşamını değersizleştiren ve onları korumasız bırakan bir düzenin sonucudur.

Güvenlik adı altında büyüyen politikalar, bu gerçekliği değiştirmediği gibi çoğu zaman üzerini örtüyor. Kaynaklar farklı alanlara aktarılırken, kadınların yaşamını doğrudan ilgilendiren koruyucu mekanizmalar, sosyal hizmetler ve önleyici politikalar yeterince güçlendirilmiyor. Bu da şiddetin ve güvencesizliğin iç içe geçtiği bir yaşamı kalıcı hale getiriyor.

Bugün emekçi kadınlar, iki yönlü bir baskı altında yaşıyor. Bir yanda ekonomik güvencesizlik, diğer yanda yaşam hakkını tehdit eden şiddet. Bu iki alan birbirinden bağımsız değil; aksine aynı düzenin farklı sonuçları. Kadınların ekonomik olarak bağımlı hale geldiği, kamusal desteklerin zayıf olduğu bir ortamda, şiddetten korunmak da zorlaşıyor.

Bu nedenle güvenlik kavramını yeniden düşünmek gerekiyor. Gerçek güvenlik, insanların hayatını sürdürebildiği, haklarının korunduğu ve yaşamlarının değer gördüğü bir düzende mümkündür. Bir kadının hem geçimini sağlayabildiği hem de sokakta yürürken korkmadığı bir yaşam, güvenliğin en somut ifadesidir.

Bugün ise tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız. Emekçi kadınların emeği değersizleştirilirken, yaşamları da yeterince korunmuyor. Bu durum, tesadüfi değil; doğrudan tercih edilen politikaların sonucu.

Sorulması gereken soru açıktır: Eğer bir ülkede kadınlar çalışırken güvencesiz, yaşarken güvende değilse, orada hangi güvenlikten söz edilebilir?

Gerçek güvenlik, tüm emekçilerin hayatının korunabildiği, emeğinin karşılık bulduğu ve insanca yaşam koşullarının sağlandığı bir düzende kurulabilir. Bunun dışında kalan her tanım, eksik ve yetersiz kalmaya mahkûmdur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI