HALKWEBYazarlarTanrım; Sen Nasıl Bizi Cennetinden Kovduysan, Biz de Senin Cehennemini Bu Dünyadan...

Tanrım; Sen Nasıl Bizi Cennetinden Kovduysan, Biz de Senin Cehennemini Bu Dünyadan Kovacağız

Ve o gün geldiğinde, ne sahte tanrılar kalacak, ne de onların yarattığı cehennemler.

0:00 0:00

Masalları bir kenara bırakalım.
Çünkü artık kimsenin “kader” diye pazarlanan yalanlara tahammülü kalmadı.

Bu dünyada yaşanan açlık, savaş, göç ve yoksulluk; ilahi bir planın parçası değil, apaçık bir siyasi suçtur.
Ve bu suçun failleri gökyüzünde değil, yeryüzünde; saraylarda, şirket merkezlerinde, savaş odalarında oturuyor.

Bize yıllarca şunu söylediler:

– “Sabredin.”
– “Bu bir imtihan.”
– “Her şeyin bir hikmeti var.”

Oysa gerçek çok daha çıplak ve çok daha kirliydi:

– Birileri daha fazla kâr etsin diye milyonlar yerinden edildi.
– Birileri sınırlarını büyütsün diye şehirler yerle bir edildi.
– Birileri iktidarını korusun diye halklar birbirine kırdırıldı.

Ve bütün bunların üstü tek bir kelimeyle örtüldü: kader.

Hayır.
Bu kader değil.
Bu organize bir zulümdür.

Bugün göç yollarında ölen insanlar, açlıktan kemikleri sayılan çocuklar, bombalar altında parçalanan şehirler… bunların hiçbiri kaçınılmaz değildi. Bunlar planlandı, uygulandı ve sürdürülüyor.

Üstelik en tehlikelisi şu:
Bu düzen sadece zorla değil, rıza üreterek ayakta tutuluyor.

İnsanlara boyun eğmeleri öğretiliyor.
Sorgulamamaları, itiraz etmemeleri, hatta yaşadıkları acıyı kutsamaları isteniyor.
Çünkü sorgulayan insan, itaat etmez.
İtaat etmeyen insan ise bu düzen için tehdittir.

İşte bu yüzden bu yazının başlığı bir dua değil, açık bir meydan okumadır:

“Tanrım, sen nasıl bizi cennetinden kovduysan, biz de senin cehennemini bu dünyadan kovacağız.”

Buradaki “tanrı”, artık metafizik bir varlık değil; kendini mutlak ilan eden güçlerin toplamıdır.
Devletlerdir.
Sermayedir.
Savaşı yöneten akıldır.

Ve o “tanrı”, kendi cehennemini yaratmıştır:

– Sınır kapılarında bekletilen insanlar…
– Denizlerde ölüme gönderilen bedenler…
– Çalıştıkça yoksullaşan emekçiler…
– Susmadığı için yok edilen hayatlar…

Bu cehennem, bir ceza değil; bir yönetim biçimidir.

Ve bu düzen, kendiliğinden yıkılmayacaktır.
Çünkü zulüm, kendi isteğiyle geri çekilmez.

O yüzden mesele artık şudur:
Bu dünyayı yönetenlerin yazdığı senaryoda figüran olmaya devam mı edeceğiz, yoksa o senaryoyu yırtıp kendi hikâyemizi mi yazacağız?

Tarih bize şunu defalarca gösterdi:

– Hiçbir iktidar yenilmez değildir.
– Hiçbir sistem sonsuz değildir.
– Ve hiçbir cehennem kalıcı değildir.

Ama bir şartla:

– Eğer insanlar korkmayı bırakırsa.
– Eğer insanlar kendilerine dayatılan bu düzeni reddederse.
– Eğer insanlar “kader” denilen zinciri kırarsa.

Çünkü gerçek şu:
Cennet vaadiyle susturulanlar, cehennemde yaşamaya mahkûm edilir.

Biz o vaadi reddediyoruz.
Biz bu cehennemi reddediyoruz.

Ve açık söylüyoruz:

– Bu dünya, birkaç ayrıcalıklı azınlığın mülkü değil.
– Bu dünya, korkuyla yönetilecek bir yer değil.
– Bu dünya, susarak katlanacağımız bir yer hiç değil.

Eğer bir kovuluş hikâyesi varsa, onu tersine çevirmenin zamanı gelmiştir.
Bizi bu dünyada cehenneme mahkûm eden ne varsa… onu bu dünyadan kovacağız.

Ve o gün geldiğinde,
ne sahte tanrılar kalacak,
ne de onların yarattığı cehennemler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI