HALKWEBYazarlarBir yüzyıl önce sosyalist düzen kadını özgürleştirdi; bugün kapitalizm hâlâ zincirlerde tutuyor

Bir yüzyıl önce sosyalist düzen kadını özgürleştirdi; bugün kapitalizm hâlâ zincirlerde tutuyor

Eşitlik, kağıt üzerinde kalmamalı; toplumsal üretimde yer almak, emeğin toplumsallaşması, şiddete karşı kolektif koruma ile gerçek olur.

0:00 0:00

Bir yüzyıl önce, karanlık bir imparatorluğun enkazı üzerinde yükselen sosyalist düzen, kadını ilk kez gerçekten özgür kılmayı hedef aldı. 1917’den itibaren peş peşe gelen kararlarla eşit işe eşit ücret sağlandı, 8 saatlik iş günü getirildi, gece çalışmaları yasaklandı. Kadınlara tam siyasal haklar tanındı – oy kullanma ve seçilme hakkı, dünyada ilk kez bu ölçekte gerçekleşti. Evlilik gönüllü bir bağa dönüştürüldü, boşanma kolaylaştırıldı, evlilik dışı çocuklar meşru sayıldı, mülkiyet hakları eşitlendi. En çarpıcı adım ise 1920’de atıldı: Kadın bedeni üzerindeki hak tanındı, kürtaj yasal ve ücretsiz hale getirildi.

Devlet, bakım yükünü hafifletmek için kreşler açtı, annelik izni düzenledi, kadınları fabrikalara, okullara, yönetim kademelerine taşıdı. Kadınlar doktor, mühendis, öğretmen, yönetici oldu; oranlar hızla yükseldi. Bu, bireysel bir çaba değil, toplumsal bir dönüşümün parçasıydı: Kadın emeği üretime katıldı, ev içi yük toplumsallaştırılmaya çalışıldı.

Bugün ise kapitalist sistem 2026’nın ilk aylarında resmi verilerle aynı gerçeği haykırıyor: Kadın istihdam oranı %30,9 (erkeklerde %65,3). Kadınların büyük bölümü işgücü dışında tutuluyor, “ev kadını” etiketiyle sisteme razı ediliyor. Geniş tanımlı gerçek işsizlik kadınlarda %39,3’e ulaşıyor – milyonlarca kadın ya tamamen işsiz ya da güvencesiz, düşük ücretli, esnek çalışmada mahkûm. Bakım emeği yükü değişmedi: Çocuk, yaşlı, ev işleri hâlâ kadının sırtında; kreşler yetersiz, destek mekanizmaları yok denecek kadar az.

Bu ekonomik bağımlılık, şiddeti doğrudan besliyor. 2025’te en az 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 297 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu – şüpheli ölümler cinayetleri geçmiş durumda. Boşanmak isteyen, kendi yolunu çizmek isteyen kadınlar “bahane” sayılarak katlediliyor. Koruma kararları kağıt üzerinde kalıyor, cezalar indirimli bitiyor, ev en tehlikeli yer haline geliyor.

Bir yüzyıl önceki o büyük adım, sosyalist düzen altında kadını mutfaktan çıkarıp toplumsal üretime soktu, emeğine değer kazandırdı, bedenini ve geleceğini korudu. Bugün kapitalizm ise kadınları düşük ücret döngüsünde, bakım yükünde ve şiddetin gölgesinde tutuyor. Eşitlik, kağıt üzerinde kalmamalı; toplumsal üretimde yer almak, emeğin toplumsallaşması, şiddete karşı kolektif koruma ile gerçek olur.

Bu karşılaştırma, hâlâ tamamlanmamış bir dönüşümün acısını gösteriyor: Kadın emeği özgürleşmedikçe, toplum da özgürleşemez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI