HALKWEBYazarlar“Can” Ne Zamandan Beri Bir Sarf Malzemesi Olmuştur?

“Can” Ne Zamandan Beri Bir Sarf Malzemesi Olmuştur?

Hiçbir siyasi hedef, hiçbir sınır çizgisi ve hiçbir intikam hırsı, bir tek insanın hayallerinden ya da bir yetimin gözyaşından daha kıymetli değildir.

0:00 0:00

AK Parti Milletvekili Süleyman Soylu’nun sözleri şöyleydi:
“Biz İsrail ile sınırdaşız. Hatay’dan İsrail sadece 5 saat mesafede.
Alimallah, Müslümanlara yaptığı zulmün bir benzerini bize yapmaya kalkarsa; 300-400 bin şehit veririz ama Allah’ın izniyle İsrail diye bir memleket kalmaz.”

Siyasetin dili, ne zaman vicdanın önüne set çekerse oradan kan ve gözyaşı sızmaya başlar. Son dönemde şahit olduğumuz, yüz binlerce insanın hayatını birer “stratejik maliyet” gibi masaya süren o pervasız üslup, sadece bir dil sürçmesi değil; insanı insan olmaktan çıkarıp birer rakama, birer “nesneye” indirgeyen karanlık bir zihniyetin tezahürüdür. “300-400 bin şehit veririz” cümlesindeki o korkunç rahatlık, aslında modern siyasetin en büyük hastalığını ele veriyor: araçsal akıl.

İNSAN ONURUNDAN “SAYISAL VERİYE” DÜŞÜŞ

Bu zihniyetin kökeninde, gücü kutsayan ve insanı o güce ulaşmak için kullanılan bir “yakıt” olarak gören makyavelist bir tortu yatar. Bu anlayışa göre insan, bir “envanter parçası”dır. Kendi ideolojik hesapları veya jeopolitik hayalleri için yüz binlerce canın feda edilebileceğini bir “başarı kriteri” gibi sunanlar, aslında insanlık onurunun altındaki zemini oymaktadırlar.

Bir annenin evladını büyütmek için verdiği yirmi yıllık emeği, bir gencin hayallerini, bir toplumun geleceğini beş saatlik bir yol mesafesiyle ve altı haneli rakamlarla ölçmek; insanı “Bir Çorum leblebisi” kadar değersizleştirmektir. Oysa tek bir canın gidişiyle bir dünya yıkılırken, yüz binlerce ölümü bir “varsayım” olarak konuşmak, vicdani bir çürümedir.

HAMASETİN ARKASINA GİZLENEN SORUMSUZLUK

Gerçek insanlık, halkını ateşe sürmekle övünmek değil; o halkı ateşten koruyacak feraseti göstermektir. Savaşın romantizmini masa başındaki konforlu koltuklarından yapanlar, o 400 bin kişinin içinde kendi evlatlarının, kendi sevdiklerinin olup olmayacağını asla telaffuz etmezler. Onlar için bu rakamlar, sadece harita üzerindeki birer piyon hamlesidir.

Bu “insanı hiçe sayan” anlayışın beslendiği kaynak; bireyi yok sayan, onu sadece kitlelerin içinde birer hücre olarak gören totaliter bir kolektivizmdir. Bu bakış açısında “vatan”, içinde yaşayan insanlarla değil; haritadaki çizgiler ve o çizgiler uğruna dökülecek kanın miktarıyla ölçülür.

YAŞATMAK MI, YOK ETMEK Mİ?

Bizim medeniyet iddiamız, “İnsanı yaşat. Doğayı koru, tüm canlıları canına eşit tut” felsefesi üzerine kuruludur. Bu felsefeyi, “İnsanı feda et ki bir gurup insan refah içinde yaşasın” noktasına evriltmeye çalışan her türlü söylem, bu topraklara yabancıdır.

Bu felsefe; Siyonizmin felsefesi olduğu için İsrail üzerine yürümek de anlamını yitirir. Siyonizmi bu topraklar üzerinde yeniden üretir. Olan da ölen 400 bin gence olur.

Hiçbir siyasi hedef, hiçbir sınır çizgisi ve hiçbir intikam hırsı, bir tek insanın hayallerinden ya da bir yetimin gözyaşından daha kıymetli değildir. İnsan canını birer istatistik olarak gören bu köhne mantığa karşı, yaşamı, barışı ve insan onurunu savunmak; siyaseti bu eksen üzerinden yürütmek, bugün Siyonizme ve emperyalizme karşı durmak kadar hayati bir zorunluluktur.

Çünkü insan; harcanacak bir mühimmat değil, korunacak candır

YAZARIN DİĞER YAZILARI