Doğa unutmaz, doğa affetmez ve doğa asla yalan söylemez. Yalanı sadece insan söyler; bazen kelimelerle, bazen de bilimin üzerine örttüğü rant örtüsüyle.
Bugün ekteki görüntülerde izlediğimiz Altınözü’ndeki o balçık deryası ve benzeri bir felaketle yüz yüze olan Samandağ’daki deprem konutları, sadece bir “sağanak yağış” ya da “talihsiz bir heyelan” değildir. Bu manzara; liyakatin toprağa gömüldüğü, mühendisliğin rant karşısında sustuğu ve on bin yıllık yerleşim kültürü tecrübesinden zerre kadar ders alınmadığının ibretlik vesikasıdır.
TİTUS’UN MİRASINDAN HİÇ Mİ UTANMADINIZ?
Bundan tam iki bin yıl önce, Roma İmparatorları Titus ve Vespasianus, Samandağ’daki limanı dağdan gelen sel sularından ve heyelanın getireceği çamurdan korumak için dünyanın en büyük tünellerinden birini, bu gün inşa ettiğiniz TOKİ inşaatlarının yanıbaşında inşa ettiler. Binlerce esirin kanıyla, teriyle kazılan o dağlar, bize bir şeyi bağırıyordu: “Burası hareketli bir topraktır, suyun yolu kesilmez, toprağın karakteriyle oynanmaz!”
İki bin yıl önceki teknolojiyle toprağın dilini çözen, iklimin nabzını tutan o akıl; 2026 Türkiye’sinde, devasa bütçelerle, “TOKİ güveniyle” yola çıkanların neresindeydi? On bin yıl önce bile bir yerleşim yeri kurulurken suyun akarı, toprağın kayması izlenirdi. Siz hangi bilimsel gözleme, hangi jeolojik etüde dayanarak o heyelan bölgelerine ve Altınözü’nün bu dayanıksız zeminlerine “yeni şehirler” kurmaya kalktınız?
İHALELERİN BİLİME VERİLMEDİĞİNİ KESİN: PEKİ KİME VERİLDİ?
Sormak zorundayız:
– Altınözü’nde ve Samandağ’da bu bölgeleri imara açarken bölgenin iklim rejimini, toprak yapısını ve bin yıllık hafızasını araştırma gereği duydunuz mu?
– O devasa blokları dikmeden önce bir kış olsun o yamaçların suyla imtihanını beklediniz mi?
– 2020’li yıllarda, yöreye dair zerre araştırma yapmadan yeni şehirler kuran bu mühendislere, şirketlere ve planlamacılara bu ihaleleri nasıl verdiniz?
ŞEHİR KURMAK, BETON YIĞMAK DEĞİLDİR
Depremin yıktığı canların üzerine, daha ilk yağmurda çamur altında kalacak, toprakla kayacak çağdışı evler yapmak, bu halkın acısıyla alay etmektir. “Hızlı konut” sloganlarının arkasına gizlenen bu öngörüsüzlük, yarın başka felaketlerin kapısını aralamaktadır. Doğasını, yağışını, toprak durumunu ve en önemlisi tarihsel gerçeğini bilmediğiniz bir yerde şehir kuramazsınız; sadece trajedi inşa edersiniz.
Sorumlulara sesleniyorum: O binaların temelleri sarsılırken, sizin vicdanlarınız neden sarsılmıyor? İki bin yıl önce yapılan tünel hala dimdik ayaktayken, sizin modern siteleriniz neden daha ilk kışında toprağa teslim oluyor?
