HALKWEBYazarlarTekelci Sermaye-İşbirlikçi Sınıf Diyalektiği: Küresel Sömürü Mekanizmaları Ve Sınıfların Yeniden Konumu

Tekelci Sermaye-İşbirlikçi Sınıf Diyalektiği: Küresel Sömürü Mekanizmaları Ve Sınıfların Yeniden Konumu

Tekelci sermaye işbirlikçi sınıf diyalektiğinin bir diğer boyutu, uluslararası işbölümünün yeniden tanımlanmasıdır.

0:00 0:00

Kapitalizmin emperyalist aşaması, yalnızca sermayenin merkezileşmesiyle değil, aynı zamanda sınıfların yeniden konumlanmasıyla karakterize olur. Tekelci sermaye, kendi birikim sürecini sürdürebilmek için yalnızca ekonomik alanları değil, toplumsal yapının tüm katmanlarını yeniden düzenler. Bu düzenleme, üretim ilişkilerinin dönüşümünden siyasal iktidarın yeniden yapılandırılmasına, ideolojik aygıtların şekillendirilmesinden uluslararası işbölümünün yeniden tanımlanmasına kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. Bu nedenle bugün yaşadığımız Üçüncü Paylaşım Savaşı, yalnızca coğrafi bir yeniden paylaşım değil, aynı zamanda sınıfsal bir yeniden yapılanmadır.

Tekelci sermaye, küresel ölçekte bir egemenlik ağı kurarken, yerel düzeyde kendisine bağlı işbirlikçi sınıfları yaratır. Bu sınıflar, ekonomik kaynakları kontrol eden, siyasal iktidara yakın duran, ideolojik aygıtları yöneten ve halkın üzerinde bir tahakküm mekanizması kuran elit gruplardır. Bu gruplar, kendi halklarının çıkarlarını değil, küresel sermayenin çıkarlarını temsil eder. Bu nedenle işbirlikçi sınıf, ulusal burjuvazinin klasik anlamda bir devamı değil; küresel sermayenin yerel uzantısıdır. Bu sınıf, tekelci sermayenin bölgesel operasyonlarını yürütür, halkların örgütlenmesini engeller, Devrimci hareketleri bastırır ve ulusal ekonomiyi küresel sermayeye bağımlı hale getirir.

Bu sınıfsal yapı, dünya gelir dağılımındaki uçurumun derinleşmesiyle daha görünür hale gelmiştir. Dünya gelirinin %80’inin dünya nüfusunun %20’si tarafından alınması, bu %20’nin içinde ise yalnızca %7’lik bir kesimin yerel işbirlikçi elitlerden oluşması, kapitalizmin sınıfsal yapısının ne kadar daraldığını gösterir. Bu tablo, Marx’ın “Sermayenin Merkezileşmesi” yasasının güncel karşılığıdır. Sermaye, giderek daha az elde toplanmakta, bu azınlık, yalnızca ekonomik gücü değil, siyasal ve ideolojik aygıtları da kontrol etmektedir. Bu nedenle bugün devletler, halkların değil, tekelci sermayenin çıkarlarını temsil eden araçlara dönüşmüştür.

Tekelci sermaye işbirlikçi sınıf diyalektiği, yalnızca ekonomik bir ilişki değildir; aynı zamanda siyasal ve ideolojik bir ilişkidir. İşbirlikçi sınıf, tekelci sermayenin çıkarlarını meşrulaştırmak için ideolojik aygıtları kullanır. Medya tekelleri, eğitim kurumları, kültürel üretim mekanizmaları ve dijital platformlar, halkların bilincini şekillendirmek için kullanılır. Bu nedenle bugün ideolojik hegemonya, kapitalizmin en güçlü silahlarından biridir. Halkların sınıf bilinci, etnik, mezhepsel, kültürel ve kimlik temelli ayrımlarla parçalanır; sınıfsal çelişkiler görünmez hale getirilir, tekelci sermayenin çıkarları “Ulusal Çıkar”, “Güvenlik”, “İstikrar” gibi söylemlerle meşrulaştırılır.

Bu ideolojik hegemonya, Üçüncü Paylaşım Savaşı’nın en kritik boyutlarından biridir. Ortadoğu’daki savaş, yalnızca askeri bir savaş değil, aynı zamanda ideolojik bir savaştır. Halkların birliği, sınıf bilincinin yükselmesi ve devrimci potansiyelin açığa çıkması, tekelci sermaye için en büyük tehdittir. Bu nedenle bölgedeki siyasal rejimler, halkların örgütlenmesini engellemek için baskı aygıtlarını güçlendirir, medya tekelleri, savaşın gerçek nedenlerini gizler, eğitim kurumları, kapitalist ideolojiyi yeniden üretir, kültürel üretim mekanizmaları, halkların bilincini uyuşturur.

Tekelci sermaye işbirlikçi sınıf diyalektiğinin bir diğer boyutu, uluslararası işbölümünün yeniden tanımlanmasıdır. Küresel üretim zincirleri, emeğin en ucuz olduğu bölgelere kaydırılmış, gelişmiş ülkeler yüksek teknoloji ve finans sektörlerine yönelmiş, gelişmekte olan ülkeler ise düşük ücretli üretim merkezlerine dönüşmüştür. Bu durum, küresel ölçekte yeni bir sınıfsal yapı yaratmıştır. Geleneksel sanayi proletaryası daralmış, yerine güvencesiz, esnek, parçalı ve örgütsüz bir yeni proletarya ortaya çıkmıştır. Bu yeni proletarya, küresel ölçekte ortak bir sömürü mekanizmasına maruz kalmakta, fakat örgütlenme kapasitesi zayıf olduğu için sınıf bilinci dağılmaktadır.

Bu yeni sınıfsal yapı, Üçüncü Paylaşım Savaşı’nın ekonomik temelini oluşturur. Tekelci sermaye, üretim maliyetlerini düşürmek için emeği küresel ölçekte yeniden düzenlemiş, işçi sınıfını parçalamış, sendikal örgütlenmeyi zayıflatmış, güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştırmıştır. Bu durum, işçi sınıfının siyasal gücünü zayıflatmış, tekelci sermayenin hegemonya kurmasını kolaylaştırmıştır. Fakat aynı zamanda, küresel ölçekte ortak bir sömürü mekanizması yarattığı için, yeni bir uluslararası sınıf dayanışmasınında zeminini oluşturmuştur.

Tekelci sermaye işbirlikçi sınıf diyalektiği, aynı zamanda devlet biçimlerinin dönüşümünüde içerir. Devlet, kapitalizmin erken dönemlerinde ulusal burjuvazinin çıkarlarını temsil eden bir araçken, bugün tekelci sermayenin çıkarlarını temsil eden bir araca dönüşmüştür. Bu dönüşüm, devletin baskı aygıtlarının güçlendirilmesi, demokratik mekanizmaların zayıflatılması, güvenlik politikalarının genişletilmesi ve halkların örgütlenme kapasitesinin bastırılması gibi süreçleri içerir. Bu nedenle bugün dünyanın birçok bölgesinde otoriter rejimlerin yükselişi, kapitalizmin krizinin siyasal sonucudur.

Bu tablo, kapitalizmin tarihsel olarak tıkandığını gösterir. Sistem, kendi iç çelişkilerini çözemez hale gelmiş, genişleme zorunluluğu yeni savaş alanları yaratmak dışında bir çıkış yolu bırakmamıştır. Bu nedenle Ortadoğu’daki yeniden paylaşım tamamlandığında, tekelci sermaye gözünü Afrika’ya dikecektir. Afrika’nın devasa doğal kaynakları, genç nüfusu ve sömürüye açık yapısı, dördüncü paylaşım savaşının sahnesi olacaktır. Bu savaş, kısa süreli bir çatışma değil, iki yüz yıl sürecek uzun bir hegemonya mücadelesi olacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI