HALKWEBYazarlarMilliyetçilik Çıkmazı ve Ortadoğu'nun Tarihsel Bilinci

Milliyetçilik Çıkmazı ve Ortadoğu’nun Tarihsel Bilinci

Mesele yalnızca İran meselesi değildir. Mesele, Ortadoğu’nun ve daha geniş anlamda küresel Güney’in kendi siyasal aklını üretip üretemeyeceği meselesidir.

0:00 0:00

Modern çağın en güçlü siyasal mobilizasyon araçlarından biri milliyetçiliktir. Ortaya çıkışı, feodal monarşilere karşı “ulus egemenliği” fikrinin yükselişiyle bağlantılıdır. Ancak tarihsel seyir içinde bu ideoloji, yalnızca halk egemenliği talebi olarak kalmamış; Sınır, kimlik ve üstünlük eksenli bir siyasal forma evrilmiştir.

Sorun da burada başlamıştır.
Çünkü kimlik merkezli siyaset, bir noktadan sonra ortak yaşam fikrini değil, ayrışmayı beslemeye başlar.

Milliyetçilik başlangıçta emperyalizmin ürünü değildir.
Fakat 19. yüzyılın sonlarından itibaren emperyal güçler tarafından sistematik biçimde araçsallaştırılmıştır. Sömürgecilik pratiğinde “böl, parçala ve yönet” stratejisi temel yöntem haline gelmiştir. Yerli toplulukların etnik, mezhepsel ya da kabilesel farklılıkları derinleştirilmiş; Bir grup diğerine karşı konumlandırılmış; ardından sömürgeci güç, arabulucu ve düzen kurucu rolüne soyunmuştur.

Bu mekanizma; hem askeri, hem ekonomik kazanç üretmiştir.

Örneğin Birleşik Krallık, Hindistan’da kimlik ayrımlarını yönetsel kategoriye dönüştürmüş; Belçika, Ruanda’da Hutu-Tutsi ayrımını siyasal hiyerarşiye çevirmiştir.

Bu örnekler, milliyetçi ve etnik ayrımların emperyal çıkarlar doğrultusunda nasıl keskinleştirildiğini göstermektedir. Dolayısıyla modern milliyetçilik her ne kadar emperyalizm tarafından üretilmemiş olsa da, emperyalizm tarafından keskinleştirilmiş ve çatışma üretme aracına dönüştürülmüştür.

Ortadoğu coğrafyası bu tarihsel sürecin en ağır sonuçlarını yaşamıştır. Birinci Paylaşım Savaşı sonrası çizilen sınırlar, toplumsal gerçeklikten ziyade jeopolitik hesaplara göre belirlenmiştir. Bu sınırlar içinde yaşayan halklar, uzun süre kimlik merkezli siyaset ile dış müdahale arasında sıkışmıştır.

İran örneği bu bağlamda özel bir yere sahiptir. İran; Fars, Acem, Azeri, Kürt, Arap, Beluç, Türkmen ve daha birçok halkın tarih boyunca iç içe yaşadığı bir coğrafyadır. Bu çeşitlilik bir kırılganlık değil; Tarihsel bir birikimdir. Ancak bu birikim, hem iç siyasal baskı mekanizmaları, hem de dış müdahale girişimleri nedeniyle sürekli gerilim altında tutulmuştur.

Molla rejiminin otoriter uygulamaları eleştirilebilir ve eleştirilmelidir; Karşı ortak mücadele de geliştirilmelidir. İfade özgürlüğü, siyasal temsil ve toplumsal haklar evrensel ölçütlerdir. Fakat iç eleştiri ile dış müdahale çağrısı birbirinden ayrılmalıdır. Irak, Libya ve Suriye deneyimleri göstermiştir ki; Dış askeri müdahale, özgürlükten çok istikrarsızlık üretmiştir.

Bu noktada şu cümle yalnızca bir temenni değil, tarihsel bir tespittir:
İran halkları emperyalizme yem olamayacak kadar tarihi bilince sahiptirler.

1953 yılında demokratik yollarla seçilmiş Mohammad MOSADDEGH hükümetinin, petrol politikası nedeniyle CIA destekli bir darbeyle devrilmesi, İran toplumunun kolektif hafızasında derin bir iz bırakmıştır. Bu deneyim, dış müdahalenin bedelini somut biçimde göstermiştir. Aynı şekilde İran-Irak Savaşı ve yaptırım yılları, toplumun dış baskıya karşı refleks geliştirmesine neden olmuştur.

Bu tarihsel hafıza, İran halklarının hem iç reform talebini, hem de dış müdahaleye karşı direncini aynı anda taşıyabilmesini mümkün kılmaktadır.

Bir halk hem özgürlük isteyebilir, hem de ülkesinin jeopolitik hesaplara kurban edilmesine karşı çıkabilir. Bu bir çelişki değil; Siyasal olgunluktur.

Milliyetçilik çıkmazdır; Çünkü kimliği merkeze koyar ve ortak zemini daraltır. Emperyalizm ise bu daralmış zemini kendi çıkarına kullanır. Çıkış yolu ne dar milliyetçi, günü birlik politikalarla küçük kazanımlar eksenli reflekslerde, ne de küresel güç bloklarına bağlı eklemlenmektedir.

Alternatif; Yurttaşlık temelli, çoğulcu, bölgesel dayanışmayı önceleyen, bölgesel halkların ortak çıkarlarını gözeten ve karşılıklı egemenlik ilkesine dayanan bir siyasal hattadır. Ortadoğu’nun geleceği, etnik üstünlük iddialarında değil; Ekonomik adalet, hukukun üstünlüğü ve bölgesel eşitliğin işbirliğinde yatmaktadır.

Gerçek dönüşüm tarihten bugüne kadar hiçbir zaman dışarıdan ithal edilmemiştir, edilemez. Kalıcı olan, toplumların kendi iç dinamikleriyle ürettiği değişimdir. Bu nedenle bölge halklarının önündeki temel görevi, hem iç baskıya, hem de dış manipülasyona karşı eş zamanlı bir bilinç ve ortak zemini oluşturacak yeni bir hattı geliştirmektir.

Tarih, yalnızca geçmişin kaydı değildir; Halkların hafızasında yaşayan bir öğretmendir.
Kimlikler üzerinden kurulan siyasetler geçici coşkular üretir; Fakat kalıcı olan, toplumların ortak yaşam iradesidir.

Emperyal müdahaleler, her dönemde farklı söylemlerle sahneye çıkmış;
Kimi zaman ”güvenlik”,
Kimi zaman ”demokrasi”,
Kimi zaman ”insan hakları”,
Gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.
Ancak yöntem değişse de öz değişmemiştir: Güç, kendi çıkarını merkeze almıştır.

Bunun net tanımı; egemen emperyal güçlerin çıkar odaklı, yeni ülkelerin bağımlılığı ve yeni sömürgeleşmiş ülkeler yaratmaktır.

Buna karşılık halkların tarihsel direnci, dışarıdan dayatılan tasarımların her zaman ötesinde bir bilinç üretmiştir. Çünkü bir toplum, kendi kaderini tayin iradesini başkasına devrettiği anda özne olmaktan çıkar. Özne olmayan bir toplum ise yalnızca yönetilir; Yön veremez.

Bu nedenle mesele yalnızca İran meselesi değildir. Mesele, Ortadoğu’nun ve daha geniş anlamda küresel Güney’in kendi siyasal aklını üretip üretemeyeceği meselesidir. Kimlik temelli daralmış siyaset ile dış merkezli müdahale arasında üçüncü bir yol mümkündür. Bu yol; Çoğulculuğu tehdit değil zenginlik gören, egemenliği saldırganlıkla karıştırmayan ve adaleti yalnızca kendi sınırları içinde değil bölgesel ölçekte düşünebilen bir siyasal bilinçtir.

Toplumların hafızası, geçici iktidarlardan daha uzun ömürlüdür. Güç dengeleri değişir, bloklar çözülür, ittifaklar dağılır; Fakat tarihsel bilinç kalır. Ve o bilinç, bir gün mutlaka kendi yolunu açar.

Tarih göstermiştir ki hafızası olan toplumlar kolay lokma olmazlar.
Ve asla unutulmamalıdır ki, İran halklarının hafızası vardır.
Ve bu hafıza hala canlılığını korumaktadır.

Kaynakça:
Milliyetçilik Kuramları-Umut ÖZKIRIMLI
Hayali Cemaatler-Benedict ANDERSON
Milletler ve Milliyetçilik-Ernest GELLNER
Modern Orta Doğu Tarihi-William L. CLEVELAND
İran Modern Tarihi-Ervand ABRAHAMIAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI