Emperyalizmin ahlakı yoktur!. Onun ahlakı kendi çıkarıyla ölçülür. Yani onun kendi çıkarına uygun olan ‘doğru’dur. Değerler/yararlar dengesinde tercihi hep ‘yarar’dan yanadır.
Emperyalizm insanlığa düşmandır. Emperyalizm Epstein ahlaksızlığı demektir. Güçle, her şeyi yapabilme ve başkalarına yaptırabilmeyi kendine hak görmektir.
Bugün, emperyalist ABD ve onun Ortadoğu’daki beslemesi, Filistin’in işgalcisi, soykırımcısı Siyonist İsrail’in bölge ülkelerine ve halklarına yönelik eylemleri tamamen kendi çıkarları gereği bölge ülkeleri üzerinde hakimiyet kurmak ve kaynaklarını kullanmaya yöneliktir.
Bazı zamanlar, insan hakları, demokrasi, kadın hakları gibi kavramları kullanmaları, emperyal niyetlerini gizlemek ve kamuoyu oluşturmak için kullanılan süslü cümlelerden başka bir anlam taşımamaktadır.
Aksi olsaydı, yani dertleri insan hakları, çocuk hakları, özgürlükler olsaydı, Gazze’de yarısı kadın ve çocuklardan oluşan yetmiş binden fazla sivili dünyanın gözü önünde katletmez, soykırım yapmaz, hastahaneleri, okulları, ambulansları, yardım konvoylarını vurmaz, şehirleri enkaz yığınına çevirmezlerdi.
Afganistan’ı, Irak’ı, Libya’yı yerle bir etmez milyonlarca insanı katletmezlerdi.
Yıllarca insan haklarını ihlal ederek Afrika ülkelerinin kaynaklarını sömürmez, insanlarını köleleştirmezdi.
Emperyalizm için İran’ın veya başka bir ülkenin rejimin ne olduğu, o ülkeyi kimin yönettiğinin anlamı yok. Onların tek istediği kendileriyle ‘uyumlu’ çalışacak, yani onların memuru olacak, onlara teslim olmuş bir yönetimin iş başında olmasıdır.
Emperyalizmin İran’da istediği ‘rejim değişikliği’ Anayasal sistemin değiştirilmesi, yani ‘İran İslam Cumhuriyeti’ yenine insan haklarına dayalı demokratik bir cumhuriyetin kurulması değildir. İran halkının bu yönde talebi olabilir ve bunun için mücadele etmeleri de meşrudur.
Bir ülkenin rejiminin, yönetiminin nasıl olacağına o ülkenin halkı karar verir.
İnsan hakları, kadın hakları, demokrasi umurlarında değil. Öyle bir öncelikleri olsaydı, Körfez Şeyhlikleri, Ürdün, Suudi Arabistan, Colani’nin Suriye’si ABD ve İsrail’in dostu olmazdı.
İran teslim olmadığı için, bağımsız davrandığı, kaynaklarını kendi bildiği gibi kullandığı için hedef olmaktadır. Geçmişte İran petrolünü millileştiren Musaddık’ın Ajax operasyonuyla devrilmesi gibi.
Uluslararası hukuka aykırı hava saldırılarıyla, suikast ve sabotajlarla, devşirme ajanlarla sokakları hareketlendirmekle İran’ın teslim alınması, emperyalist/siyonist projelere teslim olması mümkün değildir.
İran’ın güvenlik sistemi çok katmanlıdır. İslami Cumhuriyet Ordusu denilen normal klasik silahlı kuvvetlerinin kara, hava, deniz kuvvetlerinin yanında ayrıca Devrim Muhafızları Ordusu’nun da kara, hava ve deniz kuvvetleri, istihbarat teşkilatı, sivil savunma birlikleri bulunmaktadır.
Devrim Muhafızları Ordusu (Rus devriminin Kızıl Ordusu benzeri), adından da anlaşılacağı gibi, daha çok ideolojik bir yapılanma olup, ‘İslam İnkilabı’ nı, yani rejimi koruma misyonunu üstlenmiştir. Milyonları bulan yedek kuvvetleri mevcuttur.
İran Dini Lideri‘nin (Rehber), Savunma Bakanı’nın, Kuvvet Komutanları’nın suikastla şehit edilmeleriyle İran sistemi çökmez, İran çözülmez.
İran/Aryan hem bir etniseteyi (irani halkı), hem o ülkeyi ve hem de o coğrafyada tarihsel süreçte şekillenen inancı içine alan bir anlam taşımaktadır.
Pers, Sasani, Selçuklu, Safavi, Kaçar dönemlerini bilmeden İran’ı ve sistemini anlamak zor.
İran’da sistem kişilere bağlı değildir. Anayasal ve tarihsel kökleri olan sigortalı bir sistem işlemeye devam eder.
İran varlık/yokluk savaşına girdiği takdirde bölgede bütün dengeler değişir.
Dört gündür devam eden savaş göstermiştir ki, İran emperyalizmi, siyonizmi iyi tanıyor ama onlar İran’ı daha yeni tanımaya başlıyorlar.
