İçinde yaşadığımız çağ, tarihin klasik savaş tanımlarını aşan, hatta onları geçersiz kılan yeni bir savaş biçiminin içinden geçiyor. Artık savaş, bir ülkenin diğerine resmen savaş ilan ettiği, cephelerin çizildiği, orduların karşı karşıya geldiği bir olgu değil. Bugün savaş, parçalı, bölgeselleşmiş, süreklileşmiş ve küresel ölçekte birbirine eklemlenen bir rejim olarak işliyor.
Bu nedenle birçok kişi farkında olmadan, aslında Üçüncü Paylaşım Savaşı’nın tam ortasında yaşıyor. Bu savaşın en belirgin özelliği, tek bir merkezde yoğunlaşmaması. Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşları’nda olduğu gibi, Avrupa merkezli bir cephe yok, aksine, dünyanın farklı coğrafyalarında eşzamanlı olarak açılan, birbirini besleyen, birbirini tetikleyen ve birbirinin stratejik sonuçlarını belirleyen çoklu çatışma alanları var. Ukrayna’daki savaş, Filistin’deki yıkım, Kızıldeniz’deki gerilim, Afrika ve güney savaşları ile oluşan darbeler, Tayvan Boğazı’ndaki askeri yığınak, Kafkasya’daki kırılmalar gib birçok düşük yoğunluklu savaşların yürtülmesi gibi. Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değil. Her biri, küresel kapitalizmin yeniden yapılanma eşiğinde, Enerji koridorlarını, Ticaret yollarını, tedarik zincirlerini, Finansal hiyerarşiyi ve Teknolojik üstünlüğü yeniden kurma mücadelesinin farklı cepheleri.
Bu nedenle Ortadoğu, yalnızca petrol, din yada etnik gerilimler üzerinden değil, Enerji geçişi, Lojistik hatlar, Dijital altyapı, Askeri üsler, Nüfus hareketleri, Su kaynakları ve İklim krizinin tetiklediği göç dalgaları üzerinden yeniden dizayn ediliyor. Ortadoğu’nun sürekli bir “Kontrollü Kaos” halinde tutulması, Küresel Sermaye için hem silah pazarını genişleten, hem yeniden inşa ihalelerini garanti eden, hemde otoriter rejimlerin meşruiyet zeminini besleyen bir işlev görüyor. Bu kaos, rastlantısal değil, Kapitalizmin tarihsel kriz döngülerinin yeni versiyonudur. Kapitalizm, her büyük kriz döneminde yeni birikim rejimini Savaş, Yıkım, yeniden inşa ve zorunlu jeopolitik yeniden dağılım üzerinden kurmuştur. Bugün yaşadığımız şey, tamda bu tarihsel döngünün güncellenmiş halidir.
Küresel sermaye ile yerel işbirlikçileri arasındaki savaş, artık klasik “Emperyalizm vs. Ulusal Burjuvazi” ikiliğiyle açıklanamaz. Sermaye, kendi içinde farklı fraksiyonlara bölünmüş durumda. ABD-AB eksenli Finansal sermaye ve Teknoloji tekelleri, Çin merkezli üretim sermayesi ve altyapı yatırımları, Rusya’nın Enerji-Güvenlik ekseni, Körfez monarşilerinin finansal blokları ve Türkiye, İran, İsrail, Mısır gibi bölgesel güçlerin hegemonya projeleri ve benzeşlerini dhada çoğaltmak mümkün. Bu fraksiyonlar, devlet aygıtlarını, uluslararası kurumları, medya ağlarını ve vekâlet savaşlarını kullanarak küresel bir yeniden paylaşım mücadelesi yürütüyor. Bu nedenle bugün yaşanan çatışmalar, yalnızca bölgesel aktörlerin iradesiyle açıklanamaz, her birinin arkasında küresel sermaye bloklarının çıkar hesapları, Enerji ve Ticaret rotaları, Dijital altyapı projeleri ve Askeri üsler bulunuyor.
Ekonomik, Ticari ve Teknolojik savaşın yeni cephesi, klasik gümrük tarifeleri yada ambargolarla sınırlı değil. Bugün yarı iletkenler, yapay zeka altyapıları, 5G/6G iletişim ağları, nadir toprak elementleri, veri merkezleri, Dijital platformlar ve ödeme sistemleri, küresel kapitalizmin sinir sistemini oluşturuyor. ABD’nin Çin’e yönelik çip kısıtlamaları, Huawei yaptırımları, Tayvan’ın kritik rolü, Banka finansal Kurumları sisteminden (SWIFT) dışlama tehditleri, Rusya’ya yönelik finansal abluka, Çin’in kendi Dijital para birimiyle Bitkoin benzerleri dolar hegemonyasını kırma girişimi Bunların her birisi, Küresel sermaye döngüsünün yeniden kurulması için verilen büyük ölçekli bir savaşın parçalarıdır. Bu savaş tanklarla değil, algoritmalarla, veri merkezleriyle, fiber optik kablolarla, uydularla, yapay zeka modelleriyle, finansal akışlarla ve siber saldırılarla yürütülüyor. Enerji hatları kadar veri hatlarıda savaşın konusu, Petrol kadar yarı iletkenler de kritik, Askeri üsler kadar Dijital gözetim merkezleri de belirleyici.
Ortadoğu’nun sürekli bir “Kontrollü Kaos” halinde tutulması, küresel sermaye için üç temel işlev görüyor.
- Silah pazarını genişletiyor.
- Yeniden inşa ihalelerini garanti ediyor.
- Otoriter rejimlerin meşruiyet zeminini güçlendiriyor.
Bu kaos, rastlantısal değil; kapitalizmin tarihsel kriz döngülerinin yeni versiyonudur. Kapitalizm, her büyük kriz döneminde yeni birikim rejimini savaş, yıkım, yeniden inşa ve zorunlu jeopolitik yeniden dağılım üzerinden kurmuştur. Bugün yaşadığımız şey, tam da bu tarihsel döngünün güncellenmiş halidir. Küresel sermaye ile yerel işbirlikçileri arasındaki savaş, artık klasik “emperyalizm vs. ulusal burjuvazi” ikiliğiyle açıklanamaz. Sermaye, kendi içinde farklı fraksiyonlara bölünmüş durumda.
- ABD-AB eksenli finansal sermaye ve teknoloji tekelleri,
- Çin merkezli üretim sermayesi ve altyapı yatırımları,
- Rusya’nın enerji-güvenlik ekseni,
- Körfez monarşilerinin finansal blokları,
- Türkiye, İran, İsrail ve Mısır gibi bölgesel güçlerin hegemonya projeleri.
Bu fraksiyonlar, devlet aygıtlarını, uluslararası kurumları, medya ağlarını ve vekâlet savaşlarını kullanarak küresel bir yeniden paylaşım mücadelesi yürütüyor. Bu nedenle bugün yaşanan çatışmalar, yalnızca bölgesel aktörlerin iradesiyle açıklanamaz; her birinin arkasında küresel sermaye bloklarının çıkar hesapları, enerji ve ticaret rotaları, dijital altyapı projeleri ve askeri üsler bulunuyor.
Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde kurulan ittifaklar da bu fraksiyonel çıkarlar üzerinden belirleniyor. NATO, AB, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi bloklar, devletlerin değil, küresel sermaye bloklarının güvenlik ve genişleme mimarisini temsil ediyor. ABD-İsrail ekseni, Körfez sermayesiyle kurduğu enerji-finans-askeri ittifak üzerinden bölgeyi kontrol etmeye çalışırken; Çin, Kuşak-Yol girişimiyle limanlar, demiryolları, enerji hatları ve dijital altyapı üzerinden uzun vadeli bir jeoekonomik kuşatma kuruyor. Rusya ise enerji, silah ve nükleer teknoloji üzerinden bölgedeki dengeleri bozarak hem ABD’yi hem Çin’i sınırlayan bir rol oynuyor.
Bu tablo, Ortadoğu’yu sürekli bir “denge bozma–denge kurma” döngüsüne mahkûm ediyor. Savaş bitmiyor, barış da gelmiyor. Çünkü istikrarsızlık, küresel sermaye için hem ekonomik hem siyasal hem de ideolojik olarak kârlı bir durum yaratıyor.
Küresel sistemin sermaye döngüsü artık yalnızca mal ve para akışları üzerinden işlemiyor, Bilgi, Veri, Algoritma ve Güvenlik üzerinden yeniden örgütleniyor. Finansal piyasalar, algoritmik işlemler, yüksek frekanslı ticaret, gölge bankacılık, vergi cennetleri, kripto varlıklar ve merkez bankası Dijital paraları, Ulus-Devlet sınırlarını aşan ama Devlet aygıtlarını kendi hizmetine koşan yeni bir sermaye egemenliği yaratıyor. Bu yeni egemenlik biçimi, klasik kapitalist birikim modellerinden farklı olarak, hem maddi üretimi hemde toplumsal yaşamın tüm alanlarını veri akışları üzerinden kontrol eden bir yapıya sahip. Bu dönüşümün ideolojik cephesi ise “Kültürler Çatışması” söylemiyle yönetiliyor. Yüzeyde kültürel farklılıkların kaçınılmaz bir çatışmaya yol açtığını iddiası ortada net gözüküyorken, gerçekte Sınıf çatışmasını, Sömürüyü, Emperyalist tahakkümü ve Küresel sermaye fraksiyonlarının çıkar savaşlarını görünmez kılmak için kullanılan bir perde işlevi görüyor. Bu söylem, halkların ortak çıkarlarını parçalamak, sınıfsal dayanışmayı zayıflatmak ve ezilenlerin öfkesini gerçek hedeflerden uzaklaştırmak için üretilmiş bir ideolojik sis perdesidir.
Küresel sistemin yeni siyasi ve ideolojik boyutları üç eksende birleşiyor. Otoriter Neoliberalizm, Sağ-Popülizm ve Liberal-İlerlemeci vitrin. Bu üç eksen birlikte işlediğinde, küresel sistem hem baskıcı hem özgürlükçü görünen, hem milliyetçi hem kozmopolit bir hegemonya kuruyor. Bu çelişkili görünen ama gerçekte birbirini tamamlayan ideolojik biçimler, sermaye düzeninin krizlerini yönetmek, halkların öfkesini yönlendirmek ve toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek için kullanılıyor. Yeni küresel sisteme karşı Yoksul-Emekçi halkların, İşçi sınıfının, Kadınların ve Ezilen halkların kuracağı sınıf ittifakları, klasik anlamda tek merkezli bir işçi sınıfı öznesi üzerinden kurulamaz. Çünkü günümüz Kapitalizmi, emek rejimini parçalayarak sınıfın bütünlüğünü bilinçli olarak zayıflatmıştır. Bugün sınıf, yalnızca fabrikadaki işçi değil, Platform işçileri, Kuryeler, Göçmen-Emekçiler, Bakım-Emeği veren Kadınlar, kayıt dışı çalışanlar ve Dijital sömürüye maruz kalan milyonlardır.
Bu nedenle Devrimci-Sosyalist bir perspektif, sınıfı yeniden tanımlamak zorundadır. Sınıf, artık yalnızca üretim alanındaki konumla değil, güvencesizlik, borçluluk, görünmez emek, Dijital sömürü, militarizasyon ve kayıt dışı iş gücü gibi, çoklu ezilen güçler üzerinden yeniden kurulmalıdır. Kadın özgürlük mücadelesi, bu yeni sınıf tanımının merkezinde yer alır. Çünkü kayıt dışı iş gücü, hem ücretli emek piyasasında hemde yeniden üretim alanında sermaye birikiminin temel dayanaklarından biridir. Ezilen Halkların mücadelesi ise yalnızca kültürel tanınma değil, toprak, kaynaklar, dil, öz yönetim ve Anti-Kolonyal direniş üzerinden yürüyen sınıfsal bir mücadeledir. Devrimci-Sosyalist perspektifin üç temel öngörüsü, savaş rejiminin kalıcılaşması, iklim ve yaşam krizlerinin yeni isyan dalgalarını tetiklemesi, Dijitalleşmenin hem sömürü hem örgütlenme alanı olarak genişlemesi, yalnızca teorik bir çerçeve değil, aynı zamanda pratik bir mücadele stratejisi geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Bu strateji, küresel sermaye düzeninin çok katmanlı tahakküm biçimlerine karşı, aynı ölçüde çok katmanlı bir direniş hattı kurmak zorundadır.
