Savaşta, sporda, siyasette, yani mücadelenin olduğu her alanda kazanmanın bir ayağı ’emek’se diğer ayağı da ‘strateji’ olmuştur.
Zafere giden yol, doğru bir strateji ile fedakarca emek vermekle mümkündür.
Bugün Türkiye’de çeyrek asırdır iktidarda olan AK Parti iktidarının hem iktidara gelişi hem de bu uzun iktidarı, doğru strateji ve büyük bir emekle mümkün olmuştur.
Doğru strateji, yurt içinde halkın mevcut sistem ve aktörleri karşısında tükenen kredilerine karşı ortaya koydukları ‘Yeni Türkiye’ hedefiydi.
Bu yeni Türkiye’de sadece eski aktörler oyun dışında kalmayacak, aynı zamanda eski sistem de tasfiye edilecekti. Çünkü ‘sistem’ artık toplumda rıza üretemez hale gelmişti.
90’lar boyunca süren siyasi krizler, 28 Şubat, deprem ve peşinden gelen 2001 ekonomik krizi toplumda, mevcut sitem içinde mevcut aktörlerle çözüm olmayacağı, inancını pekiştirmişti.
Strateji tabii ki sadece buna dayanmıyordu. Uluslararası tabloda da aslında mevcut sitemin müesses yapı için ‘Kullanışlı olmadığı’ tezini de kendi lehinde bir koz olarak kullandı.
Nitekim ABD için, hazırladığı Irak işgali planında Türkiye’deki sivil, bürokratik ve askeri iktidar odaklarının hiç biri ‘elverişli ortak’ değildi.
Kendileri açısından kolaylıkla işbirliği kuracakları bir tek parti iktidarı lazımdı ve AK Parti’yi kuranlar daha parti kurulmadan önce ABD ile kurdukları temaslarla bunun ‘güvencesini’ veriyordu.
Kemal Derviş’in uygulamaya koyduğu ekonomik programı taviz vermeden en az 5 yıl uygulamak konusunda da mevcut koalisyon IMF ve finansal efendilere güven vermiyordu.
AK Parti bu konuda da ‘eğer güçlü bir tek parti iktidarı olursak programdan taviz vermeyiz’in garantisini hem IMF’ye hem de finansal efendilere vermişti.
Sonrasında yaşananlar, uygulanan politikalar ve ‘deliğe süpürmeyin’ çıkışı da, tüm bu söylediklerimizin bir tahminden öte yakın geçmişin kabaca bir röntgenini çekmekten ibaret olduğunu da ortaya koyuyor.
İşin emek kısmına gelince, AK Parti teşkilatlarının sokak sokak, ev ev, kapı kapı gezerek ortaya koydukları büyük emeği ve partinin üst kadrolarının da ilk yıllarda buna denk gelen bir koşturma içinde olduğu inkar edilemeyecek bir gerçek.
CHP’nin başını çektiği muhalefet, çeyrek asra yaklaşan bu uzun iktidarı sonlandırmak için uzun süredir mücadele ediyor.
2023 seçimlerinde otoriter bir yönetimi sandıkla sonlandıramaya çok da yaklaşmıştı.
Ortada o dönem işleyen bir strateji ve altılı masanın bazı aktörlerü için de ‘yoğun bir emek’ ile verilen mücadele vardı. Ancak seçim kazanılamadı ve Altılı Masa’nın ortak adayı Kemal Kılıçdaroğlu %48 oyda kaldı. Bu sonuç, ‘bu kez galiba başaracağız’ diye düşünen muhalif seçmen üzerinde büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Parti içi muhalefet ise seçimin neden kazanılamadığının muhasebesini yapmak yerine, muhalif seçmenin kaybetmekten dolayı yaşadığı öfkeyi yaşadığı öfkeyle yelkenlerini şişirerek ve başka da ‘kolaylaştırıcı’ faktörleri devreye sokarak parti içi iktidarı ele geçirdi.
Seçimlerin üzerinden yaklaşık 3 yıl geçti ve bugün CHP’de yine 3 yıl önceki tartışma yeniden tedavüle girdi:
‘Kazancak aday kim?’
Mevcut durumda Ekrem İmamoğlu denklemden çıkmış görünüyor. Geride kalan iki forvetten biri olan Mansur Yavaş’ın durumu ile belirsiz. CHP’ye yakın kimi medyanın ve parti içi elitlerin eğilimlerine bakılırsa Özgür Özel’in adaylığı için bir engel görünmüyor.
CHP’nin ilk seçimde cumhurbaşkanı adayının Özgür Özel olacağını 38. Kurultaydan bu yana ısrarla savunan biri olduğum için benim için sürpriz olmayan bu tablo birileri için şaşırtıcı olsa da adım adım örülen bir süreçten bahsediyoruz.
Gelelim CHP’nin adayından bağımsız olarak izlediği stratejiye.
Araştırma şirketlerinin açıkladıkları anketlerde çıkan yüzde 35-40 bandındaki ‘kararsız seçmen’ kitlesi de, ‘ülkenin sorunlarını hiçbir parti çözemez’ diye düşünen yüzde 60’ları bulan seçmen kitlesi de CHP elitlerinin dikkatini ‘Erdoğan karşısında hangi aday ne kadar oy alır’ sonucu kadar çekmiyor.
Çünkü CHP’nin stratejisi tamamen bunun üzerine kurulu. Ve aday olarak öne çıkan isimlerin en büyük arzularının da ‘Erdoğan’ı yenen lider’ olrak hem CHP hem de ülke tarihinde yer almak.
Fakat bu durum bir yandan Erdoğan için ‘yenilmesi güç lider’ algısını pekiştirirken diğer yandan da ‘tek adam rejimi’ diye adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini de zihinlerde tahkim ediyor.
Oysa CHP stratejisini ‘Erdoğan’ı yenecek aday’ belirlemek değil, ‘Erdoğan’ın kurduğu sistemi sonlandıracak irade’ üzerine kurulmalı.
Bunun iki temel nedeni var.
Birincisi, Erdoğan’ın bugüne kadar oy kullanmış her 3 seçmenden 2’sinin oyunu en az kez almış bir lider olarak yarattığı alışkanlık. Bu alışkanlık ise seçmenin kararsız kaldığı durumda ‘bilineni seçme’ eğilimini güçlendiriyor.
Seçmenin ‘denenmemişi deneme’ diye adlandırılan ve iktidar değişimi ile sonuçlanan davranışı göstermesi ise ancak rahatsızlık duyulan mevcut sistemi sonlandıracak bir alternatif görmesi halinde mümkün oluyor.
CHP’nin temel iddiası, Erdoğan’ın çevresinde liyakatli ve nitelikli kadroların kalmadığı ve bu nedenle yönetimsel zaafiyet yaşandığı yönünde.
Bu durumda sadece lideri yenmeye odaklanan strateji, CHP’nin görece üstün ve güçlü olduğunu düşündüğü kadro konusunda öne çıkmasını gölgeliyor.
Bunun dışında en önemlisi ise yoksulluk yaratan ve bu yoksulluğu giderek derinleştiren bir sistemi sonlandıracak ‘alternatif program’ üzerinde yoğunlaşmayı ikinci plana itiyor ‘kazanacak aday‘ tartışmasını ısrarla sürdürmek.
Lenin’in meşhur ‘zayıf halka’ teorisi vardır. Teoriye göre emperyalizm en zayıf halkasından yıkılmaya başlayacaktır.
CHP ise çeyre asırlık iktidarın en zayıf halkasına -program ve kadro- vurmak yerine o iktidarın en güçlü olduğu liderliğine karşı bir strateji kurarak baştan dezavantajlı duruma düşüyor.
Erdoğan’ın her seçimde kendi partisinin üzerinde bir oy oranına sahip olduğu bir gerçek.
2002’de eski sistemi ve aktörlerini emekliye ayıran seçmen kitlesi büyük oranda değişmiş olabilir. Ancak toplumların raahtsız oldukları mevcut sitemi kendi oyları ile değiştirme arzusu hala yerli yerinde duruyor.
Yeter ki doğru strateji, güven veren bir program ve kadro ile o kitlenin karşısına çıkılsın ve gerçekten başarı için herkes ’emek’ versin.
Stratejideki hata uygulama planlarında düzeltirilebilir. Ancak temel strateji yanlış olduğunda bunu sahada taktik hamlelerle telafi etmek mümkün değildir.
Değnekle fili dürtmenin alemi yok. Eğer fili devirmek istiyorsanız, sağlam ve sabırlı bir stratejiniz olmalı. Aksi halde filin ayaklarının altında ezilmek kaçınılmaz olacaktır.
